İLET(EBİL)MEK

Abone Ol

-Anneeeee! Biliyor musun, bugün Almancadan sınıftaki en yüksek notu alan benim!

- Aferin benim akıllı kızıma, Ayşe’me. Birazcık daha gayret etsen İngilizceden de alabilirsin aslında. Hatta matematik ve fiziğini de düzeltebilirsin.

-Off anne ya offfff…

Ve Ayşe öfke ile dönüp arkasını gitti odasına…

*************************************

Sizce neden “Off anne ya offfff” dedi, niye öfkelendi Ayşe. Kısa bir süre düşünmenizi istiyorum. Bu türden diyaloglar ve sonrasında çocuğumuzun takındığı tavırlar… Tanıdık geldi mi? Hemen her evde, çoğu akşam yaşanılan bir durum bu. Peki ya sonrasında hissedilenler. Kimde iyi duygular, kimde hasarlar bırakıyor acaba?

****************************************************************

Ayşe orada -belki de ilk defa- tadıyordu, sınıfta 1. olabilmenin sevincini. Ve bu coşkuyla, hislerini paylaşacak kişi olarak annesini seçmişti. Ya anne ne yaptı dersiniz?

*************************************************************

 Kısa bir takdir cümlesi ve hemen ardından, kafasındakileri boca ediverdi Ayşe’ye. Çünkü Ayşe İngilizce de biraz, ama matematik ve fizikte oldukça kötü, değil mi? Yukarıdaki kısacık konuşmadan, bunu, hemen hepiniz anladınız sanırım.

Anne, kızının sevincine ortak oldum zannederken, aslında onu ne kadar yaraladığının hiç de farkında değil. Kendisinin evladına destek olduğunu, onu gayrete getirdiğini düşünüyor. Hâlbuki Ayşe’nin, annesinden, beklentisi çok daha farklı idi. Belki bir öpücük, belki minik bir kutlama ve onaylama. İstediği sadece sevincinin paylaşılması idi, bir iki sevinç sözcüğü ardına yapıştırılan nasihat cümleleri değil.

***

Danışanlarımda çok sık rastladığım şeylerden: “Hocam çocuk bizimle hiçbir şeyini paylaşmıyor.” “Sorsak da anlatmıyor.” “Her sorduğumuz soruyu geçiştirerek cevaplandırıyor.” “Arkadaşlarıyla çok sıkı fıkı ama bize hiç yüz vermiyor.”

 Çocuklarıyla alakalı sık sık işittiğim şikâyetlerin başında bu gibi cümleler geliyor.

***

 Karşı taraftan yeterince anlaşılamamak, anlaşılmadığını hissetmek, duygu ve düşüncelerinin göz ardı edildiğini düşünmek…

 İster eşler arası iletişimde olsun, ister ebeveyn-çocuk arasında olsun, çoğu zaman karşımızdaki kişiyle empati kurmadan, sadece kendi duygu ve düşüncelerimize konsantre oluyoruz.               Söylenileni, anlatılmak istenileni anladığımızı düşünüyoruz. Bir yanılsama içerisinde olduğumuzu fark etmiyoruz. Sonuç, en yakınımızda olmasını istediklerimizi kendimizden uzaklaştırmak.

***

Geleceğimizin mirası olan çocuklarımız. Çocukları yetiştiren de biz aileleri. Toplum adına, ruhsal açıdan sağlıklı çocuklar yetiştirmek, üzerimize düşen en önemli görevlerimizden… Ancak bunun ne kadarını başarabiliyoruz.

 Aileler kimi zaman, bu konuda bilinçsizce davranıp, yanlış yapabiliyorlar maalesef. Ve bu yanlışlar düzeltilemediği gibi, ne yazık ki pekiştirilerek bir sonraki nesle de aktarılıyor. Toplumumuzda bedenen sağlıklı ama, ruhsal yönden sağlıksız, mutsuz bireyler giderek hızla çoğalıyor.

***

İletişim, sadece sözcüklerden müteşekkil değildir. Kişilerin birbirlerine vermek istedikleri mesajlar dışında, vermek istemedikleri mesajları da kapsayan bir süreç. Kişilerin ailesi, iş ve arkadaş çevresi ile kurduğu etkileşimler, kullandığı iletişim şekliyle alakalıdır.  Kişi bazen karşısındakine belli etmek istemediği bir durumu, hiç konuşmaksızın, vücut diliyle, duruşuyla da yansıtabilmektedir. Çünkü iletişim tek yönlü değil, birçok vasıta ile gerçekleştirilen bir süreçtir. Örneğin, yakın çevrenizde, bakışlarıyla dahi anlaşabilen epeyce karı-koca vardır.

***

Yaşamdaki başarı seviyemiz,  ilişkilerimizde, kullandığımız iletişim yöntemlerinin doğru olması ile sağlıklı bir şekilde yürütülebilir. Anlatacağımız şeylerin tam anlamıyla, bizim istediğimiz haliyle anlaşılabilmesi için bu iletişim kanallarını en doğru biçimde öğrenmeli, gerek kal dili gerekse hâl diliyle kendimizi eksiksiz, doğru bir şekilde ifade etmenin yöntemlerini öğrenmeliyiz.

İletişim yöntemlerini yeterince kavramış bir kişi hem iletmek istediği şeyleri etkili bir şekilde iletir, hem de karşısındakinin, kendisine ne anlatmak istediğini, duygu ve düşüncelerini tam olarak çözümleyebilir.

Ancak bundan sonra daha mutlu ve huzurlu bireylerden oluşan; sevincin ve hüznün paylaşıldığı aileler inşa edebiliriz.