Bir döneme damga vuran Mert Çelik Fabrikası'nın Kurucusu, çektiği filmlerle de adından söz ettiren Mehmet Tanrısever, Konya bağına vurgu yaptı: "Hangi konumda olursam olayım, sonuçta soyum Konya'da. İnsan soyu ile iftihar eder. Ben de hep iftihar duydum, Konya'yı hayatımdan hiç çıkarmadım."

 

Mehmet Tanrısever, kendisini iki kanatlı olarak nitelendiriyor. Biri sinema, biri de sanayi. "İşadamı kimliğimle para kazanma zanaatını öğreniyorum, bir taraftan da kazandığımız parayla ruhumu dinlendiriyorum" diyen Yapımcı, Yönetmen, Sanayici Tanrısever, kurucusu olduğu Mert Çelik Fabrikası'nın kapılarını Yenigün için açtı. Gerçi bugün fabrikanın idaresini başkalarına devretmiş olsa da kendisine ayrılmış bir idari ofiste, başka yatırımlar ve projeler peşinde. Mehmet Tanrısever ile Mert Çelik'in bulunduğu İstanbul-Esenyurt'taki yerinde bir araya geldik.     

Mehmet Tanrısever kimdir?

Konya'da 1953 yılında dünyaya geldim. İlkokulu bitirir bitirmez çalışma hayatına atıldım. Bir zamanlar Türkiye'nin önemli firmalarından biri olan Mert Çelik'i kurdum. Aynı dönemde sinema ve sanata da ilgi duydum. İlk olarak yapımcı kimliğimle Minyeli Abdullah filmi ile Türk sinema hayatına adım attım. Bu filmin başarılı olması üzerine devamını çektim. Yönetmen kimliğim ile de 1991'de Sürgün filmiyle seyirci karşısına çıktım. Bu filmle uluslararası 45. Salemo Film Festivali ve 11. Taşkent Film Festivalinde ödüller kazandım. Aynı dönemde birçok yerli filmin de yapımcılığını üstlendim. Kişisel hayatım ve dünyaya bakış açımla ilgili konuları içeren 'Varolmanın Yolunda Zengin Olmak' adlı bir kitap yazdım. 2011 yılında Hür Adam filmi ile Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin hayatını sinemaseverlerin ilgisine sundum. 

İSTANBUL BİR UMUTTU

Köyden kopup, ilk İstanbul'a gelişiniz. . . Zor oldu mu? 

Şehir, ilk 5-6 ay çok zor geldi. Köyümün sularını özledim. Bu şehir hayatı bayağı garipti. Şehirde parayla satılan suyu, köyde bedava içiyordum. Ama şehir umuttu aynı zamanda benim için. Şehir zenginlik demekti. Büyülü bir hayaldi. Bir okuldu. Ailem, gidip bir meslek sahibi olmamı istiyordu. Bizim köyden, şehre, umutlarının peşine çok giden vardı. Akrabalarım, büyüklerim, arkadaşlarım… Ben de gitmeliydim. Yoksulluktan kurtulmalıydım. 

İŞÇİLERE DANS TEKNİĞİ

Bir zamanlar Mert Çelik, üretimde, ihracatta aktifken işçilere çeşitli teknikler uyguladığınızı duyduk. Müzikle, dansla verimi arttırmaya yönelik. Doğru mu böyle bir şey?

Doğrudur. Film setlerinde öğrendiğim motivasyon tekniklerini sahibi olduğum Mert Çelik fabrikasındaki işçilerime uyguluyordum. Personel, güne dans ederek başlıyor, öğle arasında tiyatro sahnesinde rol yapıyor ve akşam havuza girdikten sonra evlerine gidiyorlardı. Bunun dışında da ülke gündemindeki konuları uzmanlarının ağzından dinleme şansı buluyorlardı. Mesai 7.50'de başlar, fabrikanın dev konferans salonuna toplanan işçiler 10 dakika Türkçe Kur'an- ı Kerim dinledikten sonra, onlara hayatın anlama ve Türkiye gündemiyle ilgili bir konferans verirdim. Ardından asıl işlerinin başlarına dönerlerdi. 

Bozkır'da veya Konya'da şu an herhangi bir ailevi bağınız var mı?

Bozkır ilçesinin Bağyurdu köyündenim. Şu an birinci dereceden akrabam kalmadı köyde. Köyümüz kasabanın en iyi köylerinden biriymiş. Sonra ekonomik nedenlerle, başta İstanbul olmak üzere şehre göç etmiş köylüler. Ben de o vakit şehre göçtüm. Köyümle bağım kopmasın diye geçen yıl köyüme güzel bir ev inşa ettirdim. 

Yıllar geçmiş, çeşitli badireler atlatmışsınız ama hâlâ memleketinizle, doğup büyüdüğünüz yerlerle bağınız devam ediyor.

Elbette ki. Zaten bağın koparsa Allah muhafaza soysuz olursun. Hangi konumda olursam olayım sonuçta soyum Konya'da. İnsan soyu ile iftihar eder. Eğer sen soyundan nefret edersen nasıl gelişirsin? Ben hep Konya ile iftihar ettim. Konya'yı hayatımdan hiç çıkarmadım.

Çocukluğunuzun belirli bir evresi köyünüzde geçmiş. Bu evreye dair hafızanızda neler var?

Köyde yaşam yokluklarla bezenmişti. Mesela şekerimiz yoktu, çay içerken pekmez koyarak tatlandırıyorduk. Tabii o günler zor günlerdi. Kurbandan kurbana et görürdük. 

Yokluktan bugünlere… Bir şükür muhakemesi yapar mısınız?

Yapmaz olur muyum? Toroslardan kavurma getirtiyorum, ısıtmadan tüketiyorum. Yani o zaman tadamadığım damak tadını, bugün tadıyorum. Nimet önüme geldiğinde açlık çeken insanlar aklıma geliyor. Nimetin önemini, kıymetini bir kez daha idrak etmiş oluyorum.

Bir döneme damga vuran, mutfak gereçleri üreterek, ihraç eden Mert Çelik'e gelmek istiyorum. 

Evet, 1976 yılında kasada 500 dolar parası olmadan, borçla, bir iki eski ve bozuk makine ile işe başladım. Askerliğimi yapmış, henüz 23 yaşındaydım. En büyük ilkem; yalan söylememekti. Firmamın ismini Mert koydum. Yanlışlıkları gördüğüm için, iki yüzlülüklere, aldatmacalara şahit olduğum için, kötülükler mat olsun diye, firmamın adı Mert oldu. Amacım; her zaman için çok çalışmak, disiplinli olmak ve güzeli başarmaktı. Çok şükür bunu başardım. Tabii bugün Mert Çelik'in idaresi bende değil. Bir başka birine devrettim.   

 HAYATI PROGRAMLADIM

Hem bir işadamı hem de bir sanatçı. İkisi bir arada nasıl yürüyor, paylaşır mısınız?

İşadamı kimliğimle para kazanma zanaatını öğreniyorum, bir taraftan da kazandığımız parayla ruhumuzu dinlendiriyoruz. Yani sanatla iştigal oluyorum. Önce yapımcılık yaptım. Sonra yönetmen olmaya karar verdim. Çektiğim filmler yurt dışında ödüller aldı. Bunlar benim için büyük motivasyon oldu. Her şeyi program içinde, planlı bir şekilde yapmaya çalıştım. Bu da zor işlerin üstesinden gelmeme yardım etti. Sinema dünyasında başarılı olmamın, birçok ödüller almamın sırrı da bu olsa gerek. Ömrüm boyunca çalıştım, azmettim. Neticesinde bir fabrika kurdum. Ürettim ve üretimin heyecanını yaşadım. Sinemayı da seviyorum. Sinema benim aşkım, hayata bakışım, hayalim, fikrim her şeyim. Sanatsız yaşamak, nefessiz yaşamak gibi. Öyle sanıyorum ki, 80 yaşıma da gelsem, film çevireceğim.  

Hayatınızı konu aldığınız bir kitabınız var; 'Varolmanın yolunda zengin olmak' diye. Ne demek bu? Anlatır mısınız?

İnsan hayatta var olmak için beslenmek, barınmak zorunda ve fiziki-ruhi sağlığını korumak zorundadır. Kalbini mutmain etmek durumundadır. Çünkü varolmanın yolu buralardan geçer. Tüm bunları iyi yaparsan zenginsin demektir. Neticesinde de Allah'ın razı olduğu bir kul olmayı başarıp, Cennet'e ulaşmaktır zenginlik.

Hür Adam filmine gelecek olursak; birçok Allah dostu var, Hakk yolunda ömür tüketen, siz Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'ni konu almışsınız. Nedir tercihinizdeki neden, öğrenebilir miyiz?

1980'li yıllarda Üstad Bediüzzaman Said Nursi'nin hayatını okuma fırsatım oldu. Akabinde risalelerle tanıştım. Sonuç itibariyle üstadın hayatı çok hoşuma gitti. 

Hayatının hangi yönü, safhası hoşunuza gitti?

Ömrü boyunca verdiği mücadele, Hakk için çektiği çile, gösterdiği sabır… Tüm bunlar beni etkiledi. Hep dik durmuş. Allah'tan başka kimseye minnet etmemiş. Ve 'ekmeksiz yaşarım ama hürriyetsiz yaşayamam' demiş. Bu derece dinine, vatanına, milletine bağlı bir mübarek. E dünya görüşüm itibariyle de Said Nursi ekolünden gelenlere yakındım. 

Bugünlerde neler yapıyorsunuz?

Konya'nın belirli bölgelerine güneş enerjisi ile ilgili çeşitli yatırımlarımız var. Onları takip ediyorum. Sinema hayatımla ilgili projeler var. Ancak ekonomik sıkıntılardan dolayı bu projeleri şimdilik erteledik.  'Çanakkale El Bozkır-i' yani Çanakkale'deki Bozkırlıları konu alan bir film bir de, 'Bozkır, kuşlara bak kuşlara' diye 1960'lı yıllarda Bozkır'da geçen iki arkadaşın hikayesini konu alan çalışmalarımız mevcut. 

RUHUM MEST OLUYOR

Genelde Konya, özelde de Bozkır sizi dinlendiriyor, rahatlatıyor diyebilir miyiz?

Kesinlikle. Her gidişimde özel arabayla gidiyorum ki, yavaş yavaş, göre göre, hissede hissede o toprakların kokusunu içime çekeyim, anılarım tazelensin, ki ruhum mest olsun.

Son olarak eklemek istediğiniz varsa, buyurun.

Hayat devam ediyor, çalışmak çok güzel.

PAZARTESİ SOHBETLERİ - MUSTAFA GÜZEY

Muhabir: Sibel Candan