Duman rengindeki kalemini kır be üstat! Derde doymuş, umudunu yitiren kalem, kelimelerin arasındaki boşluklara akıttı gözyaşlarını! Cümleler sele kapılarak boğuldu. İçimi kararttı, kol gezen hüzün dumanı!
Üstat, sen yazdıkça bir keder sarar benliğimi! Elimden de bir şey gelmez hani... Derdine eşdeğer hüzünler yaşarım. Her cümleyi, mantığımla baş sallayarak onaylarım. Ortak acılarda, yalnız olmadığımı hissederek avuturum kendimi...
Her gece bozuk bir umudu hayat kumbarasına atarım. İleride güzel günlersatın alabilmek için! Gece sabahına, kış yazına kavuşur kavuşmasına da zamanın keyfini arafta beklemek yoruyor tüm hayalleri!
Ne güzel söylemiş Mevlana; Susmak cümlenin istirahat halidir. İstirahat bitince çıkan cümle dinç olur. Çok konuşup cümleyi yorma, yoksa cümle âlem yorulur!
Gece, tüm dertlerin hayalet gibi ortada fink attığı bir zaman dilimidir. Her köşede bir diğeri bekler insanı sıkıntılarla korkutmak için! Ürkek bir çocuk hissi gibikorku dolu geçer her dakika!
Lâkin bazıları için tılsımlı, sadık bir dert ortağıdır gece... Karanlığın ortasında duran yıldızların gözlerinin içine baktığını gördüğünde mimiklerindeki çocuklukla kalkanın olan yüreğini ele verdiğini hissedersin. Sıralanır kelimeler birbiri ardına! Hayaller gevrek gevrek güler hayalet olan dertlerin suratına! Karanlıklar ardında ne aydınlıklar saklıdır oysa...
Ağır başlı gülümseyişler takınman lazım yüzüne! Dik ve kararlı bakışlar! Şu hayat meydanında bir duruşun olmalı! Kafa tutmalısın tüm olumsuzluklara! Acıların, dibine kadar vursa da ruh olgunluğuna erişmen lazım! Gece karanlığının aheste müziğini sevmelisin. Ritmi alıp götürmeli seni kendi ütopyana! Kendi öz benliğini kirletmeden,huzuru iliklerine kadar hissetmelisin.
Bir içten gülüşünle ışısın gecen! Yıldızların parlaklığı ile kirpiklerin gölgelesin yüzünü! Gözlerin hayatının gökyüzü olsun. Tüm umutları bir bir as semaya! Dünya tepeden tırnağa senin olsun. Dünyanın buzlu camları buğulansın umudunun sıcacık gelişiyle! Rüzgârda titreyen hayal dalların, yeşillensin yeni filizlenen meyve çiçeklerinle! Düşsün yüzünün sabahından, ömrünün akşamına bir düş inceliği! Sarsın seni fecr-i sadığın sahiplenişi!
Kim demiş yürek umuda küser diye! Neler geldi geçti bu ömür hanesinden! Hüzün de gelse misafirimdir dedik, başımızın üstüne yer yaptık. Ağırladık en âlâ hayallerimizden hazırladığımız mezelerle! O hüzünlü şiirlerin mısralarını bir bir sıralarken, neşeli kelimelere ışık tuttu tebessümümüz!
Oysa bir çocuk yanım gizlidir içimde! Arkadaşlarımın bana yakıştırdığı çitlembik tabiriyle hiç büyümeyecek bıcır bıcırolan! Kabına sığmayan, haylaz, ufak tefek! Doğal, cana yakın, neşeli!Ve hüzünlü yanım, mağrurluğum! Bir de cesur yanım var ki hepsinden hallice esir alır beni! Başı eğilmez, deli dolu, gözü kara!
Dalıp dalıp gitmelerim var benim! Bir kahve yapar, geçmişi davet ederim karşı sandalyeye! Ben de kırk yıl hatırı vardır mazinin! Kahvemin bol köpüklü damağa dokunan yumuşaksı dokusu ve dibe çökmüş telvesinin kendine hayrı olmayan vazgeçmişliği ile kendimden geçerim.Bardağımdaki akışkanlığının, kendi iç şeklimi alan zarifliği ile!
Belli belirsiz bir dengesizliğim de var benim. Gözyaşlarımı siler, gülücükler saçarım. İçim harabe iken saray keyfi sürer, geceme bir gündüz ısmarlarım. Eh, biraz deli fişek, biraz da mağrur! Hayat be üstat!..Haydi, bir şiir daha kelime kelime savur! Ben de baş sallayayım haklı olduğunu söylercesine!
Beni mesut edecek nedir, ne gibi bir şeydir?.. Onu da bilmiyorum. Hayatımın başı ve sonu belli! En azından ortasını kaçırmadan yaşamalıyım.
Dokunsun yüreğinize her kelime! Sessiz seslerin anlamıyla anlamlanmak dileğiyle! Mutlu ve mesut kalın yazı dostlarım.