Hocam Sular Kesikti

Abone Ol

Bir yazar nasıl yazar? Belki de bundan önce sorulması gereken soru, bir yazın işçisi nerelerden beslenir olabilir. Zira bir aşçının pişirerek sunumunu yaptığı yemek o hale gelmeden önce birçok merhaleden geçer. Bir kere malzemeyi iyi seçmeli, kaliteli,  güvenilir ürünleri tercih etmeli, o malzemeye en uygun baharat ve soslarla zenginleştirmeli, hizmet sunduğu coğrafyadaki insanların damak tadına hitap etmeli ki yemek lezzetli olsun ve kabul görsün. Fakat bunu yaparken tekrara düşmemek önemlidir. Çoğu zaman mesele aynı malzemeleri kullanarak farklı lezzetlerde ortaya koyabilmektedir. Esas önemli nokta odur ki aşçı özgünlüğünü böylelikle ortaya koyar.

İşte tıpkı bunun gibi bir yazar da fikirlerini olgunlaştırmak için okumalı, gözlemlemeli gerekirse bir konu hakkında birden fazla görüş ve olasılık belirtebilmeli; özetle insanı ve hayatı birçok boyutuyla değerlendirmelidir. Tabi bu kadarı yetmez. Tüm bu topladığı malzemeyi konsantre hale getirerek okuyucuya kolay anlaşılır bir biçimde yansıtmalıdır. Anlatmak istediği bir konuya yoğunlaşmak ve konuyu dağıtmadan meramını doğru cümlelerle anlatabilmekte göründüğü kadar kolay değildir.

Önceki yazılarda vurguladığım gibi yazın sanatı organiktir. Basitçe ifade etmek gerekirse düşüncelerin, hayallerin, duyguların anlamlı ve uyumlu şekillerde bir araya getirilerek kâğıda aktarılması işidir. Fakat gerçekte bu kadar basit değildir. Organiktir dedimse elbette ki tırnağın ya da saçın uzaması gibi kendiliğinden oluşmaz. Sancılı bir süreçtir; tıpkı bir bebek gibi emek ister, özveri ister, içtenlik ister. Sonrasında fazla beklenti içine girmemeli onun doğal gelişiminin bir parçası olarak onunla beraber gelişmeli yeni ufuklar keşfetmeli yazdıkça olgunlaşmayı kendine yeter görmeli ve başka ihsan istememelidir.

Cumhuriyet tarihimizdeki çoğu yazara baktığımızda yukarıdaki beklentisizlik fikrini doğrular nitelikte bir dolu örnekle karşılaşmak mümkündür. Bugün üstat kabul edilen pek çok yazarımız bazen yalnızca halkı bilinçlendirmek, çalıştığı gazetenin kapatılmasını engellemek amacıyla kendinden fedakârlık ederek yazmayı sürdürmüştür. Çünkü yazmak maddi beklentilerin ötesinde bir tutkudur. Bir varoluş ve kendini ifade ediş biçimidir. Yazarak eğlenirsiniz, yazarak dinlenirsiniz, yazarak kendinize geçiremediğiniz sözü kâğıda kaleme geçirirsiniz.  Yazarak birisine methiyeler dizebilir, yergiler ve taşlamalarla yerden yere vurabilirsiniz. Birisinin gözlerinin içine bakarak söyleyemediklerinizi yazı aracılığıyla pekâlâ anlatabilirsiniz. Kâğıt ve kalem sessiz birer dert ortağıdır. Onun içindir ki eskilerin en önemli haberleşme kaynağı mektuplardır. Kokulu, renkli, çizgili, çizgisiz kâğıtlara aktarılan haberler, duygular mektubu alan kişinin yazanın ağzından çıkmış birer söz gibi onun sesinden ve hayali görüntüsünden dinlenir. Ondan bir parçaymış gibi kucağa basılır, koklanır ve tekrar tekrar okunur.

 Kendini besleyemeyen bir yazar tıpkı suyu çekilmiş bir baraj gibi ne üretebilir ne de kendini yenileyebilir. Yazarın kuruması demek toplumun fikir üretici kaynaklarının kuruması demektir. Bu yüzdendir ki Sovyet dönemi birçok Türkistanlı yazar sürgüne gönderilmiş ve idam edilmiştir. Basın yayının yasaklandığı ülkelerde medeniyet gelişimi durur. İnsanların üzerinde baskı kurmak kolaylaşır. O toplumda yaşayanlar bir süre sonra üç maymunu oynamaya başlar. Tek gayeleri kendilerini ve günü kurtarmaktır.

Ne diyelim Allah o toplumların yardımcısı olsun, bizim de basınımıza ve vatanımıza zeval vermesin.