Bazı haberler vardır; okuduğunuzda sadece bir bilgi edinmezsiniz, ruhunuzdan bir parça kopar. Kelimeler boğazınızda cam kırıkları gibi düğümlenir, yutkunamazsınız. Atlas Çağlayan’ın haberi de işte öyleydi.
17 yaşında bir genç toprağın altında. 15 yaşında bir başka çocuk demir parmaklıkların arkasında. Sebep? İddianameye göre sadece iki kelime: "Yan baktın."
Güngören'de yaşanan bu korkunç olay, yüzümüze o soğuk gerçeği bir kez daha çarptı. Mattia Ahmet Minguzzi cinayetinde ne hissettiysek, şimdi Atlas'ta aynısını, hatta daha ağırını yaşıyoruz. Bir annenin feryadı arşa yükselirken hukuk sistemi cezai ehliyet yaşlarını tartışadursun; asıl kırmızı alarm, toplumun psikolojik fay hatlarında veriliyor.
Bir toplum, 15 yaşındaki bir çocuğun cebine sustalı bıçak koyup, sırf bir "bakış" yüzünden yaşıtını göğsünden bıçaklayacak kadar gözünü kararttığı o karanlık noktaya nasıl geldi? Bu sadece bir asayiş sorunu değil; bu, kapımıza dayanmış derin bir psikososyal krizdir.
Freni Patlamış Dürtüler
Ergenlik, beynin "duygusal" merkezinin gaz pedalına sonuna kadar bastığı, ancak "mantıklı düşünme ve frenleme" merkezinin henüz tam gelişmediği fırtınalı bir dönemdir. Yani ergen, doğası gereği zaten risk almaya meyillidir, sonuçları tam hesaplayamaz.
Ama sağlıklı bir toplumda bu fırtına; aile, eğitim ve sevgiyle durulur. Empati denen o muazzam duygu devreye girer. Atlas'ın katil zanlısında gördüğümüz şey ise bu fren mekanizmasının tamamen iflas etmiş olmasıdır. Cebinde bir ölüm makinesiyle gezmek, o frenin zaten hiç tutmadığının, şiddetin bir "çözüm yolu" olarak çoktan ezberlendiğinin kanıtıdır. Bir çocuk, sorun çözme becerisi olarak neden sadece şiddeti bilir?
"Kırılgan Egolar" ve Sahte Erkeklik
Gelelim işin en can alıcı noktasına: "Yan bakma" meselesi. Yetişkin ve sağlıklı bir zihin için "yan bakılmak", üzerinde durulmayacak bir detaydır. Peki, sokak kültüründe bu neden ölümcül bir hakarete dönüşüyor?
Çünkü ortada "kırılgan egolar" ve yanlış öğretilmiş bir erkeklik algısı var. Kendi değerini sadece dışarıdan gelen korku üzerinden inşa eden, içi boş ama dışı sert bir kimlik bu. O "bakış", o çocuğun kırılgan egosuna yapılmış bir saldırı gibi algılanıyor. "Bana saygısızlık etti, ona haddini bildirmeliyim" düşüncesi, hastalıklı bir güç gösterisine dönüşüyor.
Bu, aslında özgüvenin değil, derin bir özgüvensizliğin şiddetle maskelenmiş halidir. Güçlü görünmek için zalimleşmek zorunda hisseden çocukların trajedisidir bu.
Diziler, Sokaklar ve Bizim Sorumluluğumuz
En temel insani yetilerimizden birini kaybediyoruz: Duyguları tanıma ve yönetme becerisi. Öfkesiyle, hayal kırıklığıyla baş edemeyen zihinler, elindeki en ilkel araca, şiddete sarılıyor.
Atlas'ın annesi adalet istiyor, sonuna kadar haklı. Hangi ceza verilirse verilsin o annenin yangını soğumayacak, biliyoruz.
Ancak biz toplum olarak; 15 yaşındaki çocukların ceplerine o bıçakların nasıl girdiğini, o öfkenin dizilerle veya sosyal medyadaki şiddet güzellemeleriyle nasıl bilendiğini sorgulamadıkça... Çocuklarımızın sadece okul çantalarını değil, ruhlarını ve dijital dünyalarını da kontrol etmedikçe; korkarım ki daha çok Atlas'a ağlarız.