Kıymetli dostlar! Dua, Rabbimizle konuşmak, derdimizi, halimizi bizzat ona arz etmektir. Bu ne büyük bir devlettir ne büyük bir nimettir.
Düşünün; Allah’ın (CC), âlemlerin rabbinin kapısını her başınız dara düştüğünde, randevu almadan, iki saat kapıda sizden önceki misafirlerin çıkmasını beklemeden çalabiliyorsunuz. Bundan büyük devlet olabilir mi? Üstelik, her seferinde “Yine mi sen?” denilmiyor. “Ne iyi ettin de yine geldin...” diye farklı ihsan ve ikramlarla karşılanıyorsunuz. Allah (CC) aşkına dostlar, bunu bildikten sonra insana istediği verilmiş verilmemiş ne fark eder. Kaldı ki “Allah Teâlâ duaları kabul eder, fakat siz Âdemoğlu acele edip, ‘Allah (CC) duamı kabul etmedi’ dersiniz de duayı bırakırsınız” buyuruyor efendimiz (SAS). Yani duada tâbiri câizse biraz ısrarcı olmak gerekiyor. Çünkü bazen Allah Teâlâ, kulunun isteyişinden o kadar hoşlanırmış ki, sırf o isteyiş hali sürsün diye biraz geciktirebilirmiş duasının kabulünü. Duayla ilgili bilmemiz gereken şeylerden bir tanesi de, dua ederken kabul olacağını umarak değil, buna kesin bir şekilde inanarak dua etmektir. Bunu da bizzat Efendimiz (SAS) bizlere talim ettiriyor ve “Yanık bir kalple dua edin, gafletle edilen dua kabul olunmaz” buyuruyor. Dua hakkında bilmemiz gereken ve kabulünün bir anlamda ön şartı diyebileceğimiz çok önemli bir şey var ki, Efendimiz (SAS) onu da bizlere haber veriyor: Duanın başında edilen hamd ve salât ü selâm. Sevgili dostlar! Eskiden olsa bunu izah etmek biraz zor olurdu ama günümüz insanına, bu hamd ve salât ü selâm şartını anlatmak çok daha kolay. Hamd ve salât ü selâm, bir kapıyı açmak için kullandığımız anahtar gibidir. Günümüzde hemen herkesin, ihtiyacı olsun olmasın bir mail adresi var. Mail atmak için ne yapılıyor? Önce internet tarayıcısı açılıyor, sonra kullanıcı adı ve şifre giriliyor, sonra yazılıyor ne yazılacaksa. Kural bu, ancak buna uyunca o internet sayfası açılıyor. İşte aynı bunun gibi, kul namazını kılıyor, ellerini semaya açıyor, önce hamd ederek Rabb’ini bildiğini, O’ndan (CC) razı olduğunu, O’na (CC) müteşekkir olduğunu arz ediyor. Sonra kavuşturulduğu İslam nimetini kendisine getiren Efendimize (SAS), evladına, ashabına, salatü selam ediyor. Ondan sonra sayfa açılıyor. Hamd ve salatü selamdan sonra “Ne dileyecekse dilesin Rabb’inden...” buyuruyor efendimiz (SAS). Bu; Allah Teâlâ’dan bir şey istemenin ön şartıdır. Tabii ki tek başına duayı kabul ettirir demek doğru olmaz. Ancak hamd ve salat olmadan edilen duanın eksik kaldığını, Allah’ın (CC) katına yükselemediğini yine bizzat Efendimiz (SAS) bizlere haber vermektedir. Kıymetli dostlar! Efendimiz (SAS) duanın kabul şartlarıyla ilgili olarak ümmetini bilgilendirmiş, vaktinden, duayı eden kişisine, dua ederken yapılacaklara, içinde bulunulması gereken ruh haline kadar birçok konuyu bizlere haber vermiştir.
DUALARIN KABUL OLACAĞI YERLER VE VAKİTLER
Duanın kabul olacağı vakitler olarak Peygamber Efendimiz (SAS) farklı hadislerinde farklı vakitleri işaret buyurmuştur. Farz namazlardan sonra, ezan ile kamet arasındaki vakitte, gecenin son üçte birinde, yağmur yağarken, Kâbe ilk görüldüğünde, Recep ayının ilk gecesinde, arefe günlerinde, Cuma günü ve gecelerinde, zemzem içilirken, iftar vakitlerinde, secdede, kandil gecelerinde, tavafta, Arafat’ta, Mina’da, Müzdelife’de, Safa ve Merve tepelerinde, Mescid-i Nebevi’de, Mescid-i Aksa’da, salihlerin kabirleri başında samimiyetle yapılan duaların kabul olunacağını Efendimiz (SAS) müjdelemiştir.
DUASI GERİ ÇEVRİLMEYECEK KİŞİLER
Peygamberlerin ümmetlerine duaları, anne, babanın evladına duası, misafirin ev sahibine duası, mazlumun zalime bedduası, hastanın duası, müminin mümin kardeşine yaptığı dua, hocanın talebesine duası, dönünceye kadar hacının duası, salih âlimin, adil idarecinin halkına yaptığı duası, salih evladın ana babasına yaptığı dua ve saçı ağarmış ihtiyarın dualarının da ret olunmayacağını efendimiz in (SAS) hadis-i şeriflerinden öğreniyoruz.