HAMZA(R.A.)
Resul-i Ekrem Hz. Hamza'yı bu durumda görünce çok üzüldü, ağladı ve şöyle dedi: Hiç kimse senin kadar musibete uğramamıştır ve uğramayacaktır. Beni bunun kadar öfkelendiren bir şey olmamıştır. Ey Resulullah'ın amcası! Ey Allah ve Resulü'nün aslanı Hamza! Allah sana rahmet etsin. İyi bilirim ki sen hısım ve akrabalık haklarını gözetir, daima hayırlı işler yapardın. Eğer yas tutmak gerekseydi sana yas tutardım. Hz. Peygamber daha sonra yetmiş (veya otuz) müşriği öldürüp aynı şekilde intikam alacağına yemin etti. Ancak, Eğer ceza verecekseniz size yapılanın misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz elbette bu sabredenler için daha hayırlıdır (en-Nahl 16/126) mealindeki ayet nazil olunca bundan vazgeçti. Resul-i Ekrem, Hz. Hamza'yı görmek isteyen kız kardeşi Safiye'ye engel olmaya çalıştıysa da Safiye karde- şinin bu musibete Allah yolunda uğradığını, Allah yolunda bundan daha beterine de razı olacağını ve sevabı O'ndan bekleyeceğini söyleyerek ısrar etti; fakat Hamza'nın cenazesini görünce gözyaşlarını tutamadı. Hz. Peygamber, Hamza'nın Allah ve Resulü'nün aslanı, şehitlerin efendisi olduğunu söyleyerek halası Safiye ile kızı Fâtıma'yı teskin etti ve şehitlerin ölmeyip cennette yaşadıklarını belirttikten sonra bu esnada nazil olan, Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetmeyin. Bilakis onlar diridirler. Allah'ın kendi lütuf ve kereminden kendilerine verdikleriyle sevinçli bir halde rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehid kardeşleri için de hiçbir keder ve korkunun bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar (Âl-i İmran 3/169-170) mealindeki ayet-i kerimeyi okudu. Hz. Hamza'nın cenaze namazını Resul-i Ekrem kıldırdı; arkasından da diğer şehitlerin namazı kılındı. Şehitler yıkanmadan kendi elbiseleriyle ikişer üçer Uhud'da topra- ğa verildi. Üzerlerindeki kıyafetler göğüs ve baş kısımlarına sarıldı, alt kısımları da kokulu otlarla örtüldü. Hamza'nın kabrini Ebû Bekir, Ömer, Ali ve Zübeyr kazdılar ve Resulullah ile birlikte defnettiler. Hamza, kız kardeşinin oğlu Abdullah b. Cahş ile aynı kabre konuldu. Resul-i Ekrem Medine'ye dönünce Sa'd b. Muâz, Muâz b. Cebel ve Abdullah b. Revâha ile ensara mensup kadınlar kendisine taziyede bulundular ve gözyaşı dökerek üzüntüsünü paylaştılar. Ensarlı kadınların ağlamayı gece yarısına kadar sürdürdüklerini haber alan Hz. Peygamber onlara teşekkür ve dua ettikten sonra evlerine yolladı. Ertesi gün de bu şekilde ağlamalarını uygun bulmadığını söyledi. Akrabalık hukukunu gözeten, mert ve titiz bir insan olan Hz. Hamza, Uhud Savaşı'nda dillere destan olacak şekilde bir kahramanlık göstermiştir. İslâmiyet uğruna kendi hayatını hiçe sayarken savaşın bütün tekniklerini kullanmış, o günün gazileri ve daha sonra hak yolunda savaşacak bütün gaziler için cesaret ve kahramanlık örneği olmuş, gazi ve şehitlerin piri sayılmıştır. Bundan dolayı İslâm tarihinde Seyyidüşşühedâ ve Esedullāh unvanları ile anılmıştır. Resul-i Ekrem'in çok sevip saydığı, maddî ve manevi desteklerine mazhar olduğu Hz. Hamza yaşadığı dönemde ilmî ve idarî faaliyetlere katılamamış, bu sebeple de kaynaklarda hakkında fazla bilgi yer almamıştır. Onun mukadderatı, bir bakıma Resulullah'ın anne ve babasının mukadderatına benzemiştir. Her ikisi de genç yaşta vefat eden ebeveyn-i resulün vazifesi, sanki son peygamberi doğurup insanlığa hediye etmekten ibaretti. Hamza'nın da görevi müslüman varlığı uğrunda elden geleni yaptıktan sonra aynı yolda şehadet şerbetini içmek ve tarih boyunca gazilerin gönüllerinde yaşamaktan ibaret olmuştur. Vahşî b. Harb Mekke'nin fethinden sonra Tâif'e kaçıp oraya yerleşti. Tâifliler, İslâmiyet'i kabul ettiklerini bildirmek üzere Medine'ye bir heyet gönderdiklerinde Vahşî de onlarla birlikte Medine'ye gelip Hz. Peygamber'in huzuruna çıktı. Amcasının şehid edilişini kendisinden dinlerken büyük bir teessüre kapı- lan Resul-i Ekrem ona bir daha gö- züne görünmemesini söyledi. Resulullah'ın Vahşî'yi cezalandırmak şöyle dursun ona kötü bir söz bile söylememekle beraber kendisini görmeye tahammül edemeyeceğini ifade etmesi, Hamza'yı ne kadar çok sevdiğini göstermesi bakımından dikkate değer bir olaydır. Hamza'nın Havle bint Kays'tan Umâre, Bintü'l-Mille b. Mâlik el-Evsî'den Ya'lâ ve Âmir adlı üç oğlu ile Selma bint Umeys'ten Ümâme adlı bir kızı olmuştu. Ümâme'nin teyzesi Esma, Cafer b. Ebû Talip'in hanımı olduğundan Hz. Peygamber onun bakımını Hz. Cafer'e vermiş- tir. Daha sonraki yıllarda Hz. Ali Resulullah'a amcasının güzel kızı Ümâme ile evlenmesini teklif etmiş, ancak Hz. Peygamber Ümâme'nin sütkardeşinin kızı olduğunu ve Allah'ın sütkardeş kızı ile evlenmeyi haram kıldığını söylemiştir. Resul-i Ekrem Ümâme'yi Mahzûmoğulları'ndan Seleme b. Ebû Seleme ile evlendirmiştir. Hz. Hamza Resulullah'tan Şu mealde bir hadis rivayet etmiştir: Allah'ım! Senden ism-i azamın ve rızayı ekberin hürmetine istekte bulunuyorum şeklindeki duaya devam ediniz. Hz. Hamza'nın türbesinin Abbasî Halifesi Nâsır-Lidînillâh'ın (1180-1225) annesi tarafından yaptırıldığı rivayet edilir. Türbenin yanına daha sonraki dönemlerde mescid ve kütüphane yapılmış, Osmanlılar zamanında buranın bakımına itina gösterilmiştir. Bölgenin yönetimi Osmanlılar'ın elinden çıktıktan sonra türbe ve çevresindeki bütün yapılar yıkılmıştır. KAYNAK: TÜRKİYE DİYANET VAKFI İSLAM ANSİKLOPEDİSİ İNANAN İNANANIN AYNASIDIR. MEVLANA