Hükümetin ve bir cemaatin başlattığı ‘dinler arası diyalog’ çalışmalarını dün Konya’ya gelen Fener Rum Patriği Bartholomeos, “Güzel şeyler oluyor” sözleriyle yorumladı. Peki, ama güzel olan ne? Kiliselerin yapılması mı yoksa geçmişte Osmanlı ve Türkiye’ye büyük zarar vermiş, azınlıklar arasında bölücülük çalışmaları yapmış bir Fener Rum Patrikhanesi’nin artık rahat bir şekilde faaliyetlerini yürütmesi mi? Bartholomeos, ''Önceki yıllara göre çok daha iyi şeyler oluyor” derken kastettiği de bunlar olmalı. Onun için hükümete memnuniyetini ve teşekkürünü sunuyor…
Buradan Bartholomeos’a soruyorum: AK Parti iktidarından önce Türkiye’de Hıristiyanlara yönelik baskı mı uygulanıyordu? İbadet yapmalarına izin im verilmiyordu? Tabii ki özgürce ibadetlerini yapıyorlardı. Bizans döneminden beri devam eden Haliç’ten haç çıkarma geleneğini dün de yapıyorlardı bugün de yapıyorlar. Kiliseler devamlı olarak ibadete açıktı. Misyonerlik çalışmalarını gerçekleştiriyorlardı. Aynı şeyleri bugün de yapıyorlar. Fakat yapamadıkları tek şey vardı oda Fener Rum Patrikhanesi’nin bölücü faaliyetleri kontrol altına alınmıştı. Ruhban Okulu’nun açılması teklifi sürekli ret ediliyordu. Bartholomeos’un ekümenlik istediği ret ediliyordu. Sanırım Bartholomeos, dinler arası diyalog çalışmaları ile bu isteklerini kabul ettirmiş olacak ki ‘Güzel şeyler oluyor’ cümlesini kuruyor.
Üstelik bu dinler arası diyalog filan sanırım Türkiye’de geçerli. Bugün halen Avrupa’nın birçok ülkesinde, Amerika’da ve İsrail’de Müslümanların camii yapmasına izin verilmiyor. Diyalog çalışmalarına katılan İsrail bugün Filistin’deki camileri bombalıyor. Amerika Irak’ta yüzlerce camiyi bombaladı. Batı Trakya’da Müslümanlar cami yapmak isteyince Yunan hükümeti yerleşim yerinden çok uzak bir yerde dağın eteklerinde yer gösterdi. Türkiye’de güzel olan şeyler neden buralarda olmuyor? Bu soru neden sorgulanmıyor. Kimlere hizmet edilmek isteniyor?
Sınırları Türkiye içinde kalan dinler arası diyalog çalışmalarının dünya Müslümanları için ne faydası olacak? Ben bir fayda göremiyorum. Gördüğüm tek fayda ise Türkiye’nin giderek benliğini kaybettiğidir…
Bugün ilçe belediyesi tarafından restorasyonu yaptırılan Aya Eleni Kilisesi tamamlanınca ne olacak. Bölgede artık Silleli Rumlar yok. Müze olarak hizmet vereceği söylentisi de söylentiden başka bir şey değildir. Kilise tamamlanınca Sille’den göçmüş Rum ailelerinin yakınları, torunları Sille’ye gelmeye başlayacak. Belki de yerleşenler olacak. Hatta o yıllarda o ailelerin torunları büyüklerinin mallarını tekrar iadesini talep edecek. O zaman ne olacak. “Sizin aileleriniz buradan göçeli yüz yıl oldu. Buralar artık bizim mi” diyeceğiz. Osmanlı tapularına bakılınca ne olacak?
Sözde soykırım iddialarını ortaya atan Ermeniler “önce uydurdukları soykırımı kabul edin daha sonra atalarımızın topraklarını geri verin” demiyor mu? Aynı durumun Sille’de yaşanmayacak olmasının garantisi var mı? Bence yok. Hele bu işe tarihte Osmanlı’ya karşı bölücülük faaliyetlerin odağı olmuş Fener Rum Patrikhanesi el atmışsa bunun hiçbir garantisi yok?
Heybeli Ada Ruhban Okulu açıldığında bu okuldan mezun olan papazlar Aya Eleni olmak üzere Türkiye’deki kiliselerde görevlendirilecek. Misyonerlik faaliyetleri tekrar artacak. Hıristiyanlar kulübü olan Avrupa Birliği, bünyesine kabul edeceği Türkiye’de Hıristiyan sayısını artırmak için elinden gelini yapacak… Türkiye’de şu anda Avrupa Birliği uğruna oyun oynanıyor fakat tehlikelerle dolu bir oyun. Bu oyuna katılmamak için de hepimizin uyanık olması şart. Tarihin tekerrürden ibaret olduğunu unutmamız gerekiyor. Yüzyıl önceki aynı hatalara tekrar düşmeye kalkarsak elimizde kalan son Osmanlı toprağını kaybetmiş oluruz. İşte o zaman tarih sahnesinden siliniriz…
Buradan Bartholomeos’a soruyorum: AK Parti iktidarından önce Türkiye’de Hıristiyanlara yönelik baskı mı uygulanıyordu? İbadet yapmalarına izin im verilmiyordu? Tabii ki özgürce ibadetlerini yapıyorlardı. Bizans döneminden beri devam eden Haliç’ten haç çıkarma geleneğini dün de yapıyorlardı bugün de yapıyorlar. Kiliseler devamlı olarak ibadete açıktı. Misyonerlik çalışmalarını gerçekleştiriyorlardı. Aynı şeyleri bugün de yapıyorlar. Fakat yapamadıkları tek şey vardı oda Fener Rum Patrikhanesi’nin bölücü faaliyetleri kontrol altına alınmıştı. Ruhban Okulu’nun açılması teklifi sürekli ret ediliyordu. Bartholomeos’un ekümenlik istediği ret ediliyordu. Sanırım Bartholomeos, dinler arası diyalog çalışmaları ile bu isteklerini kabul ettirmiş olacak ki ‘Güzel şeyler oluyor’ cümlesini kuruyor.
Üstelik bu dinler arası diyalog filan sanırım Türkiye’de geçerli. Bugün halen Avrupa’nın birçok ülkesinde, Amerika’da ve İsrail’de Müslümanların camii yapmasına izin verilmiyor. Diyalog çalışmalarına katılan İsrail bugün Filistin’deki camileri bombalıyor. Amerika Irak’ta yüzlerce camiyi bombaladı. Batı Trakya’da Müslümanlar cami yapmak isteyince Yunan hükümeti yerleşim yerinden çok uzak bir yerde dağın eteklerinde yer gösterdi. Türkiye’de güzel olan şeyler neden buralarda olmuyor? Bu soru neden sorgulanmıyor. Kimlere hizmet edilmek isteniyor?
Sınırları Türkiye içinde kalan dinler arası diyalog çalışmalarının dünya Müslümanları için ne faydası olacak? Ben bir fayda göremiyorum. Gördüğüm tek fayda ise Türkiye’nin giderek benliğini kaybettiğidir…
Bugün ilçe belediyesi tarafından restorasyonu yaptırılan Aya Eleni Kilisesi tamamlanınca ne olacak. Bölgede artık Silleli Rumlar yok. Müze olarak hizmet vereceği söylentisi de söylentiden başka bir şey değildir. Kilise tamamlanınca Sille’den göçmüş Rum ailelerinin yakınları, torunları Sille’ye gelmeye başlayacak. Belki de yerleşenler olacak. Hatta o yıllarda o ailelerin torunları büyüklerinin mallarını tekrar iadesini talep edecek. O zaman ne olacak. “Sizin aileleriniz buradan göçeli yüz yıl oldu. Buralar artık bizim mi” diyeceğiz. Osmanlı tapularına bakılınca ne olacak?
Sözde soykırım iddialarını ortaya atan Ermeniler “önce uydurdukları soykırımı kabul edin daha sonra atalarımızın topraklarını geri verin” demiyor mu? Aynı durumun Sille’de yaşanmayacak olmasının garantisi var mı? Bence yok. Hele bu işe tarihte Osmanlı’ya karşı bölücülük faaliyetlerin odağı olmuş Fener Rum Patrikhanesi el atmışsa bunun hiçbir garantisi yok?
Heybeli Ada Ruhban Okulu açıldığında bu okuldan mezun olan papazlar Aya Eleni olmak üzere Türkiye’deki kiliselerde görevlendirilecek. Misyonerlik faaliyetleri tekrar artacak. Hıristiyanlar kulübü olan Avrupa Birliği, bünyesine kabul edeceği Türkiye’de Hıristiyan sayısını artırmak için elinden gelini yapacak… Türkiye’de şu anda Avrupa Birliği uğruna oyun oynanıyor fakat tehlikelerle dolu bir oyun. Bu oyuna katılmamak için de hepimizin uyanık olması şart. Tarihin tekerrürden ibaret olduğunu unutmamız gerekiyor. Yüzyıl önceki aynı hatalara tekrar düşmeye kalkarsak elimizde kalan son Osmanlı toprağını kaybetmiş oluruz. İşte o zaman tarih sahnesinden siliniriz…