Gizli Şeker ve İnsülin Direnci: Vücudumuz Bize Ne Söylüyor?

Abone Ol

Son yıllarda artık doktorların sıklıkla kullandığı için hastalarında çok iyi bildiği sağlığımızla ilgili iki kavram kazandık. ‘’Gizli şeker’’ ve ‘’İnsülin direnci’’. Aslında bu kavramlar bir hastalık değildir ve herhangi bir belirti vermezler. Çoğu zaman fark edilmeden ilerleyen bu tablo, aslında vücudumuzun bize gönderdiği önemli birer uyarı mektubudur.

İnsülin, pankreastan salgılanan ve kan şekerini düzenleyen hayati bir hormondur. Yemek yedikten sonra yükselen kan şekerini hücrelerin içine taşıyarak enerjiye dönüşmesini sağlar. Ancak zamanla, özellikle fazla kilo, hareketsizlik ve yanlış beslenme nedeniyle hücreler insüline karşı duyarsızlaşır. İşte bu duruma ‘‘insülin’’ direnci diyoruz. Pankreas daha fazla insülin salgılayarak durumu telafi etmeye çalışır. Bir süre sonra ise sistem yorulur ve “gizli şeker” dediğimiz prediyabet tablosu ortaya çıkar. Hem şeker hastalığının ortaya çıkmasında hem de sürekli kilo almamızda temel mekanizma bu insülin direncinden başlamaktadır. Hatta kilo vermede döneminde de bize en çok zorluk çıkaran bozukluk bu insülin direncidir.

Peki vücudumuz bize hangi sinyalleri veriyor?

Yemek sonrası aşırı uyku hali, sık acıkma, özellikle tatlı krizleri, bel çevresinde kalınlaşma, kilo vermekte zorlanma, ciltte koyulaşma (özellikle boyun ve koltuk altlarında) insülin direncinin erken işaretleri olabilir. Sabah yorgun uyanmak, gün içinde halsizlik yaşamak da metabolik dengenin bozulduğunu gösterebilir.

İnsülin direncini oluşturan iki neden vardır. Birincisi fazla ve rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenme, ikincisi hareketsiz bir yaşamdır. İnsülin özellikle sabah erken saatlerinde en yüksek düzeyine ulaşmış olup akşam saatlerine kadar azalarak gelir. İnsülin varlığı demek alınan enerjinin hücrelerde yakılması demektir. İnsülin azaldığı zamanlarda alınan enerji ise depolanmak üzere yağlara gönderilir. Bu nedenle sabah beslenmesi daha çok vücutta kullanılırken akşam saatleri ve özellikle gece beslenmesi ise kilo olarak bize geri dönecektir. İnsülinin aktif olduğu dönemde sporda bu enerjinin daha çok kullanılmasına yol açacak ve kilo alımının önüne geçecektir. Bir de göz ardı edilmemesi gereken şey yeterli ve düzenli uykudur. Çünkü düzenli uyku süresine göre insülin salgılanması da düzenlenmektedir. İnsülinin bu çalışmasını rafine karbonhidratlar, aşırı şekerli beslenme, zamansız yemek yeme ve hareket etmeme uzun dönemde bozmakta; bu nedenle insülin direnci oluşup devamında gizli şeker ve en sonunda şeker hastalığı oluşmaktadır.

Ne yapmalıyız?

Eğer aşırı uyku hali, sık acıkma ve tatlı krizleri yaşıyorsanız; Ayrıca bel çevreniz artıyor, yavaş yavaş kilonuz artıyor ve diyete rağmen kilo veremiyorsanız potansiyel insülin direnciniz olabilir. Bunun için bir sağlık merkezi veya obezite ile mücadele merkezlerine başvurabilirsiniz. Günlük hayatınızda ise bazı şimdi anlatacağım düzenlemeleri yapmanız da olumlu sonuçlar almanızı sağlayacaktır.

- Beslenmede beyaz ekmek, şerbetli tatlılar ve işlenmiş gıdalar azaltılmalıdır.

- Tam tahıllar, lifli besinler, sebze ve kaliteli protein kaynakları artırılmalıdır.

- Özellikle ana öğün olarak sabah yemek yenilmeli akşama doğru kalorili ve şekerli gıdalar azaltılmalı.

- Akşam ise hiç karbonhidrat içerikli gıda yenilmemelidir.

- Günde en az 30 dakika tempolu yürüyüş, insülin duyarlılığını belirgin şekilde iyileştirir.

- Düzenli uyku ve stres yönetimi de en az beslenme kadar önemlidir. Günlük uykunun en az 7 saat olacak şekilde ve en geç gece 12’den önce yatılması şeklinde planlama yapılmalıdır.

Unutmayalım; gizli şeker kader değildir. Erken dönemde alınacak önlemlerle tablo tamamen tersine çevrilebilir. Vücudumuz aslında bağırmadan önce fısıldar. Önemli olan o fısıltıyı duyabilmek. Sağlık, ihmal edilemeyecek kadar kıymetlidir. Bugün atacağımız küçük bir adım, yarın karşılaşabileceğimiz büyük bir hastalığın önüne geçebilir. Çünkü vücudumuz bize hep bir şeyler söyler; yeter ki dinlemeyi bilelim.süleyman