Türk Milleti olarak son yıllarda nasıl bir dejenerasyon geçirdiysek milli ve manevi değerlerden uzaklaştık.
Avrupalılaşma, Batılılaşma, modernizm gibi budalalıklarla değerlerimize sahip çıkıyoruz diyerek değerlere zarar vermekten başka bir şey yapmıyoruz.
En kötüsü ise "Gibileştiriliyoruz!"
İşyerlerinin tabelalarına, giyilen tişörtlere, elbiselere, takılara, süs eşyalarına... bakın ya bir haç, ya bir haçlı şövalyesi, ya bir kovboy resmi, ya bir Amerikan bayrağı, ya bir gizlenmiş sex ibresini, ya bir Siyonizm işaretini... çok rahat görürsünüz.
Ama görmek için önce bakmak gerek, bakmadığımız için beyinde yavaş yavaş kabullendiğimiz subliminal mesajların esiri oluyoruz.
İşte ben buna 'gibileştirme' diyorum.
Onlar gibi olmasak da onlar bizi kendileri gibi yaşatıyor.
Bunun için de hiç zorlanmıyorlar çünkü üretim onlarda olduğu için düdüğü de onlar çalışıyor.
Bizler de onların düdükten çıkan melodilerle uyku içinde sözde Avrupalaşıyoruz, Siyonizmleşiyoruz, Hıristiyanlaştırılıyoruz... yani gibileştiriliyoruz.
Afrika'daki ilkel kabileler, gözlerini açtıklarında toprakları sömürgeci Avrupalılarda, İncil de ellerinde ise biz de uyku halinden geç uyanmadığımız takdirde o hale düşmeyeceğimizin garantisi yok...
MÜSİAD Konya Şubesi'nde konferans veren Prof. Dr. Derya Örs, "Değişen dünya düzenine hızla ayak uydururken tarihimizden ders çıkarmadan dilimizi ve kültürümüzü de değiştiriyoruz" ifadelerini kullandı.
Ve ekledi: "Konuştuğumuz dil, yaşadığımız kültür, dinlediğimiz şarkı, giydiğimiz elbiseler gün geçtikçe bizi Türk kimliğimizden uzaklaştırıyor."
Bir anlamda hoca yaşadığımız durumu doğruluyor.
Farkında olmadan ellerimizde odun, ateşin içinde yürüyoruz.
Odun taşıyoruz çünkü yandığımızın farkında değiliz!...
Dünyada bir savaş var
Bu savaş haçla-hilalin savaşıdır.
Bugüne kadar hilal haçı hep yendi ama haç kendini hiç bir zaman yenik kabul etmedi.
Mücadelesini sürdürüyor.
Kıyamete kadar bu savaş sürecek.
Sürecek ama bu savaşın içinde hilalin yanında yer alanlar kazanacak.
Onun için hilalden ayrılmadan hayatımızı sürdürmeliyiz.
Aksi takdirde hilal düşerse insanlık düşer, insanlık düşürse de hiçbirimizin Kur'an da belirtilen helak kavimlerden farklı bir sonu olmaz...
Gibileştirme çalışmasının bir benzeri de kiliseler üzerinden yapılıyor.
Kiliseler sözde dinde diyalog çalışmaları ile zihinlere öyle bir kazınıyor ki neredeyse hayırseverler kilise yaptıracak.
Yerel yönetimlerin, şahısların gayretleri ile Bizans döneminden kalma kiliseler yeniden onarılıyor, ibadete açılıyor.
Avrupa'daki, Kafkaslar'daki, Ortadoğu'daki, Kuzey Afrika'daki tarihi camiler ise bir bahane ile yıkılıyor.
Bırakın sınır dışını, ülkemizde bile; "yol yapılacak, artık eskidi, daha iyini yapacağız" sözleri ile camiler yıkılıyor.
Ve bunun adı dinler arası diyalog oluyor...
Sille'de Rumlardan kalma kilise geçtiğimiz yıllarda Selçuklu Belediyesi tarafından restorasyonu yapılmıştı.
Kilisenin bahçe düzenlemesi de yapılmış ve korumak için güvenlik görevlisi görevlendirilmişti.
O dönemde bu çalışmayı Fener Rum Patriği Bartholomeos, "Güzel şeyler oluyor" şeklinde yorumlaşmıştı.
Neyse, Sille'deki kilise ihya edilirken 2 yıldır Alaeddin Camii ve Kılıçarslan Köşkü kaderine terk edilmiş durumda.
Sultan mezarlarının bulunduğu camide güvenlik görevlisi bile yokken, duvarlarındaki çatlamalar genişlemeye devam ediyor.
Kılıçarslan Köşkü için yapılan kazı alanı kazıldığı gibi kaldı. Üzerinden iki kış geçti ve 3. kışa girildi. Bu kışta toprak kayması olmazsa camii yıkılmadan belki ayakta kalabilecek.
Dinlerarası diyalog çalışmaları ile Hıristiyanlara, Yahudilere şirin görünen yöneticilerin, iyice gibileşmeden kendi benliklerine dönmesi tarihi cami ve köşkü ayakta tutacaktır.
Aksi takdirde Konya'yı haçlılara mezar yapan Sultan Kılıçarslan'ın kemikleri sızlamaya devam edecektir.
Öyle bir Sultan'ın kemiklerini sızlatmaya da Müslüman'ın diyenin kimsenin hakkı yoktur.
Cami ve köşkle ilgili ne yapacaksınız? Yapın artık çok geç olmadan...