Geçmişin izinde bir kadim şehir: Evliyalar Diyarı Kastamonu

Abone Ol

Sınırları aşarsanız, kendinizi de aşarsınız. Yeni coğrafyalara, yeni şehirlere gitmek; bilginizi ve görgünüzü artırmanın, dağarcığınızı doldurmanın en güzel yoludur.Çünkü seyahat etmek insanı besler

Dostlar! Geçen hafta başladığımız, 2018 yılında Türk Dünyası Kültür Başkenti seçilen ve ziyaretçilerine pek çok güzellik sunan Kastamonu izlenimlerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ecdadımızdan kalma camileri, külliyeleri, konakları ve hanlarıyla muazzam bir tarihi zenginliğe sahip olan “Evliyalar Şehri”ni meraklı gözlerle gezmeyi sürdürüyoruz.

Komnenoslar’dan kalma tarihi kalede, rüzgârda azametle dalgalanan al bayrağımızı, Kastamonu Sultanisi öğrencisi olan Bayrak Şairimiz Arif Nihat Asya’nın o meşhur “Bayrak” şiirini okuyarak selamlıyoruz. Efsaneye göre Bizanslı kale komutanının kızı Moni, kaleyi kuşatan Türk beyine aşık olur. Moni, hem gönlünün hem de kalenin kapılarını bu Türk beyine açar. Durumu fark edip şaşkınlığa uğrayan komutan, kızı ile beyimizi bir arada görünce o meşhur sözü söyler: "Kastın neydi Moni?" Bu kelime zamanla evrilerek "Kastamonu" hâlini almıştır. Tabii ki bu sadece güzel bir efsane...

Buraya boşuna "Evliyalar Şehri" demedik. Anadolu’daki dört büyük evliyadan biri olan Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri Kastamonu’dadır. Bilindiği üzere diğer büyük veliler ise Mevlânâ, Hacı Bektaş-ı Veli ve Hacı Bayram-ı Veli'dir. Kastamonu'da, Şeyh Şaban-ı Veli’nin hatırasına hürmeten “Şaban” ismi diğer şehirlere kıyasla çok daha yaygındır. Ziyaretçisi eksik olmayan külliyenin avlusundaki çeşmeden akan su, zemzemi andıran tadıyla büyük rağbet görüyor. Hz. Pir’in bulunduğu bu bölgede o muazzam manevi havayı bizzat hissedebiliyorsunuz.

Külliyenin yukarısındaki mezarlıkta, son dönemde Kastamonu’nun dini ve manevi hayatına damgasını vurmuş, derin izler bırakmış olan alim, fazıl ve gönül insanı Mehmet Fevzi Efendi ile onun en önemli talebelerinden Konyalı Musa Hoca’nın kabirlerini ziyaret ettik. Kastamonu'da görev yaptığımız dönemde hayatta olan bu güzel insanlarla tanışmak maalesef nasip olmamıştı. Nice talebeye ilim, nice insana tebessüm, nice çiçeğe göz olan; sohbetleriyle insanların elinden tutup onları gönül dünyalarına mahrem ettiklerine yürekten inandığımız bu gönül erlerinin mekânı cennet olsun.

Kastamonu, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin de 1934-1944 yılları arasında sürgün olarak yaşadığı bir şehirdir. Kaldığı ev bugün restore edilmiş olup ziyaretçilere açıktır. Üstadın buradaki hayatı da ne yazık ki çile ve ızdırap içinde geçmiştir.

Şehirdeki bir diğer önemli ziyaretgâh ise Aşıklı Sultan Türbesi'dir. Görev yaptığımız yıllarda bu zatın sandukasının dizden aşağısı camekanla kaplıydı, şimdi ise kaldırılmış. O yıllarda, vefatının üzerinden 800 yıl geçmiş olmasına rağmen, mübarek zatın ayaklarını sanki bugün vefat etmişçesine bozulmamış bir hâlde görebiliyordunuz.

Özellikle Yakup Ağa ve Fatih Sultan Mehmet’in dayısı İsmail Bey külliyeleri, yüzünüzü tamamen tarihe döndürüyor. Kendinizi bir an için deve çanlarının sesini, medreselerdeki talebelerin uğultusunu ya da hanlardaki tüccarların pazarlıklarını duyacak kadar tarihin içinde hissediyorsunuz. Yakup Ağa Külliyesi'nde, Kastamonu'nun meşhur çekme helvasının nasıl yapıldığını da yerinde görüp tattık. Ayrıca Hepkebirler’in de bölgenin büyük manevi önderlerinden olduğunu burada öğrendik. Atabey Gazi Camii’nde ise cuma günleri hatibin hutbeye hâlâ kılıçla çıktığını ifade ettiler.

Ziyaretimizin en heyecan verici amaçlarından biri de Kasaba köyünde bulunan ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ahşap Mahmut Bey Camii idi. Bu caminin en büyük özelliği, ahşap işçiliğinde tek bir metal çivinin bile kullanılmamış olmasıdır. Candaroğulları Beyliği döneminde, 1366 yılında Emir Mahmut Bey tarafından yaptırılan bu cami; "bindirme" ve "geçme" tekniğiyle inşa edildiği için halk arasında "Çivisiz Cami" olarak bilinir. Caminin içi, kök boyalarla yapılmış bitkisel ve geometrik süslemelerle bezenmiştir. Caminin orijinal kapısı ise başlı başına bir sanat şaheseridir. Günümüzde güvenlik gerekçesiyle Kastamonu Liva Paşa Konağı Etnografya Müzesi’nde sergilenmekte olup, camideki yerine aslına uygun bir kopyası takılmıştır.

Daday ise bambaşka bir dünya... "Sakin Şehir" (Cittaslow) unvanını almış olan bu ilçe, aynı zamanda Bülent Ecevit’in dedesinin ve babasının memleketidir. Yeşiliyle herkesi kendine hayran bırakan bu beldenin bir de etli ekmeği var ki Konya’dakiyle hiç alakası yok. Buranınki kapalı yapılıyor ve bir tanesi bir kişiye fazlasıyla yetiyor. Daday İmam Hatip Lisesinin önünden geçerken, her kaldırım taşında eski izlerimi, sokaklarda tanıdık yüzleri ve vaktiyle oturduğumuz Adil Amca’nın o eski evini aradım. Ama heyhat! O güzelim ev de inşaat furyasının cazibesine kapılarak yıkılmış, adeta yeniden ayağa kalkmak için sırasını bekliyor.

Zaman ve yer sınırından ötürü Kastamonu’nun İstiklal Yolu’ndan, Şerife Bacı’sından, Ersizlerdere köyünden (Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal Harbi'nde tüm erkekleri savaşa gidip dönmediği için bu adı almıştır), Şapka Müzesi’nden, Mimar Vedat Tek’ten, asırlık Hükümet Konağı’ndan, Abdurrahmanpaşa Lisesi’nden ve hayran kaldığımız, aynısının Konya’da da olmasını hasretle beklediğimiz Kent Müzesi’nden bu yazımızda uzun uzadıya söz edemedik.

Yazımızı, Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli’nin o güzel düsturuyla bitirelim: "Gelişiniz güle güle, gidişiniz güle güle, her işiniz güle güle..."

Selam ve dua ile...

Not: Kastamonu’da bizlere refakat eden, rehberlik yapan, zamanlarını ayıran, bizleri bağırlarına basıp gönüllerini ve sofralarını açan başta değerli öğrencim, Hüma Hatun Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi Müdürü Ahmet Cemal Yaşar’a; Daday programımızda bizlere yol gösteren Daday İmam Hatip Lisesinden emekli öğretmen, şair Şaban Cebeci’ye; Araç ilçesinden bizleri görmek için gelen Konya İmam Hatip Lisesinden öğrencim İmam Salih Samancı’ya; bizleri Kışla Parkı’nda ağırlayan hemşehrimiz Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz’a; bizleri yalnız bırakmayan Doç. Dr. Çetin Kaya ve Erhan Dolapcı hocalarımıza şahsım ve Konya Aydınlar Ocağı yönetimi adına teşekkür ediyor, şükranlarımızı sunuyoruz.