Mü'minlerle yekvücut olma işine girmenin hayatiyetini İslam'a sadakat endişesi olan bilir. Zira ibadetler cemaatle yapılır. Namaz savaş düzeniymişçesine saf tutarak cemaatle kılınır. Ardı ardına mazeretsiz iki Cuma namazına iştirak etmeyen artık bizden değildir. Ramazan orucu topluca cemiyetle tutulur. Hac, şeytanların taşlanması ve şeytanlaşmış mütehakkimeye meydan okunmasıdır. Zekâtı müminlerin ihtiyacâtı için devlet toplar.
Bütün ibadetler bizleşmemiz ve birleşmemiz içindir. Biliriz ki, iman etmedikçe Cennet'e girilmez. Birbirimizi sevmedikçe de iman etmiş olamayız. Her bir şiiri ayet veya hadis tefsiri olan Yunus demiş ki,
Yunus der ey hoca
İstersen var bin Hacca
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir.
Biliriz ki, ömrümüzü zikrle, namazla, oruçla geçirsek dahi şayet bir 'gönül'e girememişsek Cehenneme gireriz. Şayet Müslüman isek Dünya'nın neresinde olursak olalım Kur'andan haberdar olur olmaz Kur'an bizi diğer Mü'minlerle işbirliği değil, 'elbirliği' yapmaya sevk edecektir. Sadece bir araya gelmek iktifa etmez. Hep beraberce yürünecek yola dâhil olunmalıdır. Anlarsınız ki, Dünya'nın bir köşesinde zahid, sofi pozlarıyla müreffeh bir ömür geçirmek bizi kurtarmaz. Mü'minlerle beraber bir işe/oluşa/cepheye dâhil olmak zorundayızdır.
Dünyayı nifaka boğanlar da bu vaziyeti bildiği için halis niyetleri boşa çıkarmak maksadıyla sahte cepheler/hareketler/davalar icad eder. Şayet sahte ile sahiciyi tefrik edecek salahiyetten mahrum isek ne kadar halisâne niyet taşırsak taşıyalım gâvurun açtığı sahte cephelerde harcanır gideriz.
Bütün cihanı saran nifak oyunlarına, yoluna koydukları bozuk düzen işlere zorluk çıkaracak sahici cephenin Türkiye'de saklandığını bilir kâfirler. Bunu biz bilmesek de. Bu cephenin fark edilmemesi için birçok sahte cepheyi; 'İslami Hareketler'i sahneye koyarlar. Kendisine 'İran İslam devrimi' adını veren hadise, ABD'nin eyaleti bile olamayan Suudi Arabistan'ın bayrağına kelime-i tevhid koyması gibidir aslında. Bu provakasyonlar ve sahte 'İslamî' hareketlerle Türkiye'de ve dünyanın sair yerlerinde bulunan Müslüman ahaliye sanki Türkiye dışında ve Türk'ün önderliği olmaksızın bütün Müslümanları ilgilendiren, İslami bir atılım/direniş gerçekleşebilirmiş gibi bir telkinde bulunulur. Hamas ve İhvan ismiyle müsemma teşkilatlar da bu illüzyondan nasipsiz değildir.
Hatırlayalım Lordlar kamarasında bir İngiliz lordu ne demişti? Türk'ün elinden Kur'anı almadıkça bize rahat yüzü yok. Ne demiş? Kur'anı elinden almalıyız. Kimin elinden? 'Türk'ün'. Kimden korkuyor? Türk'ten. Şu an böyle bir korku salacak Türk kaldı mı? Bu bahs-i diğer! Ancak şu barizdir ki 'This is crusade'(*) diyenlerin asıl dertleri 'Türkler geliyor'u unutamamış olmalarıdır. Bu manada islamofobi denilen şeyin Türk korkusu olduğunu da fark etmemiz icap eder.
Dünyanın neresinde olursan ol, hangi cephede 'gözü kara' mücadeleye girişirsen giriş 'Türklük'le rabıta kurmamışsan, Türkiye'nin haritadaki/tarihteki yeri ile münasebet tesis etmemişsen dünyada ceberutça hüküm süren kafirlerin senden korkusu ancak göstermelik bir korkudur. Girdiğin cephe aslında kovalandığın cephedir. Türkiye'siz dava 'İ'lây-ı Kelimetullah' davası değildir. Olsa olsa 'canını kurtarma' çabası olur.
Sen kendine ne kadar kallavi Müslüman dersen de. Türklükle irtibat kurmamışsan girdiğin faaliyet estetikten mahrum, tarihsiz ve talihsizdir.
Türklüğe gelmemişsen şiirsiz, marşsız, türküsüz, hikâyesiz, destansız, tarihsizsin. Tek dişi kalmış canavarın dişine göresin. Müslüman'san eğer 'bize mahsus bir iklim kuracağız' iddiasının davaya inkilap etmiş haline mensup olmak gibi bir gayen olmalı değil miydi? Müslümansan icbar edildiğimiz hayat formlarının neler olduğunu teşhis edip 'Lailahe' ile neyi reddedeceğini müşahhas olarak tayinle mükellef değil misin? Peki, diyelim ki 'La' diyebildik. 'İllallah' ile bize mahsus yüksek bir hayatı tebarüz ettirme davasına bağlanmamız lazım gelmez miydi?
Vakitten haberdar olan bilir 'lâ' diyerek inkâr ile mükellef olduğumuz, bütün dünyayı kulluğuna icbar eden Kapitalizmdir. Tarihten nasibi olan da bilir ki Kapitalizm 'Ant-i Türk' bir faaliyet olarak doğmuştur. Ezcümle Kapitalizmi iptal imkânı sadece ve bilhassa Türk'ün elindedir. Dünyevileşmeyle beslenen Kapitalizmi 'fâni bedene kefen yakışır' (**) diyen Türklerden başkasının zevale mahkum etmesi imkan dahilinde midir? Dört yüz yıl boyunca enflasyon, karaborsacılık yaşanmamış şehir -şimdilerde 'Dünya Kenti' olarak tesmiye edilmeye uğraşılan- bir Türk şehri olan İstanbul değil midir? Dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş 'bugün siftahımı ettim onu da komşudan al' hasleti bizim şehirlerimizde sıradan bir vakıa idi.
Kapitalizmi dışarıda tutabilecek salahiyeti haiz bir hayatın inşası yolunda yürümekten yorulmamış olsaydın bu yol seni illaki Türklüğe getirecekti. Getirmeliydi.
Bize mahsus sâlih, sahih, halis, âli, parlak bir hayat inşa etme fikrine mensup olsaydın, o hayat formunun kaybettiğimiz, hala döküntülerinin içinde yaşadığımız hayatta mündemiç olduğunu fark etmeli değil miydin? Yapılacak işin, yanı başında, içinde olduğumuz ancak kıymetini bilmediğimiz hayatın tashihi ile yeniden ihyâsı olduğunu anlamalı değil miydin?
Şayet kadr-ü kıymet bileydin, milli hayatımızın dünyanın en yüksek İslam pratiğinin mahsulü olduğunu fark eder ve kaybettiğimiz hayatın çöpe atılmasına razı olmazdın. Musikimizin Hâfız tavrından, Kur'an'ın tecvitle, tertîl üzre okunması gayretinden neş'et ettiğini anlaman gerekmez miydi? 'İmece'nin Cibril ikazından doğduğunu fehmetmeli değil miydin?
Yunus'un şiirine sırt çevirerek elde edilen şuur, Karacaoğlan'dan mahrum bir estetik, Köroğlu'ndan nasipsiz isyan ahlakı, Battal Gazi Destanı'ndan habersiz kahramanlık kimin rahatı için? 'Pembe İncili Kaftan'ı okumamış çocuklar kimin işini kolaylaştırıyor? Keloğlansız çocuklar özgürlüğü açan cesareti kimden öğrenecek?
İslam diye bir meselen var idiyse İslam Devleti/Ülkesi/ Vatanı/Milleti diye bir meselen olmalı değil miydi? Şayet böyle bir meselen var idiyse bu mesele seni vara vara 'Türkiye'ye getirmeli değil miydi? İslamî-i'tikadî hassasiyet, titizlik, kâfire üstün gelme cehdi tarihte bir milliyete inkılâp etmedi mi? Etmiş ise bu tecrübeden istifade etmeyi bize yasaklayan kim?
Tarihinden koparılmış, Türkiyesiz, Türksüz İslam ahalisinden hangi düşman korkuyor? Küfrün üstünlüğüne boyun eğmemişsen, hala 'bize mahsus bir yüksekliği tebarüz ettirmeliyiz' fikrindeysen numune-i imtisal bir hayatı hangi yüksek imkânla techiz edeceksin? Bu sorunun cevabı seni mücerred sloganlardan müşahhas tekliflere getirmeli değil miydi? Mücerred hakikatin müşahhaslaşması çabasına girmeksizin şahsiyet tesis edilebilir mi? 'Haysü'den habersiz haysiyet olabilir mi?
I.Cihan Harbinde Halife, cihâd ilan etmek zorunda kalmış iken, Dünyanın bilmem neresinde keyif çatanları, İstiklal Harbi'nde İslam'ın son kalesi, son ümidi, inmemiş son sancağı için kavga verilirken 'ticaretim fesada uğramasın'la meşgul olanları bizden mi sayacağız? Siz savaşın ağabeyler, ben Fransız/İngiliz/Yunan! bayrağı altında yaşarım, bu vaziyet de benim Müslümanlığıma halel getirmez diyenleri kimlerden sayacağız? Gazâ kaçkını veya oturaklı olarak Müslümanlık devam edebilirdi de Rasulullah (S.A.S.) Tebük Seferi dönüşünde Mescidi Dırar'ı niçin yıktırdı?
İslamiyet seni müminlerle bir olmaya aynı tarihe, aynı mukadderata, aynı cepheye -dolayısıyla aynı toprağın derdine- dahil etmeli değil miydi? Hem 'Müslüman'ım' diyeceksin hem de gavurların çizdiği; Türk'e ve Türkiye'ye bigane -giderek düşman- kalma şartına bağlı rotada yürümekten utanmayacaksın!
Bugün de mesele bir asır öncesinden hiç farklı değildir. Türk/Türkiye/ Türkçe (Kur'andan ve Kur'an harfleriyle doğmuş dil)/Türk Şiiri/Türk Musikisi/Türk Toprağı/Türk varlığı/Türk Ordusu/Türk Sancağı düşmanlarıyla omuz omuza yürümekten utanmayanlar kendilerine Müslüman muamelesi yapmamızı istiyorlar.
Müslüman olduğunu söyleyenlerin, kafir oyuncağı olmaktan utanıp utanmadığını anlamaya yarar bir mikyas var elimizde: 'Türkiye'. Türkiye endişesi taşımayan bilinmeli ki, hiç bir İslamî endişe de taşımıyordur. Onun endişesi kendinin, ailesinin, aşiretinin, kabilesinin boğazının ne kadar doldurulacağı endişesidir. Gâvurun ekmeğini yiyen gâvurun kılıcını salladı, sallıyor, sallayacak.
İstiklal Marşı 90 sene önce olduğu gibi hâlâ bütün dünya çapında İslam davasının omurgasıdır. İstiklal Marşı'ndan bigane yürüyüşün rotası kafirlerin tuzaklarından halis olmadı, olmuyor, olamayacak. Ayan olmuştur ki, gayr-i millî dava, gayr-i İslamî davadır.
Mustafa DEVECİ
16 Cemaziyel Ahir 1435
...
(*) Bu bir haçlı seferidir ABD Başkanı George W. Bush, 16 Eylül 2001.
(**) Bu slogan akıncıların öncüleri olan 'deliler'e aittir.