FIRTINALARA DAYANAKLI YETİŞEN ÇOCUKLAR (2)

Abone Ol

Geçen hafta çocuklarımızı hayatın fırtınalarına dayanabilen, hayatta ve ayakta kalabilen bireyler olarak yetiştirmenin ipuçlarını ortaya koymaya çalışmıştık.

İlk ipucu olarak da “dayanıklılık” becerisinden söz etmiştik. Bu yazımızda inşallah kalan diğer özellikleri dile getireceğiz.

Dayanmak kelimesinin içinde “ yanmak” olduğunu da hatırda tutmamız gerekir.

Ancak, yananlar veya yanabilenler, hayata tutunabilir, tutulabilir.

İkinci Beceri: Öz denetim.

Kısaca kendimizi yönetmektir.

Nefsimize ve neslimize zamanı, parayı, kendini yönetme becerisi kazandıramazsak, dünya ve ahireti de kazanamayız, kazandıramayız.

Eğer nefsimizi yenemezsek, nefsimize yenilmemiz de mukadderdir.

Yaşamda gördüğümüz her güzelliğin, iyi şeyin arka planında büyük bir çaba ve emek vardır. Geçici, anında tatmin olmak yerine “yavaş pişirme” yöntemi ile kişiler, işletmeler başarı hikâyeleri yazmışlardır.

Çocuklarımızın her daim başarılı ve mutlu olmaları hayatın gerçeklerine uygun düşmez. Zaman zaman karşılarına çıkacak zorluklarla sınanacaklardır.

Evlatlarımıza öz denetim becerileri kazandırmak için üç konuda tutarlı olmamız gerekir: Kurallar, rutinler, tepkiler.

Sözgelimi odasını toplama, okula hazırlık, ahlaki ilkeler gibi temel kuralları ve rutinleri kazandırdığımız da çocuklarımız bunları görmezden gelemez.

Bizim de takibini yapmamız gerekir. Sonuçlarına katlanmalarını her zaman hatırlatmamız da yarar sağlamaz. Bu konuda “çalar saat” gibi davranmak yerine, nefsimize hâkim olarak uyarmayı ertelemekte fayda var.

Üçüncü beceri: Zorlukların üstesinden gelebilecek kaynaklara sahip olma.

Bu beceriyi kazanan çocuklarımız, karşısına çıkan yeni durumlara, olaylara karşı, çözüm yolları geliştirebilir, başkalarını suçlamak, şikâyet etme, mağdur edebiyatı yapma yerine çare üretmeye ve sorunlarla başa çıkmaya odaklanır.

Çocuklarımızın sorunlarını çözmek için kendi kaynaklarımızı kullanırsak, çabalarsak onlara iyilik yapmış olmayız. Aksine, ”helikopter ebeveyn” unvanı ile çocuklarımız üniversiteye gitseler bile onların eksenlerinde tıpkı ışığın etrafında dönen pervaneler konumundan kurtulamayız.

Öyle veliler duyuyoruz ki, üniversiteye gönderdiği öğrenci için dadı, hizmetçi arayışı içine giriyorlar. Öğrencisi için akademisyenle görüşüyor.

Çocuklarımıza hayatta yaşlarına uygun problemleri çözmeleri konusunda fırsat vermek, zorlukların üstesinden gelebilecek kaynaklara sahip olma becerisini kazandırmanın bir yoludur.

Dördüncü Beceri: Saygı.

“Saygı satın alınmaz, kazanılır.” Denilmiştir.

 Çocuklarımıza devamlı olarak bir ortamdaki en önemli insan olduklarını öğretirsek saygı duyma ve çevrelerine uyum konusunda sıkıntı çekerler.

Bilindiği gibi çocuğun doğuştan belli bir yaşa kadar ihtiyaçları ailesi tarafından karşılanır. Ancak en son gençlik dönemine kadar başkalarına saygı gösterme becerisini kazandırmak zorundayız.

Aksi halde kendini beğenmiş, başarı budalası, şöhret manyağı, şımarık, içi kof ve boş, ilkesi, ülküsü olmayan bir nesil bizi bekliyor.

Beşinci Beceri: Sorumluluk.

Sorumluluk, saygıyla birlikte değerlendirilir. Çocuklarımıza yaptıkları işlerde Allah’a, kendilerine, ailelerine, millete, çevreye, dinîne, topluma karşı sorumlu oldukları bilincini kazandırmaktır.

Çocuklarımıza sorumluluk kazandırmak için yaşlarına uygun görevler verilmelidir.

Evlatlarımıza yukarıdaki becerileri kazandırabilirsek tekerlek tümsekte kalmaz.

Son olarak sorumluluk ile ilgili Ali Şeriati’nin bir sözü ile yazımızı noktalayalım:

“Kendimize karşı sorumluluk hissetmek için ruh, şuur irade, duygu ve hesabın varlığını kabul etmeliyiz. Sorumluluk hisseden boşluğa düşmez. Kendini bir yerlere, bir şeylere karşı sorumlu hisseden, boşluk diye bir şey hissetmez.”

Selam ve dua ile..