Filtreli hayatlar, filtresiz çocukluklar: Mükemmel ebeveynlik masalı bizi yoruyor mu?

Akıllı telefonlarımızın ekranını yukarı doğru kaydırdığımız her saniye, önümüze 'mükemmel' hayatlar düşüyor. Bembeyaz, lekesiz çocuk odaları, her daim güler yüzlü anneler, organik sebze püreleri ve sanki hiç ağlamıyormuş gibi duran o steril çocuklar; kendi dağınık salonumuzda, elimizde soğumuş bir çayla hissettiğimiz o yetersizlik hissi... Tanıdık geldi mi?

Abone Ol

Sosyal medyanın o pırıltılı dünyası bize sanki çocuk büyütmek bir 'proje yönetimiymiş' gibi hissettiriyor. En eğitici oyuncak, en steril oda, en pedagojik cümleler... Oysa çocukluk, doğası gereği kusurludur. Çocukluk; dizlerin kanamasıdır, duvarların boyanmasıdır, bazen sebepsiz yere ağlama krizleridir. Biz bu kusurları birer 'hata' gibi görüp saklamaya çalıştıkça, aslında çocuğumuzun en gerçek duygularını da o filtrelerin arkasına gömüyoruz. Kendi yorgunluğumuzu maskelemek, sadece bizi değil, bizi model alan o küçük ruhları da erkenden 'mükemmel olma' yüküyle tanıştırıyor.

Peki, bu illüzyondan nasıl uyanacağız? Cevap aslında o çok korktuğumuz 'dağınıklığın' tam içinde: Oyun. Ama sosyal medyada gördüğünüz o 'estetik' duyusal oyun masalarından bahsetmiyorum. Yerlerde yuvarlanmaktan, karşılıklı komik suratlar yapmaktan, o an ne hissediyorsanız onu oyunun içine katmaktan bahsediyorum. Çocuğunuzun sizin kusursuz birer 'proje yöneticisi' olmanıza ihtiyacı yok; onun, kendisiyle beraber dizleri kirlenen, onunla beraber saçmalayan ve o an orada, sadece onunla olan bir ebeveyne ihtiyacı var. Oyun, tüm o sahte filtreleri yıkan en doğal köprüdür.

Sözün özü şu; çocuğunuzun sizin "mükemmel" bir ebeveyn olmanıza ihtiyacı yok. Onun, kendisine eşlik eden, onunla beraber saçmalayan, hata yapan ve o an orada "tüm varlığıyla" bulunan bir ebeveyne ihtiyacı var. Yarın o bembeyaz koltuklar kirlenecek, o kusursuz oyun masaları dağılacak, o filtreler güncelliğini yitirecek. Ama çocuğunuzun zihninde kalacak olan tek şey, o dağınıklığın içinde sizinle paylaştığı o filtresiz ve içten kahkaha olacak. Mükemmel olma çabasını bir kenara bırakıp, o dağınık oyun halısının üzerine tüm şefkatimizle bağdaş kurduğumuzda; aslında en büyük beğeniyi çocuğumuzun parlayan gözlerinde alacağız. Unutmayın, gerçek bağ kusursuzlukta değil, kalpten paylaşılan o en sade anlarda gizli.