FETÖ’NÜN İÇYÜZÜ - 4. BÖLÜM

Abone Ol

“Cebrail Parti kursa desteklemem” diyen Fetullah Gülen, Allah’ın büyük meleğine karşı yaptığı bu muhalefeti mevcut partilere karşı yapmamış, yeri geldikçe menfaati uğruna sağ – sol demeden bütün partilere bütün gücüyle destek vermiştir. Cebrail parti kursa desteklemeyecek olan Fetullah Gülen hangi dönemde hangi partilere destek vermiş, hangi liderlerle beraber olmuş bakalım. 

FETÖ'nün Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu taslak raporunda, gizli ajandasıyla FETÖ'nün, amacına ulaşmak için siyaset alanını sonuna kadar istismar etmiş bir örgüt olduğu belirtilerek, "Hiçbir zaman siyasal bir harekete dönüşmeyen, hatta siyasetten uzak duruyormuş gibi davranan FETÖ’nün, başından itibaren kadro ve güç devşirmek için bütün siyasi partilerle ama özellikle iktidar partileriyle yakın temas içerisinde olmaya özen gösterdiği görülmektedir." değerlendirmesinde bulunuldu.

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ / PYD) 15 Temmuz Darbe Gi̇ri̇şi̇mi̇ i̇le Bu Terör Örgütünün Faali̇yetleri̇ni̇n Tüm Yönleriyle Araştırılarak Alınması Gereken Önlemleri̇n Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu taslak raporunun "siyaset" başlığında; FETÖ'nün siyasetle ilişkisine yönelik, komisyonda yapılan dinlemeler ve değerlendirmelerle birlikte kronolojik bilgilere yer verildi.

Gizli ajandasıyla FETÖ'nün amacına ulaşmak için siyaset alanını sonuna kadar istismar etmiş bir örgüt olduğu vurgulanarak, "Hiçbir zaman siyasal bir harekete dönüşmeyen, hatta siyasetten uzak duruyormuş gibi davranan FETÖ’nün, başından itibaren kadro ve güç devşirmek için bütün siyasi partilerle ama özellikle iktidar partileriyle yakın temas içerisinde olmaya özen gösterdiği görülmektedir." ifadesi kullanıldı.

Özellikle 12 Eylül 1980 darbesi sonrası oluşan yeni siyasi ortamın, FETÖ elebaşının sıradan bir vaizlikten çıkıp zaman içerisinde, bürokrasi koridorlarında dolaşan devletin en üst makamları tarafından protokollerde en ön saflarda yer verilen bir kanaat önderine dönüşmesine zemin hazırladığına dikkati çekilen raporda, şöyle denildi:

"Bu çerçevede siyaset ve siyasilerle doğrudan ilk temasın Turgut Özal’lı yıllarda gerçekleştiği söylenebilir. FETÖ bu yıllarda bir taraftan iktidar partilerine kendi bağlılarını yerleştirirken diğer taraftan okullaşma stratejisiyle eğitim üzerinden siyasiler nazarında itibar kazanmış ve genel halk kitlelerini etkilemeye çalışmıştır. FETÖ elebaşı amacına ulaştığı sürece her siyasi görüşten politikacıya yakın durmuş, ancak kullanılamaz ve kullanılamayacak olanları da en ağır ifadelerle mahkûm edip sonlarını dilemekten kaçınmamıştır.”

FETÖ'nün sadece merkez sağ partilerle değil merkez sol partilerle de iş birliği yaptığı, bunun en çarpıcı örneğinin ANASOL-D hükümeti dönemi olduğunun altı çizilerek, 1999-2002 arasında Bülent Ecevit tarafından kurulan 56 ve 57. hükümetler döneminde Başbakan Ecevit’le yakın ilişkiler kuran örgütün o dönemdeki seçimlerde Bülent Ecevit’i desteklediğinin iddia edildiği anımsatıldı.

Bülent Ecevit'in de FETÖ elebaşıyla olan ilişkisini gizlemediği, onu diğer dini cemaatler ve liderleri arasında farklı bir yere koyup desteklediğini de saklamadığı anlatılarak, şöyle denildi:

"1998’in Mart ayında gerçekleştirilen MGK'da, Fetullah Gülen'in orduya sızma girişiminden ve çeşitli faaliyetlerinden rahatsızlık duyduklarını söyleyen komutanlara dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit karşı çıkmış ve 'Siz, Gülen'in geçmişinden yola çıkarak bu kanıya varıyorsunuz. Kendisini tanısanız bunları söylemezdiniz. İnsanlar değişip gelişebilir' demek suretiyle FETÖ elebaşını savunmuştur."

Fetullah Gülen 1970 li yıllarda Süleyman Demirel’in Adalet Partisine büyük destek vermiş, 1980 darbesi ile beraber darbecilerle birlikte olmuş, 1983 yılından itibaren Turgut Özal’lı Ana Vatan Partisine destek vermiş, daha sonraki yıllarda da Tansu Çiller ve Bülent Ecevit’e büyük yakınlık duymuş ve onların partilerini desteklemiştir.

Bülent Ecevit ile Fetullah Gülen’in çok yakın bir ilişkisi olduğu bilinmektedir. Fetullah Gülen’in Nurculuktan gelme sağcı imajını kırmak istediği için Ecevit’e yakınlaşması, Ecevit’in de o tarihlerde dile getirdiği özgürlükçü laiklik, inançlara saygılı laiklik anlayışı kapsamında Fetullah Gülen’e önem vermesi kesin olan gelişmelerdir. Fetullah Gülen’in dışa yönelik hoşgörü, diyalog gibi çağrılarına Bülent Ecevit çok ciddi ve samimi bir şekilde inandı, değer verdi, önem verdi. Fetullah Gülen, FETÖ okullarının yaygınlaşmasında yakın ilişki kurduğu Bülent Ecevit'e minnettar olduğunu defalarca söylemişti. Bir açıklamasında ise ahirette Ecevit'e şefaatçi olacağını bile açıklamıştı.

Refah Partisi Fetullah Gülen’e hep mesafeli baktı. Necmeddin Erbakan, Fetullah Gülen’e hiçbir zaman güvenmedi. Onu dış güçlerin bir uzantısı olarak gördü. Erbakan, özel sohbetlerinde yakın çevresine Fetullah Gülen için “siyonizmin uzantısı” ifadesini kullanıyordu. Zaten Fethullah Gülen de Refah Partisi’yle yakın olmak istemedi. Onun yerine Tansu Çiller, Bülent Ecevit, Süleyman Demirel gibi isimlerle daha yakın olmayı tercih etti.

1999'un 16 Şubat'ında terörist başı Öcalan Kenya'dan Türkiye'ye getirildi. Bir ay sonra 21 Mart 1999'da, "dini cemaat" görünümlü terör örgütünün elebaşısı Gülen ABD'ye gitti. Bu gidişten kısa bir süre önce Paralel Yapı'nın önde gelen imamı Mister Kara dönemin başbakanı Ecevit'i ziyaret etmişti. O kabul esnasında Bülent Ecevit, telefonla Gülen'i aradı ve "Mutlaka ABD'ye gitmelisiniz" dedi.  ABD, bir "elemanını" paketleyip Türkiye’ye verirken; diğer bir "elemanını" ise yanına alıyordu.

Raporda, “Turgut Özal’ın FETÖ elebaşının ve örgütünün gerçek amacını vefatından hemen önce fark ettiği anlaşılmaktadır” denilerek Özal’ın yakın bir gazeteci arkadaşına FETÖ elebaşını şöyle anlattığı bilgisi verilmektedir:

“Uzun yıllardır tanırım, ilk defa Planlamadayken görüşmüştük. Sonrasında da çok istedi ama birkaç zaruri görüşme dışında randevu vermedim. Houston’da ‘geçmiş olsun’ ziyaretime gelmişti, görüştük. Bende bıraktığı intiba, kendisinden soğumama hatta çekinmeme sebep oldu. Çünkü büyük bir ihtirasa sahip olduğu anlaşılıyor. Ona Türkiye yetmiyor, dünyayı istiyor… Yalanı da rahat söylediğini fark ettim. Bunu güvendiğim müntesiplerinden birine örnek vererek anlattığımda, 'Onun yalanı bile güzeldir' demesi beni daha da ürküttü. Zira bu zat etrafındakilere hulul ediyor ve neredeyse onları esir alıyor. Son görüşmemizde yüzüme iltifatlar yağdırırken gıyabımda olmadık şeyler söylediği ve yazdığı kulağıma geliyor. Benim bildiğim İslam âlimleri böyle davranmıyor…"

1994 yılında Onursal Başkanlığını Fetullah Gülen’in yaptığı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı açılmış, yazılı ve görsel medyada büyük yankı bulan bu açılış, örgütün Türk ve dünya kamuoyunda daha da tanınmasını sağlamıştır. Gülen, vakfın onursal başkanı sıfatını kullanarak, dönemin başbakanı ve diğer siyasî parti liderleri ile Türkiye’de bulunan azınlıkların, dini yapılanmaların liderleriyle görüşme imkânı bulmuştur. Bu vakıf Fetullah Gülen’in legal görünümlü sözcüsü olmuştur.

1990’lı yılların sonlarında vakfın bünyesinde kurulan Abant Platformu ile Medialog Platformu, Kadın Platformu, Kültürlerarası Diyalog Platformu gibi oluşumlar örgütün sivil toplum alanındaki yapılanmaları olarak göze çarpmıştır. Abant Platformu başta olmak üzere düşünce platformları üzerinden aydınlar, akademisyenler ve gazetecilerle sıcak ilişkiler kurulmuş, bu yolla muhtemel tenkit ve saldırılara karşı bu kesimlerin de sempati ve desteği sağlanmıştır.

Gülen’in “kılcallara sızma temalı talimatlarına paralel olarak, devlet kadrolarına sızan örgüt mensuplarının yaygın olarak kod isim kullanmaya başlaması bu dönemde olmuştur. Bizzat Fetullah Gülen tarafından verilen bu kod isimlerin Gülen haricinde sadece en yakınındaki mahrem hizmet gören birkaç kişi tarafından bilindiği değerlendirilmektedir. 1995 yılında Fetullah Gülen'in talimatı ile kamu görevlisi veya herhangi bir yerde görev yapan bütün kadrolarına kamu kurumları içerisinden istihbari bilgi toplama, fotoğraflama, belge ve bilgi elde etme, önemli dosyaların suretini alma, önemli olaylarla ilgili kamu kurumlarındaki bilgi ve belgelerin örgüt yöneticilerine ulaştırılması talimatı verilmiştir. Kamu kurumlarındaki örgüte muhalif kişilerin fişlenmesine de bu dönemde başlanmıştır. Bu tarihten itibaren devletin kamu idarelerindeki her türlü arşivi elde edilip dışarı çıkarılmış ve bir örgüt arşivi oluşturmaya başlanmıştır.

Bu dönemde İstanbul Altunizade’de bulunan FEM Dershanesi, özellikle de dershanenin beşinci katında bulunan toplantı salonu örgütün yönetim merkezlerinden biri olarak kullanılmıştır. Gülen’in TSK içindeki örgüt mensubu rütbeli personel, kaymakamlar, emniyet mensupları, yargı personeli ile burada toplantılar yaptığı bilinmektedir. Bu toplantılarda Fetullah Gülen "Devletin kan damarlarına girin; askeriyeyi, mülkiyeyi, adliyeyi, yargıyı ele geçirin" talimatlarını vermiş ve bu toplantılara halk ve esnaftan kimse alınmamıştır.

“Beşinci Kat” örgüt için özel bir anlam ifade etmektedir: Bu seviye örgüt kurumlarında Gülen’in kaldığı makam katıdır. Mahrem ve özel görülür. Örneğin; Harp akademileri ile polis akademisinden mezun olan örgüt mensubu teğmen ve komiserlere Ankara, İstanbul ve İzmir’de örgüte ait okulların beşinci katında “yıldız takma töreni” düzenlenmekte, bu törene talebe imamı katılmamakta, ancak askeri okullardan ve polis akademisinden sorumlu örgüt imamları ile kara, deniz ve hava kuvveti komutanlıklarının sorumlu imamları veya emniyet imamı katılmaktadır. Bu tören tamamen Fetullah Gülen’e özel bir tören olup, Türkiye'de iken törenlere bizzat kendisi katılmıştır. Tören -tıpkı masonlukta olduğu gibi- gizlilik içerisinde yapılmaktadır.

Yine örgütün Zaman ve Samanyolu başta olmak üzere medya gücünü yönetmeye ve strateji belirlemeye dönük düzenli toplantıları da burada düzenlenmiştir.

Siyasete ilk doğrudan müdahale

Özal’ın Çankaya’ya çıkması, Süleyman Demirel’in başbakan olması üzerine, FETÖ'nün, bir taraftan ANAP’la bağlarını koruduğu diğer taraftan da iktidar partisi DYP’ye destek verdiği belirtilerek, "Özal’ın beklenmedik ölümü üzerine Süleyman Demirel’in Çankaya’ya çıkması, DYP’nin ve hükümetin başına Tansu Çiller’in gelmesiyle birlikte Fetullah Gülen cemaati DYP içinde önemli mevziler ve mevkiler elde etmiştir." ifadelerine yer verildi.

ABD’nin “ılımlı islam” projesi ile Rusya etkisindeki bir bölgede etkin olma arzusuyla bu örgütü kullanma ya da kullanılır kılma çabalarını da dikkate almak gerektiği, FETÖ’den ayrılan bazı etkili kişilerin ifadelerinin de bu etki ve ilgiyi doğruladığı aktarıldı.

Raporda FETÖ-siyaset ilişkisinde örgütün siyasete açıktan ve doğrudan ilk müdahalesinin REFAH-YOL hükümetiyle başladığı anımsatılarak, "Öteden beri Necmettin Erbakan ve Milli Görüş hareketiyle kan uyuşmazlığı olduğu bilinen FETÖ ve elebaşı bu hükümeti elindeki yazılı ve görsel medya gücüyle yıpratmaktan çekinmemiş, vesayetçi odaklarla bu iktidara karşı güç birliği yapmaktan kaçınmamıştır. Türkiye siyasi tarihinde 28 Şubat olarak bilinen ve sonunda meşru siyasi iktidarın post modern bir darbeyle yıkılmasıyla sonuçlanan bu dönem FETÖ’nün siyasette ilk kez operasyon yaptığı bir dönemdir." değerlendirmesinde bulunuluyor.

28 Şubat

12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 darbelerine övgüler düzen Gülen, bütün dindar grupların üzerinden buldozer gibi geçen 28 Şubat sürecinden de güçlenerek çıkmıştı. Darbenin fetva emini olan Gülen’in, MGK kararları için “Asker bu kararıyla yanlış da yapsa sevap almıştır” diyen Gülen, başörtü için de “teferruat” diyerek yasakçıları rahatlatmış, dindarları ve direnen başörtülü kızları yalnız bırakmıştı. Bir televizyon kanalına konuk olan Gülen’in söylediği “Beceremediler, Hükümet gitsin” sözleri tüm gazetelerin manşetindeydi.

Gülen programda şunları söylemişti: “Bana göre askerler masumdurlar. Eğer işin içinde bir hata varsa bu içtihat hatasıdır. Hatta fakihlerin mülahazasıyla da yaklaşılabilir, içtihattaki hatalar bir sevap kazandırır, isabet olursa iki sevap kazandırır mülahazası.” (Kanal D- 16.04.1997)

İHL’lerin kapatılmasına destek

İmam Hatip Liseleri’nin kapatılma sürecini başlatan kesintisiz 8 yıllık eğitime de destek veren Gülen, şunları söylüyordu: “8 yıllık kesintisiz eğitim zannedildiği gibi bir tehlike değildir. İsteyen ortaokuldan sonra da İmam Hatip’e gidebilir. Şu anda İmam Hatip’lerde ihtiyacın çok üzerinde bir yığılma görülmektedir. Bu ihtiyaç fazlası farklı merkezlere yönelerek rejim için tehlike arz edebilir. Rejimi korumakla görevli kurumların haklı hassasiyeti de bu yüzdendir. Cumhuriyet ve laiklik şimdiye kadar hiçbir dönemde bu denli tehlikeye girmediği için, onu korumakla görevli kesimler, haklı olarak sesini yükseltmektedir. Millî Güvenlik Kurulu bir anayasal kurumdur ve kendi İçtihatları gereği ülke ve rejim için tehdit ve tehlike gördükleri hususlarda tedbir ve teklif getirmeleri elbette sorumlulukları gereğidir ve bu içtihatları yanlış bile olsa kendilerine sevap getirir.” (Kanal D, 17 Nisan 1997)

“Asker Görevini yapıyor”

Gülen, o programda şu sözleri de söylemişti:

- ‘’Birileri haksız yere laikliğe ve demokrasiye hücum ediyor.’’

-‘’Bugün Türkiye’yi idare edemeyenler, ‘Bu işi beceremedik, yüzümüze gözümüze bulaştırdık’ demeliler.’’

-‘’Askerler, bazı sivil kesimlerden daha demokrat.’’

-‘’Asker bu kararlarıyla yanlış da yapsa sevap almıştır.’’

Kimi generaller açıkça Başbakan Necmettin Erbakan’ı tehdit ederken, 8 yıllık kesintisiz eğitimle imam-hatip okullarının yolu kesilirken, başörtülüler okul önlerinde polis tarafından coplanırken, dahası başörtülü kadınlarımız hastanelere dahi alınmazken, iktidar partisi olan RP hakkında kapatma davası açılıp yöneticilerine siyasi yasak getirilirken, Milli Gençlik Vakfı yöneticileri idamla yargılanırken, Kudüs geceleri suç sayılırken, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan şiir okuduğu için mahkum edilirken, Anadolu sermayesi olarak anılan şirketlerin önü kesilirken…

Dokunulmayan, bir tek okulu kapatılmayan, dahası ‘İslam’ın Gülen yüzü, çağdaş Müslüman’ sunumuyla öne çıkarılan isim Fethullah Gülen ve Grubuydu. Televizyonlar Gülen’i ağırlıyor, ekranlarda okullarının belgeselleri övülerek anlatılıyordu. Şaşaalı lüks otellerde yemekler veriliyor, patrikhane ve Vatikan’la diyalog artırılıyor, İsrail’e sıcak mesajlar gönderiliyordu.

1997’nin başında başlayan sürecin, 1998 yılı sonuna gelindiğinde, RP’nin kapatıldığı, Başbakanlığa getirilen Mesut Yılmaz’ın “Siyasi hayatıma da mal olsa kesintisiz eğitimi uygulayacağım” demesi ve uygulaması ile İmam Hatip okullarının, Kur’an Kurslarının, başörtülülerin bittiği, Fethullah Hoca’nın ise zirvelere tırmandığı yıl olacaktı. (Devam edecek)