Siyaset kötü mü?
Sivil toplum siyaset ilişkisinde siyaseti olumsuz bir yerde konuşlandırmak yanlış olur. Önceki yazımda yer alan sivil toplum ile siyaset ilişkisi ile ilgili olası bir yanlış anlamayı düzeltmek gerekti. Sağ olsun benden sivil toplum dersi alan bir öğrencimin konu üzerine sorduğu sorular bir açıklamaya ihtiyaç olduğunu ortaya koydu.
Bir devlet varsa ya da bir toplum ya da yönetim varsa bir şekilde siyaset de olacaktır. Demokratik ya da antidemokratik fark etmez. Neticede siyaset yönetime katılmanın yollarından bir tanesidir. Yöntem ve ahlak tartışmaları olsa da siyaset meşru bir eylemdir.
Sivil toplum kuruluşlarının toplamda bir siyasi görüşü olabilir. Sivil toplum üyelerinin ortak ya da ayrı ayrı siyasi görüşlerinin olması da doğaldır. İnsan hayatta tercihler yapar. Bu tercihleri doğrultusunda hareket eder. Bir sivil toplum kuruluşunun bir siyasi hareketin “arka bahçesi” olması ve sivil toplum kuruluşunun üyelerinin aynı ya da benzer siyasi görüşlere sahip olması da kınanacak bir durum değildir. Asıl olan toplumun ortak bir derdi konusunda farklı siyasi görüşlerde olan insanların bir araya gelip çözüm çabası içerisinde olmasıdır.
Sivil toplum açısından iki temel ölçüye dikkat etmek gerekir. Yasal açıdan şeffaflık ve hesap verilebilirlik. Kayıt dışı işleri olan kurumları sivil toplum kuruluşu olarak tanımlayamayız. Devletin görev ve sorumluluğu ise sivil toplum kuruluşlarını hukuki bir zeminde kayıt altında tutmak ve aralarında adil davranmaktır.
Sivil toplum kavram ve değer olarak ülkemizde yeniden tanımlanıyor. Tekamülünü sağlarken siyaset ile ilişkileri bağlamında zor bir sınavdan geçiyor. Devletin kapsayıcılığına karşı duramayan bir takım sivil toplum kuruluşları bu kapsayıcılığı gönüllü olarak da kabullenmiş durumdalar. İktidarlar değiştikçe devletin kapsadığı alan da değişiyor. Kayıt dışı ilişkiler ve ayrımcılık sivil toplumu devlet karşısında etkisiz ve kukla bir hale getiriyor. Sadece devleti suçlayarak sivil toplumu kurtaramayız. Ne yazık ki birçok sivil toplum kuruluşu ayrımcılığı savunarak bunun bir hak olduğunu iddia edebiliyor.
Devletin ve siyasi iktidarların sivil alan ile ilişkileri de al gülüm ver gülüm ilişkisine dönüşebiliyor. Devlet ve siyasal iktidar kavramlarını bilerek ayrı ayrı kullanıyorum. Türkiye’de hala böyle bir ayrımın olduğuna inananlardanım. Türkiye’de devletin kapsayıcılığına karşı durabilecek bir siyasi hareketin halihazırda mümkün olmadığını düşünüyorum. Bu kapsayıcılık hem siyaseti hem de sivil toplumu işlevsiz hale getirebiliyor. Yıllar süren çalışma ve emeklerinizi bir gecede heba edebiliyor. Bu açıdan sivil toplum siyaset ilişkisinde, sivil toplum ve bürokrasi, sivil toplum akademi ilişkisinde ilkesel bir duruş gerçekleştirmek önem kazanıyor.
Siyasete ve bürokrasiye atılmak için sivil toplum imkanlarının kullanılması ya da bazı sivil toplum kuruluşlarının bazı partilerin oy deposu olarak düşünülmesi ortaya çıkabilecek arızalar. En önemlisi devletin imkanlarının adil ve hukuki bir zeminde kullandırılması konusundaki yanlışlar siyasetin de sivil toplumun da etkinliğine darbe vurmaktadır.
Kafada ve parada bağımsız sivil toplum yapıları çoğu zaman devletlerden ve partilerden uzun ömürlü olmuşlardır. O açıdan devlet, siyaset ve bürokrasi ile sivil toplum ilişkisinde adaletten, ehliyetten, liyakatten en önemlisi hukuktan ayrılmak bütün yapılara zarar verir.
Haddini bilmek sınırlarını bilmektir. Sınırlarınızı ve kapasitenizi bilmiyorsanız iyilik yaptığınızı zannederken kötülüğe sebep olabilirsiniz.