Estetiksiz dava neyin davası?

Abone Ol

Türkiye dışında cereyan eden hareket 'İslami hareket' değildir. Dünyada birçok gizli örgüt bilemediğimiz birçok farklı faaliyet yürütüyor. Kendine 'Arap Baharı' demeyi seçen rüzgâr sömürge dönemine ait düzenin bozularak yerine Amerikan hakimiyetinin tesisini amaçlıyor anlaşılan. Özellikle Orta Doğuda I.Dünya Savaşı sonrası düzeninin, II. Dünya Savaşı sonrasının tek galibi olan ABD lehine yeniden düzenlenmesi amacıyla kurulu düzen aleyhine bazı değişikliklere şahit oluyoruz. Kurulu düzene göre işleyen devletlerin idare usullerinin İslami olmadığı ve savunulamayacağı aşikâr. Ancak bu devletlerin imhası için başlayan işlerin İslam'a doğru bir yürüyüş gerçekleştireceğini ummak ise çocukça.

Ellerinde kelime-i tevhid yazılı bayraklar, dillerinde tekbirler, kutsal bir savaşın 'mücahid'leri olmalarına izin verilen garibanlar, kimin menfaatine, kimi öldürdüklerinden habersiz durumdalar. İngiliz, Fransız veya Rus etki sahası olarak taksim edilmiş devletlerin idareleri aleyhine yürütülen savaş, zaferle sonuçlanınca söz konusu saha katıksız ABD hâkimiyetine geçiyor. Bunu görmemek imkânsız! İnsanlar dini hassasiyetleri suiistimal edilince gözleri görmez hale getirilebiliyor.

Etik, estetik bütünlüğünden haberdar olmadan girişilen işlerde gavur oyuncağı olmaktan kurtulunamayacağını bilmemiz lazım.

Yürütülen bir faaliyetin sahici bir İslami faaliyet olup olmadığını nasıl anlayacağız? Yapılacak işin ilk önce sahih bir kültürel temel ve estetik bir yükseklikle başlaması gerektiğinin bilinmesi lazım. Yapılan işin başında ve sonunda 'güzellik'le temas etme derdi yoksa o iş doldurma bir iş demektir. Bir harekete İslami bir hareket diyebilmemiz için ilk önce edebiyat, sanat ve hikmetle bir istikamet tayin etmesi gerekir.

Edebiyatla kurulan sıkı bağ o hareketin mensuplarının sahte işler peşinde sürüklenmesine mani olucu bir temyiz kudreti verecektir. Edebiyatla kurulabilecek sahici bir bağ demek bir dille kurulabilecek bağ demektir. Edebiyat her şeyden önce bir dilin edebiyatıdır. Kestirmeden söyleyecek olursak Türkçenin derdine düşmeden herhangi bir milli/İslami davanın derdine düştüm diyen şeytanın ocağına düşmüştür.

Arkasına edebiyatı -bilmecburiye millî edebiyatı- almamış her dava sahtedir.

Merkeze 'Türkiye'yi koymamış davaların istisnasız hepsinin gayr-i İslami davalar olduğunu defaatle söyledik. Bu söylediklerimizin ne manaya geldiğini anlamamakta ısrarlı olan güruha, Türkiye'nin Musul Konsolosluğunun tekbirlerle işgal edilmiş olması müspet bir tesir yaptı mı acaba? 'Made in USA' damgalı 'mücahid'leri sahici zanneden güruhun aklının başına gelmesi için illa ki tekbir sesleriyle kurşuna dizilmesi mi gerekiyor?

İdamdan önce Temel'e son dileği sorulunca "ha bu bana ders olsun" demiş. Türkün aklı sonradan çalışmak zorunda mı?

Türkiye milletçe dahil olunan bir milli davadan mahrumdur. Bir milli odak tesis edilmeden yürütülen her faaliyet gavurlar tarafından istismar edildi, ediliyor, edilecek. Gerçekten sahici bir milli odak tesis edilmeden yürütülmekte olan, yürütülecek olan bütün savaşlar sahtedir, numaradandır. Millet bu davaların sahteliğini fark edemesin diye bir estetik düşüklüğe mahkûm edildi.

Sahte davalarda taraf olup, sahte cephelerde canı yanan veya can yakanlardan olmamak duamız. 

20 Şaban 1435