Eğitimde ahlak

Abone Ol

Bir okul müdürü her eğitim öğretim yılı başında öğretmenlere şu mektubu gönderirmiş:

"Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim.
Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü.
İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar."

Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum.  Sizlerden isteğim şudur:

"Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır..."

Eğitimli olmak aynı zamanda bir takım insani değerlere de sahip olmak anlamına gelmiyor. Şu anda modern dünyadaki sömürü, işgaller, akıtılan kanlar, gelir dağılımındaki adaletsizlikler, yoksulluk, küresel ısınma, iklim değişikliği, açlık, sağlıksız yaşamdan kaynaklanan ölümler ve eğitim hakkından mahrumiyetler gibi dünya çapındaki sorunlar gözünü dünya hırsı bürümüş, eğitimli insanların uyguladığı küresel politikaların ürünüdür.

Modern zamanların eğitim anlayışında ahlak sekülerleşmiş olup dine ve kutsala ait ne varsa; hayatın dışına itilmiştir. İnsanın arzu, istek ve hazlarının tatmini, insanın asil gayesi haline geldiği bir çağda bireyleri sınırlandıran hiç bir kuvvet yoktur. Amaca ulaşmada her şey mubahtır düşüncesi insanı birbirinin kurdu haline getirmiştir.

Çağımızın en önemli ihtiyacı hiç şüphesiz ahlaktır. İnsanı ahlaklı olmaya iten sebepler nelerdir diye eski dönemlerden beri felsefeciler, düşünürler kafa yormuşlar.  Ahlak, duygu ve düşünceleri ile birlikte insanda içgüdüsel bir yönlendirme midir yoksa dinin özünden kaynaklanan bir yaşam biçimi midir?  İnsanı sufli arzu ve isteklerin oyuncağı olmaktan kurtarıp ulvi değerlerle yaşamasını sağlayan, insanın bu şekilde ahlaklı davranışlar sergilemesi ve bunu hayat tarzı olarak seçmesi, kutsal kabul ettiği bir takım değerleri içselleştirmesi sayesindedir.

İnsanlığın ortak mirası, bilimde en hızlı gelişmeler kaydeden hiç şüphesiz Batılılardır. Batıda bilim hayatı kolaylaştıran teknolojiye dönüşmüştür. Ancak Batı ürettiği bilim ve teknolojiyi kötü yolda kullanarak düşmanı gördüğü kitleleri katletmiştir. Dünyayı yaşanılmaz hale getirmiştir. Eğer ellerinde bulundurdukları teknolojiyi yüksek insani değerler uğrunda kullanmış olsalardı bugün iki büyük dünya savaşı sonunda ve diğer ülke işgallerinde yaşan acı ve dramlar yaşanmadığı gibi açlıktan ve sağlıksız şartlardan dolayı ölen kimse kalmayacaktı. Yurdundan yuvasından ayrılıp,  okyanusların ortasında, konteynırların arasında umutlarını Avrupa kapılarına bağlamış boğularak ölen göçmenler olmayacaktı.

Dinden ve ahlaktan soyutlanmış modern toplumda egemen olan kültürün diliyle insanlarımıza medeniliği anlatmaya kalkışırsak; daha çok zevk almak, daha çok rahat etmek ve daha çok kazanmak için hiç bir hak ve hukuk tanımayan bir nesille karşı karşıya kalırız.

İslam ahlakı, bir toplumu ya da grubu sevmesek bile onlara adaletli olmamızı emrediyor. İşte evrensel düzeyde bir seciye, tüm çağları aşan, milletler için kurtuluş umudu olan ilahi ferman: "Ey İnananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahitler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin; adil olun; bu, Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah'tan sakının, doğrusu Allah işlediklerinizden haberdar'dır."(Maide,8) Bunu dünyada bugün uygulayabilecek Müslümanlardan başka bir millet yoktur. Hem düşmanınız olacak ve onların hakkı ne ise gözeteceksiniz. Canınız istemese bile ilahi fermana boyun eğip öfkenizi yutacaksınız, adaleti kişisel hesaplarınıza kurban edemeyeceksiniz.

Zaten dünyanın da muhtaç olduğu en büyük değer ADALET değil mi? Adaleti gözetip gözetmediğinizi de takip eden Hakimler hakimi Allah olduğuna iman edeceksiniz. Bu iman yoksa hiç bir ahlak sistemi çocuklarımızı ve nesillerimizi kimsenin görmediği yerde adaletli olmaya sevk edemez.  İstiklal Şairimiz ne güzel demiştir:

"Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır; 
  Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır. 
  Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havfı Yezdan'ın... 
  Ne irfanın kalır te'sîrikat'iyyen, ne vicdanın. "

Bu gün İmandan kaynaklanan ahlakı yeniden gündemimize almak zorundayız.  Toplumda kaybolmaya yüz tutmuş; Adalet, kanaat, haya, iyilikte bulunmak, hoşgörülü olmak, affetmek, iyiliğe karşı teşekkür etmek gibi yüce değerleri yeniden inşa etmek zorundayız. Yoksa eğitimli canavarlardan merhamet dilenmek zorunda kalırız.