Efsaneler yaratmak

Abone Ol

En başta yazının özetini söyleyeyim de; "Efsaneler yaratmak, kişinin kendine olan güvensizliği ve saygısızlığıdır." Ayrıca “yaratmak” ifadesinden mülhem, kendisini ilah yerine koymaktır.

Toplumumuzda, gerçekten de garipsediğim çok zararlı bir özellik var.

Bizim toplum, ta Türkistan geleneğinden gelen ama artık terk edilmesi gereken, çağımızın sosyolojik yaşam gereklerine uygun düşmeyen bu özellik, "efsaneler yaratma" konusunda çok maharetli oluşumuzdur.

"Efsane Komutan, Efsane Başbakan, Efsane Başkan, Efsane Lider" v.s. tanımlamalarına dikkat çekmek istiyorum.


Şunları hiç düşünüyor muyuz?


Bu "efsaneler" o yerlere hangi kriterlerle getirildiler? Kendilerine hangi imkân ve yetkiler sunuldu ve sunulan bu imkân ve yetkiler çerçevesinde bu kişiler onun ne kadarını kullandılar ve ne kadarını israf ettiler?

Kendisinin "efsaneleşmesi" için ne kadar reklâmı yapıldı ne kadar radyo, TV kanalı, ne kadar basın yayın kuruluşu hizmetine seferber edildi? "Efsane" sıfatının ne kadarı kendi yeteneklerinden ne kadarı reklâmından kaynaklı?

Bu reklâmları, olduğu gibi kabul eden bir toplum yapımız mı var yoksa sorgulayan bir topluma mı sahibiz?

"Para, insanı rezil de yapar vezir de yapar."
"Evlat insanı rezil de yapar vezir de yapar."
"Medya, insanı rezil de yapar vezir de yapar."
"Koltuk, insanı rezil de yapar vezir de "yapar."
"Söz, insanı rezil de yapar, vezir de yapar."

Bu cümlenin ilk kelimesini (...) şeklinde verelim de oraya isteyen istediği kelimeyi koyabilsin.

"... rezil de yapar, vezir de yapar."

Her şeyden önce çok kolay bir şekilde "Efsaneler yaratma” özelliğimiz, bizim kendimize olan güvencimizin ne kadar da zayıf olduğunun bir delilidir.

Kendimizin "Efsane" olmasının hayalini dahi kurmaktan aciz olan bizler, bu hayalimizin kahramanının koltuğuna dahi başka bir kahramanı oturtma acizliğini yaşatıyoruz kendimize...

Kendisine güveni olmayan, aklına, düşüncesine, bilgisine, becerisine, yeteneklerine güveni olmayan insanlar, "Efsaneler yaratmakta" o kadar mahirdirler ki bu durum şahsiyetimiz adına utanç vericidir.

Hak etmediği halde birisini "efsane" olarak kabul ve takdim etmek o kişiye de haksızlık olup onun EGO'sunu boş yere zirveye taşımaya sebep olur ki o kişi de bazen toplum karşısında tabiri caiz ise 'maskara maymunu'na döner.

Olacaksak bir efsane, kendimiz olmaya, üretmeye, icat etmeye, topluma faydalı olmaya çalışalım. Çalışalım ki toplum isterse de bizi "Efsane" yapabilir. Zaten buna müsait bir yapımızın olduğunu yazdım.

Duygularımızı, hedeflerimizi, amaçlarımızı başkaları üzerinden gerçekleştirmeye çalışma hafifliğinden, basitliğinden, kalitesizliğinden kendimizi kurtarmamız lâzım.

Adam kürsüye çıkıyor, ne dediğini dahi anlamadan alkışlıyoruz. Küfretse alkışlıyoruz, hakaret etse alkışlıyoruz, ağzının içinde mırıldansa alkışlıyoruz, anlamsız kelime dizilerini cümle yapsa alkışlıyoruz. Kime hakaret ettiğinin kime küfrettiğinin bir önemi yok, alkışlıyoruz...

"O, küfretse de küfür ona yakışıyor." diyoruz.

Bu kadar basit bir anlayış, milletimizin hiç bir ferdine yakışan tavır ve tutum değildir.

Avrupa'da bile seçim olur biter ve ertesi gün herkes işine bakar. Biz seçimin ertesi günü başlıyoruz efsaneler yaratmaya ya da "efsane" yaptıklarımızın paçasından çekmeye... Unutmayın 'efsane'nin kendisi de bir efsanedir. Yoktur öyle bir şey. Bu, çok ucuz bir hayat ve düşünce tarzıdır. Uzak durulmalıdır.

Hani bir zaman ilâh gibi gördüklerimizin heybetlerine ne oldu? Adresleri nerelere taşındı? Küçüldükçe düştüler, düştükçe kayboldular. Efsane değillermiş meğerse... Bugün "efsane" gördüklerimiz de yarın düşecekler. Buna emin olun. 67 yıllık ömrümde hep böyle oldu.

Benden, ortaya karışık büyük bir tavsiye:

"Kimseye yaptıkları ve yapacakları hiç bir konuda kefil olmayın. Ne aklına ne projelerine ne söylediklerine ne maddiyatına ne de maneviyatına..." Zira sizi ne zaman yüzüstü bırakacakları belli olmaz.

Şöyle diyor Rahmetli Aşık Mazuni:

ARARLAR BENİ

Güvenme dünyada malım var diye
Acep "insan mıyım?" sorarlar beni.
Halimdan anlamaz cahiller niye?
Her biri bir yandan yorarlar beni.

Hoşlar meclisine girdim hoşlandım,
Âşk'ın ateşine düştüm haşlandım.
Dallarımda meyve verdim taşlandım.
Ya neden gövdemden kırarlar beni?

Döndü gitti Hâkk yolunu övenler,
Pişman olup dizlerini dövenler,
Bir lokmaya yüz bin kere sövenler,
"Nerdesin Mahzuni?" diye ararlar beni.

'Hoşlar meclisi'nde, hoşça kalın.