Efendimizi Anlayabildik mi?

Abone Ol

Cenabı Allah’a hamdü senalar olsun. Bana kendisine iman etmeyi nasip etti. Ne kadar şükretsem az. İnşallah son nefesimize kadar bu iman ile yaşamayı ve emanetini kalbi selim ile teslim etmeyi nasip eder.

Varlık sebebimiz, fahri kâinat, Hazreti peygamber efendimize ahir zamanda ümmet olmayı nasip etti. Ne kadar şükretsem az.

İslam’a girdikten sonra, ehlisünnet itikadını en iyi yaşayan, İlahi Kelimetulllah davasının öncüsü Türk milletinin bir ferdi olarak yarattı. Ne kadar şükretsem az.

Dünyanın kalbi olarak kabul ettiğimiz Anadolu coğrafyasın dünyaya gelmemizi nasip etti. Ne kadar şükretsem az.

Manevi terakkimizin gelişmesine vesile olacak seyrü suluk yolumuzu, Yesevilik, Nakşibendilik ile nasiplendirdi. Ne kadar şükretsem az.

Devleti yönetmek, halkın huzuru ve refahı için kendisini gerekirse ateşe atma sanatı olarak gördüğümüz siyaset arenasında, ülkücü dünya görüşünü bize nasip etti. Ne kadar şükretsem az.  

Bu nimetleri bize nasip eden Cenabı Allah’a hamd olsun.

Cenabı Allah’ın bana lütfettiği bu nimetler ile dünya imtihanındaki maça 6-0 önde başlayan bir takım gibiyim. 

Geriye kalan Kuranı Kerimin emrettiklerini yapmak, yasakladıklarını yapmamak, efendimizin sünneti seniyesine uymak. Bunları ihlaslı bir şekilde yapabilirsek, dünya hayatı sınavını inşallah kazanarak asli vatanımıza yüz akı ile göç edeceğiz. Âmin

****

Günümüzün Müslümanlarının en büyük eksikliği, bu hayat imtihanında başrol model, öncü, lider, aksiyon adamı hazreti peygamber efendimizi tanıyamamak ve onu anlamamak.

Parti genel başkanını, liderini, hocasını, rehber edindiği bir faniyi tanıdığı ve anladığı kadar efendimizi tanımıyor ( Nefsimi burada ilk sıraya koyarak) Müslümanlar. İstisnalar kaideyi bozmaz tabii ki.

Gelin aşağıda, Ankara’dan kardeşim Cemil Aydilek beyin gönderdiği “Efendimizi Anlamak” adlı yazıdan birkaç örnek alalım.

“ Bir Peygamber (SAV) düşünün ki, Sakal bırakırken sünnetine uyuluyor, suyu üç yudumda içerken sünnetine uyuluyor, sağ elle yemek yerken sünnetine uyuluyor. Bunlar güzel şeyler.

Ama aynı Peygamberin sünneti; siyasette, ekonomide, hukukta, aile hayatında, nafakada, mirasta, eğitimde, ahlakta yok ise,

O toplum, Peygamberini anlayamamış demektir...

Eğer bir toplum, Peygamberinin (SAV) sadece, boyunu, kilosunu, şemailini ve saçını nasıl taradığını merak ediyor, ama faizi nasıl ayakları altına aldığını, sömürüyü nasıl durdurduğunu, ırkçılığı nasıl yasakladığını, israfı ve yolsuzluğu nasıl önlediğini hiç merak etmiyorlarsa,

O Toplum; Peygamberini anlayamamış demektir...

Eğer bir toplum; Peygamberini (SAV) sakal bırakırken hatırlayıp, ama o bir karış sakalla yalan söylerken, iftira ederken, gıybet ederken, harama bakarken, kalp kırarken, merhametsizlik yaparken, sakalda örnek aldıkları Peygamberin, tüm bu ahlaksızlıklara ne diyeceğini hiç hatırlamıyorlarsa,

O Toplum;  Peygamberini anlayamamış demektir...

Eğer bir toplum; Peygamberlerini (SAV) başkalarına anlatırken; Gece namazıyla, açlıktan karnına bağladığı taşla, üzerinde uyuduğu hasırın yüzüne çıkardığı izle, yaşadığı hurma dallarından ve kerpiçten yapılmış evle anlatıyor. Ama kendi hayatlarındaki; serpme kahvaltılarda, kadife kumaştan cübbelerde, lüks villalarda, devre mülklerde, beş yıldızlı otellerde, ihale salonlarında, son model araçlarda yaşayıp, hep başkalarına anlattıkları bu Peygamberinin yaşama şeklini hiç akıllarına getirmiyorlarsa,

O toplum; Peygamberini anlayamamış demektir...

Eğer bir toplum, Peygamberini (SAV);Kız isteme törenlerinde, düğünlerde ve nikâhlarda hatırlayıp, İsmini anıp salâvat getiriyor, ama düğünden sonra o yeni kurulan yuvanın; yönetiminde, eşlerin birbirlerine karşı davranışlarında, akraba ilişkilerinde, izlenilen dizilerde, mutfaktaki gıdaların ve eve giren kazancın helalliğinde; kimse o düğünde hatırladığı Peygamberin bu konularda ne dediğine bakmıyorsa,

O toplum, Peygamberini anlayamamış demektir...”

Günlük hayatımızda bunları saymak ile bitmez.

Mutlaka biz hazreti peygamber efendimizin hayatını kendi nefsimizde yaşayamayız, bunu uygulamada çok zorlanırız. Çünkü o cenabı Allah’ın seçtiği özel bir kul ve resul. Biz onun hayatını, mücadele metodunu, sünnetini “anmaktan” öte “anlamaya” çalışmak ve onu kendi nefsimizde uygulamak ile sorumluyuz.

Hz. Peygamber (s.a.v.)'in peygamberlikten önceki ismi 'Muhammedül Emin' yani 'Güvenilir Muhammed' idi. İlginç ve önemli olan ise bu ismi, sıfatı Mekkeli putperestler Abdullah'ın oğlu Muhammed (s.a.v. )'e vermişlerdi.

Bugün etrafınıza bir bakın, Dindarlığın, cemaatçiliğin, tarikatçılığın, milliyetçiliğin sözde tavan yaptığı(!)  bir toplumda elinden, dilinden, belinden güvenebileceğiniz kaç emin insan sayabilirsiniz. Mutlaka sayarsınız ama bu sayı gün geçtikçe azalmakta.

Çare ne?

Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek’in şiirinde belirtiği gibi:

“Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim;
Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!” diye bildiğimiz zaman, efendimizi anlama ve ona tabii olma yolunda çok büyük mesafeler alırız.

Cenabı Allah bu yolda yar ve yardımcımız olsun.

Baki selamlar.