Mevlânâ’nın gölgesindeki Sultan Selim Camii, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün dev restorasyonuyla yeniden ayağa kalkıyor. Ecdadın mühür eseri geleceğe ışık tutuyor.

Tarihin ve maneviyatın kalbi sayılan Konya’da yürürken başınızı Mevlânâ Dergâhı’na doğru çevirdiğinizde, hemen yanı başında tüm zarafetiyle göğe yükselen bir abide görürsünüz: Sultan Selim Camii. Asırlardır bu topraklara ruh veren, dualara ve tarihin akışına şahitlik eden bu muazzam külliye, şimdilerde Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen tarihi bir restorasyon hamlesine ev sahipliği yapıyor. Ecdadımızın Konya silüetine vurduğu en görkemli mühürlerden biri olan bu şaheser, geçmişin estetik anlayışını yarınlara taşımak üzere ilmek ilmek işleniyor. Kentin hafızasını ve mimari kimliğini korumak adına atılan bu dev adım, sadece bir taş restorasyonu değil, aynı zamanda tarihi mirasımıza duyulan derin saygının bir nişanesidir.

KANÛNÎ VE II. SELİM ÇAĞINDAN GÜNÜMÜZE MİMAR SİNAN DOKUNUŞU

XVI. yüzyılın ortalarında Mevlânâ Dergâhı’nın batı cephesinde yükselmeye başlayan Sultan Selim Camii, klasik Osmanlı mimarisinin Anadolu’daki en olgun ve büyüleyici örneklerinden biridir. Tarihi kaynaklarda Kanûnî Sultan Süleyman’ın adıyla anılan, ancak bitişiğindeki imaretten ötürü II. Selim’e mal edilen bu yapı, Mimar Sinan’ın eşsiz dehasından izler taşımaktadır. Kareye yakın plan şeması, zarif son cemaat revakları, haçvari ayaklar üzerindeki 12 metre çapındaki muazzam kubbesi ve kıble yönündeki yarım kubbesiyle adeta bir oran ve estetik harikasıdır. Zaman içinde yaşanan çökme ve tahribatlara direnerek günümüze ulaşan yapı, 26 Aralık 2025 tarihinde başlatılan ve 2030 yılına kadar tamamlanması planlanan bu son restorasyon süreciyle tarihinin en kapsayıcı yenilenmesini yaşıyor.

ZARİF MERMER İŞÇİLİĞİ VE RENKLİ KALEM İŞLERİ CANLANIYOR

500 bin liralık bütçeyle yürütülen bu titiz çalışmanın merkezinde, caminin hem dış cephesindeki taş ustalıkları hem de iç mekanındaki sanatsal detaylar yer alıyor. Kuzey taçkapısındaki zengin mermer işçiliği ve göz alıcı mukarnas dolgular uzman ellerde temizlenirken, mihrap ve minberdeki ince detaylar büyük bir hassasiyetle korunuyor. Kubbe içlerini süsleyen ve Osmanlı’nın renk ile motif dünyasını yansıtan eşsiz kalem işi tezyinatlar, aslına sadık kalınarak yeniden hayat buluyor. Duvarlardaki kesme taş kaplamalardan minarelerin mukarnaslı şerefelerine kadar her ayrıntı, asırlık yorgunluğundan arındırılarak geleceğe hazırlanıyor.

EKSİLEN YAPILARIN GÖLGESİNDE YAŞAYAN ASIRLIK RUH

Tarih içinde çevresinde yer alan imaret, medrese ve muvakkithâne gibi birimleri kaybetmiş olsa da Sultan Selim Camii, külliye ruhunu Yusuf Ağa Kütüphanesi ile birlikte yaşatmaya devam ediyor. Kaybolan yapıların gölgesinde bile manevi ihtişamından hiçbir şey kaybetmeyen bu kutsal mekan, yürütülen hassas çalışmalar tamamlandığında 2030 yılında kapılarını çok daha dayanıklı ve görkemli bir şekilde açacak. Mevlânâ’nın hoşgörü iklimiyle bütünleşen bu ecdat yadigarı eseri aslına uygun olarak ihya etmek, geleceğe bırakacağımız en kıymetli miraslardan biridir.