DUÂLARIMIZ VE GÖZYAŞLARIMIZ NEREDE?

Abone Ol

De ki: Duanız olmasa, Rabbim size ne diye ehemmiyet versin? der Kur'an, Furkân Suresi, âyet 77'de.
Yine Bakara Suresi 186. âyette “ Habibim, ya Muhammed! Kullarım sana benden sorarsa, şüphe yok ki ben onlara pek yakınım. Bana duâ ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm” buyurur, yüce Yaratan.
İslâm dini, bir dua medeniyetidir. Dua, müminin silahıdır. Yerle gök duadır. Dua, acziyetimizi kabul edip, gücümüzün yetmediği anda Allah'a sığınıp, O'ndan yardım istemektir. Doğumdan ölüme, sabahtan akşama bütün hayatımız dualarla doludur.
Sahi, bizim kabul olunmuş dualarımız vardı, nerede? Duası kabul olunmuş insanlarımız vardı, nerede?
Gözlerimiz semada, bulutlarda, yağmur yağar mı diye bekleriz günlerce, yağmurlar, o eski Nisan yağmurları, Kırkikindi yağmurları nerede?
Topraklar susuzluktan yanıyor, kavruluyor. Ama dua eden yok. Sanki ihtiyacı yokmuş gibi dua talep eden yok, duaya çıkan yok. Oysa Allah vermeyi dilemeseydi, istemeyi vermezdi.
Yıllar önce duaların kabul olduğunu, gökyüzünde hiçbir bulutun olmadığı bir günün ortasında, yapılan yağmur duasından sonra, bir anda gökten bardaktan boşanırcasına yağmurun nasıl yağdığını ve kendimizi evlerimize zor attığımızı çok iyi hatırlarım.
Yıl 1976, Antalya Elmalı Yuva Kasabası'nda, delikanlılık çağımda, ilk görev yaptığım günlerde şahit olduğum bu olay, şartlarına uygun, ihlâs ve samimiyetle dua edildiğinde, duaların nasıl kabul olduğunu göstermişti.
 Hatta kahve önlerinde oturan bazı köylülerin, “Haydi duaya” diye çağırdığımızda “Hocam, boş verin duayı, gökte birkaç bulut var, şimdi onları da kaçıracaksınız” diye alay etmelerine ve gelmemelerine rağmen bir anda yağan bu harika yağmur, hepimizi şaşkına çevirmiş, sevince boğmuştu,
Demek ki istemesini bilmek, duanın kabul olma şartlarını yerine getirmek gerekiyordu. Bu şartlar arasında, helalleşmek, barışmak, tövbe etmek, Allah'ın merhametini üzerimize çekecek bir ortam hazırlamak, gözyaşı döküp, ağlamak, sızlamak gerekiyordu. O gün de öyle yapılmış, koyunlar kuzularından, sığırlar yavrularından, anneler bebeklerinden ayrılmış ortalık bir mâtem havasına bürünmüştü. Ağlamalar, melemeler, bağırmalar arşa yükselmişti.
Elleri nasırlı, yürekleri yangın insanlar birbirlerini kucaklamış, sarılmış,  birbirlerinden helallik dilemişlerdi. Sonunda beklenen olmuş ve dualar kabul edilmiş, Allah'ın rahmeti yeryüzünü kaplamıştı.
                                                  GÖZYAŞININ DEĞERİ
İşte gözyaşlarına karışmış, bir yağmur hikâyesi,
Allah dostlarından, Bayezid-i Bistâmi 'nin yaşadığı dönemde, ülkede müthiş bir kuraklık olur. Günlerce yağmur yağmaz. Topraklar şerha şerha yarılır. Bütün halk Bayezid-i Bistami'yi de yanlarına alarak yağmur duasına çıkarlar. Sonuç değişmez, yağmur yağmaz. Herkes, büyük bir imtihandan geçtiklerini düşünür.
Bayezid-i Bistami, duaya herkesin katılıp katılmadığını sorar. Dağlarda kendi başına yaşayan bir meczuptan, bir deliden söz ederler. Bayezid-i Bistami bu kişinin bulunup getirilmesini ister. Meczup, günler sonra, aramalar sonucunda bulunur ve huzura getirilir. Bayezid-i Bistami:
-Sen niye bizimle duaya katılmıyorsun? Bak topraklarımız kuruyor, yarın sen de bizimle beraber duaya geleceksin tamam mı? der.
Aslında tam bir Allah dostu olan bu meczup zât, kendi üslubuyla “Benim yapacak çok işim var, duaya filan gelemem” diye söylenir.
Bayezid-i Bistami gelmesi konusunda çok ısrar edince, “Bana müsaade et, bir yere kadar gidip geleyim” der ve oradan ayrılır. Bayezid-i Bistami O'nu takip ettirir.
Bu Hak dostu insan tenha bir yere çekilir, başlar istemeye. Tam bir dost edasıyla, nazlanarak, açar ellerini.
“Ey hazinesi zengin olan! Hazinende bunlara yetecek kadar yok mu? Neden yalvartıyorsun bu zavallıları? Eğer bunlara ihtiyacı olan yağmuru vermezsen, o çömleği kırarım” der. Sanki naz makâmından pazarlık yapar gibi konuşur, gözyaşı döker, boyun büker,  inler uzun süre.
Çok geçmez müthiş bir yağmur yağar, toprak suya kanar. Gönüllerdeki tasa sona erer, bütün mahlukât sevinir, yüzler gülmeye başlar. Her şeyi öğrenen  Bayezid-i Bistami, o meczubun ayağına gider bu sefer, “O çömleğin sırrını bana anlat” der meraklı bakışlarla.
-“O, benimle Rabbim arasında bir sırdır, anlatamam” der. Bayezid-i Bistami ısrarla devam eder,
-“Biz de seninle dostuz. Dostlar arasında sır olur mu? O Allah dostu meczup ısrarlara dayanamaz ve mahcup bir edâyla cevap verir:
-“Ben akil baliğ olduğum günden beri, gecenin seher vakitlerinde, Rabbimle baş başa kaldığımda O'na olan muhabbetimden dolayı akıttığım gözyaşlarımı bir çömlekte topladım ve o çömlek dar boğazına kadar doldu.
Eğer bu göz yaşlarımın bir değeri yoksa, o çömleği kırıp dökeyim dedim, ama hamdolsun, gördüm ki, göz yaşlarımın bir değeri varmış” .
*****
Evet, Allah'ın rahmetine, yağmurlar ihtiyacımız var. Hem de o kadar çok ki. Allah'tan başka sığınacağımız, isteyeceğimiz bir kapı yok.
“De ki söyleyin bana, eğer suyunuz yerin dibine çekilecek olsa, artık size kim bir akarsu getirebilir? Mülk Suresi, 30.âyette belirtildiği gibi veren de O, alan da O!
Yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, yaptığı haram olanlar değil, gözü yaşlı, kalbi selim olanlar, deli gibi görünüp velî olanlar. Sizlerin duasına öylesine muhtacız ki.
                                        HEM NALINA HEM MIHINA
SAMİ SELÇUK'UN İSRAİL AŞKI
Samanyolu Televizyonu'nda, eski Yargıtay Başkanı, hemşerimiz Sami Selçuk, Başbakan Erdoğan'ı eleştirerek, İsrail başbakanı Şimon Peres'e övgüler yağdırmış:
-Şimon Peres, deneyimli, kültürlü ve dolu bir devlet adamı demiş. Başbakan Erdoğan, Onunla baş edemediği için hırçınlaşıp “one minute” dedi, demiş.+
Sami Selçuk haklı, belki de Cumhurbaşkanı adayı olmak için bir yerlere mesaj gönderiyordur. İkincisi Şimon Peres,  gerçekten dolu bir zalim. Elleri, Müslüman  kanıyla dolu. Hem de ayağından boğazına kadar.
                                                                       GÜNÜN SÖZÜ
ÜZÜLMEK YARININ SIKINTILARINDAN BİRŞEY EKSİLTMEZ, SADECE BUGÜNÜN GÜCÜNÜ TÜKETİR.
A.J.Croin