Dualarımız ve...

Abone Ol

DUÂLARIMIZ VE GÖZYAŞLARIMIZ

Pazartesi günkü “Toprağın Nabzı” başlıklı yazımı Furkan Sûresi 77.âyetiyle“Deki: Duanız olmasa, Rabbim size ne diye ehemmiyet versin?” bitirmiş, duanın öneminden söz etmiş, yağmur için temiz yüreklerin, kirlenmemiş ağızların duasına muhtacız demiştim.

Bakara Suresi 186.âyettede yüce Rabbimiz“ Habibim, ya Muhammed!Kullarım sana benden sorarsa, şüphe yok ki ben onlara pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm” buyurmakta, bizleri dua etmeye davet etmektedir.

İslâm dini, bir dua medeniyetidir.Dua, müminin silahıdır. Yerle gök duadır. Dua, acziyetimizi kabul edip, gücümüzün yetmediği anda Allah'a sığınıp, O'ndan yardım istemektir. Doğumdan ölüme, sabahtan akşama bütün hayatımız dualarla doludur.

Elbette, bizim de kabul olunmuş dualarımız vardır, duası kabul olunmuş insanlarımız vardır, duası kabul olunmuş zamanlarımız vardır.

Allah vermeyi dilemeseydi, istemeyi vermezdi. Yeter ki Rabbimizle iletişimimiz sağlam olsun. Bizim de günlerce yağan Nisan yağmurlarımız, Kırkikindi yağmurlarımız vardır.

Bakın dünün sabahında, seher vaktinde yağmur yağmaya başladı bile. Şimdi şükür zamanıdır. “Şükürler olsun Rabbim, binlerce, milyonlarca şükür” deyip, secdeye kapanma anıdır.

Yıllar önce duaların kabul olduğunu, gökyüzünde hiçbir bulutun olmadığı bir günün ortasında, yapılan yağmur duasından sonra, bir anda gökten bardaktan boşanırcasına yağmurun nasıl yağdığını ve kendimizi evlerimize zor attığımızı çok iyi hatırlarım.

Yıl 1977, Antalya Elmalı Yuva Kasabası'nda, delikanlılık çağımda, ilk görev yaptığım günlerde şahit olduğum bir yağmur duası, şartlarına uygun, ihlâs ve samimiyetle dua edildiğinde, duaların nasıl kabul olduğunu göstermişti.

 Hatta kahve önlerinde oturan bazı köylülerin, “Haydi duaya” diye çağırdığımızda“Hocam, boş verin duayı, gökte birkaç bulut var, şimdi onları da kaçıracaksınız” diye alay etmelerine ve gelmemelerine rağmen bir anda yağan bu harika yağmur, hepimizi şaşkına çevirmiş, sevince boğmuştu,

Demek ki istemesini bilmek, duanın kabul olma şartlarını yerine getirmek gerekiyordu. Bu şartlar arasında, helalleşmek, barışmak,tövbe etmek, Allah'ın merhametini üzerimize çekecek bir ortam hazırlamak, gözyaşı döküp, ağlamak, sızlamak gerekiyordu.

 O gün de öyle yapılmış, koyunlar kuzularından, sığırlar yavrularından, anneler bebeklerinden ayrılmış ortalık bir matem havasına bürünmüştü. Ağlamalar, melemeler, bağırmalar arşa yükselmişti.

Elleri nasırlı, yürekleri yangın insanlar birbirlerini kucaklamış, sarılmış,  birbirlerinden helallik dilemişlerdi. Sonunda beklenen olmuş ve dualar kabul edilmiş, Allah'ın rahmeti yeryüzünü kaplamıştı.

                    ÇÖMLEĞİN SIRRI VE GÖZYAŞI

İşte gözyaşlarına karışmış, bir yağmurduası hikâyesi,

Allah dostlarından, Bayezid-i Bistâmi 'nin yaşadığı dönemde, ülkede müthiş bir kuraklık olur. Günlerce yağmur yağmaz. Topraklar şerha şerha yarılır. Bütün halk Bayezid-i Bistami'yi de yanlarına alarak yağmur duasına çıkarlar. Sonuç değişmez, yağmur yağmaz. Herkes, büyük bir imtihandan geçtiklerini düşünür.

Bayezid-i Bistami, duaya herkesin katılıp katılmadığını sorar. Dağlarda kendi başına yaşayan bir meczuptan, bir deliden söz ederler. Bayezid-i Bistami bu kişinin bulunup getirilmesini ister.Meczup, günler sonra, aramalar sonucunda bulunur ve huzura getirilir.Bayezid-i Bistami:

-Sen niye bizimle duaya katılmıyorsun? Bak topraklarımız kuruyor, yarın sen de bizimle beraber duaya geleceksin tamam mı?der.

Aslında tam bir Allah dostu olan bu meczup zât, kendi üslubuyla “Benimyapacak çok işim var, duaya filan gelemem” diye söylenir.

Bayezid-i Bistamigelmesi konusunda çok ısrar edince, “Bana müsaade et, biryere kadar gidip geleyim” der ve oradan ayrılır.Bayezid-i Bistami O'nu takip ettirir.

Bu Hak dostu insan tenha bir yere çekilir, başlar istemeye. Tam bir dost edasıyla, nazlanarak, açar ellerini.

“Ey hazinesi zengin olan! Hazinende bunlara yetecek kadar yok mu? Neden yalvartıyorsun bu zavallıları? Eğer bunlara ihtiyacı olan yağmuru vermezsen, o çömleği kırarım”der. Sanki naz makamından pazarlık yapar gibi konuşur, gözyaşı döker, boyun büker,  inler uzun süre.

Çok geçmez müthiş bir yağmur yağar, toprak suya kanar. Gönüllerdeki tasa sona erer, bütün mahlukat sevinir, yüzler gülmeye başlar. Her şeyi öğrenen Bayezid-i Bistami, o meczubun ayağına gider bu sefer, “O çömleğin sırrını banaanlat” der meraklı bakışlarla.

-“O, benimle Rabbim arasında bir sırdır, anlatamam” der. Bayezid-i Bistami ısrarla devam eder,

“Biz de seninle dostuz. Dostlar arasında sır olur mu?”O Allah dostu meczup ısrarlara dayanamaz ve mahcup bir edayla cevap verir:

-“Ben akil baliğ olduğum günden beri, gecenin seher vakitlerinde, Rabbimle baş başa kaldığımda O'na olan muhabbetimden dolayı akıttığım gözyaşlarımı bir çömlekte topladım ve o çömlek dar boğazına kadar doldu.

Eğer bu gözyaşlarımın bir değeri yoksa o çömleği kırıp dökeyim dedim, ama hamdolsun, gördüm ki, gözyaşlarımın bir değeri varmış”.

Evet, Allah'ın rahmetine, yağmurlara ihtiyacımız var. Hem de o kadar çok ki. Allah'tan başka sığınacağımız, isteyeceğimiz bir kapı da yok.

Çünkü veren O, alan O. Her şey Onun, ve tasarruf Ona ait.

Yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, yaptığı haram olanlar değil, gözü yaşlı, kalbi selim olanlar, deli gibi görünüp veli olanlar. Sizlerin duasına öylesine muhtacız ki.

GÜNÜN SÖZÜ

NİMETLERİN GERİSİNDE ONU VERENİ GÖRMEMEK, GÖZLÜKLE GİDERİLECEK BİR HASTALIK DEĞİLDİR. 

                                                                                                 Hekimoğlu İsmail