Doktor Olmak

Abone Ol

Tüm anne, babaların olduğu gibi benim ailem de doktor olmamı istiyordu. Başarılı bir öğrenci olarak bu beklentiyi boşa çıkarmayıp tıp fakültesini kazandığım günü, dün gibi hatırlıyorum. Uzun ve zor bir eğitim sürecinden sonra mezun olup, sahada ilk hastanızla baş başa kaldığınızda sudan çıkmış balık olduğunuzu hissediyorsunuz. Ne başınızda soracağınız bir hocanız, ne de elinizin altında yaptırabileceğiniz tetkikler için olanaklarınız var. Üstüne üstlük hiçbir yöneticilik eğitimi almadığınız için bürokratik işlemler karşısında bocalıyorsunuz.

Anadolu' da bir köy, ilçe ya da il merkezinde olmanız hiçbir şeyi değiştirmiyor, gençsiniz, bir şeyler yapmaya çalışan idealist duygularınız, heyecanınız var. Tıp fakültesinde hastalık ve hastaların önemli olduğunu, ancak bir o kadar da mesleğinizin değerli olduğunu öğreniyorsunuz. İşiniz insan ve bu meslek insanları sevmekle yapılabilir ancak diye düşünüyorsunuz.

Mesleğime yaklaşık 3000 nüfuslu bir ilçenin tek doktoru olarak başladım. O yılların sağlık politikası gereği,  birinci basamak sağlık hizmeti sunmak üzeri sağlık ocakları ve sağlık merkezleri, ilçe sağlık merkezinin tek doktoru, 24 saat mesaisi olan, ancak yine de sabah 8' de arandığında mesaide olması gereken doktoru vardı. Şimdi değişen ne var diye baktığımda tablo yine aynı, ilçenin yöneticisi, ilçenin tek doktorunun sabah mesaide olmasını kontrol etmeye devam ediyor. Değişen, o günlerde halkın doktora olan sevgi ve saygısı bugün ne yazık ki nefrete dönüşmüş ya da dönüştürülmüş durumda.

Pratisyen hekim olarak çalışmanın zorluğu ve idealleriniz doğrultusunda uzman doktor olmak istediğinizde, engelleri aşarak uzmanlık eğitimi almaya hak kazanıyorsunuz. Ortalama dört yıl süren uzmanlık eğitiminden sonra eğitiminizde bir kademe daha ilerlemiş oluyorsunuz. Hangi şart altında olursa olsun sağlık çalışanı olarak hizmet sunmaya devam ediyorsunuz, ancak yıllardır değişmeyen bir kural var, hasta ve doktor her zaman karşı karşıya getiriliyor, aslında yan yana olması gereken, etle tırnak gibi bütün olan insanlar, karşı karşıya geliyor. İşin doğası gereği hasta olmadan doktor, doktor olmadan hasta olmaz. Sorunun kaynağı ne hastadır, ne de doktor, ancak ters giden bir şey olduğunda kadın, erkek demeden küfür, dayak ve hatta kurşunlar maalesef hep doktora gelir. Suçlayan sadece hasta değildir, idare de doktoru suçlar, diğerleri de!

Doktorun hastasına ayırması gereken 20 dakika zamanda en az 6 – 7 hastaya bakmak zorunda olması, sayıları hızla artan tıp fakülteleri,  her geçen gün eğitim kalitesinin düşmesi, öğretim görevlilerinin üniversitelerde yaşadıkları mutsuzluk ve belirsizlik, kamuda çalışan sağlık çalışanlarının emekliliğe yansımayan ücretlendirilmesi ve layık görülmeyen yıpranma hakkı, özelde çalışan doktorların hiçbir özlük hakkına ve iş garantisine sahip olmaması ve daha niceleri.

Biz doktorlar olarak biliyoruz ki, tüm bu olumsuzlukların nedeni hastalarımız değildir, ancak hastalarımız da bilmelidir ki, biz doktorlar da sorumlu değiliz.

Hastaların da, doktorların da mutlu oldukları 14 Mart Tıp Bayramı özlemimizle.

Dr. Cihan Avaroğlu