21 Mart 2013 tarihi Türkiye için yeni bir dönemin başlangıcını da oluşturdu.
2009 yılında başlayan açılım süreciyle birlikte, emperyalist güçlerin maşası olan terör örgütü Diyarbakır'da adeta gövde gösterisi yaptı.
Nevruz bahane edilerek, alenen Türkiye'ye meydan okundu.
Sözde kürdistan yazan tişörtlarla, bayraklarla, bebek katilinin resimlerini taşıyan paçavralarla, barış ve kardeşlik vurgusu yapıldı.
Nasıl bir kardeşlikse alanda tek Türk Bayrağı yok!
En önemli ise İmralı'dan örgütü yöneten bebek katili Abdullah Öcalan'ın mesajının okunmasıydı.
1999 yılında korkulu gözlerle cam kafes içinde, Türk Milleti'ne nasıl hesap vereceğinin pısırıklığı içinde olan katil Öcalan, dün barışın sihirli değneği görüldü.
Öcalan mesaj yollayacak, barış gelecek, 30 yıldır akan kan duracak, Türkiye birlik ve beraberlik içinde yoluna devam edecek gibi pembe bir tablo çizildi.
30 yıl önce ilk kanı akıtan, emperyalistlerin sadık dostu katil Öcalan, “Silahlar sınır dışına çıksın” mesajıyla bu pembe tabloyu da bozmak istemedi.
Dikkat ederseniz, hain ve işbirlikçi katil, silahların bırakılmasını değil, sınır dışına çekilmeyi öneriyor.
Böylece henüz tam anlamıyla çatışmaların bitmediğine işaret etti.
Bu bir anlamda İmralı'dan çıkana kadar, federal yapıya geçene kadar, kendisinin meclise girene kadar fiili silahlı durumun süreceğinin de göstergesi.
Pembe tablo ise 22 Mart tarihli gazete manşetlerine de yansıdı;
Hürriyet: Silah devri bitti
Milliyet: Silahlara veda
Sabah: PKK çekiliyor
Star: Hayırlı perşembe
Taraf: İşte Türkiye baharı
Radikal: Yaşasın Biji Türkiye
Yenişafak: Silahlar sustu, barış zamanı
Cumhuriyet: Happy Newroz
HaberTurk: Barış zamanı...
Manşetlere bakınca II. Meşrutiyet yıllarını anımsadım.
O yıllarda da tüm basın, özgürlük gelecek, barış gelecek, Osmanlı parçalanmayacak, İttihad-ı İslam, İttihad-ı Osman gibi birlik ve beraberliği vurgulayan manşetler atmıştı.
Çok sürmedi, 1912'de Balkanları, 1914 Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Kafkaslar'ı kaybettik.
Aynı senaryo yine iş başında.
Sözde kardeşlik, barış vurguları, devletin terörist başının ağzının içine bakması, basının hayalperest manşetleri, Türkiye'yi zor bir sürece sokuyor.
Eğer gerçekten kardeşlik istenseydi, birliğe, beraberliği vurgu yapılsaydı bir milyon kişinin katıldığı mitingte bir tane Türk Bayrağı olurdu.
Sayın Başbakan Erdoğan'ın sık sık vurguladığı, “Tek Dil, Tek Vatan, Tek Bayrak” söylemi yerine getirilirdi.
PKK'lılar çatışmacı kıyafetleriyle ellerinde silahlarla meydanda olmazdı.
Sözde kürdistan yazan tişörtlere izin verilmezdi.
Sözde kürdistan paçavraları sallanmazdı.
Bir katilin resimleri bir milyon kişinin elinde olmazdı.
O açıdan dünkü tabloyu görüp, “çatışma bitecek, kardeşlik gelecek, ayrılık bitti, birlik ve beraberlik zamanı” söyleminde bulunmak hayalperestliktir.
30 yıldır amacı sözde kürdistanı kurmak, “bu olmazsa federasyona da razıyız” diyen katilin, bu hayalini gerçekleştirmeden terörü bitirmeyeceği ortada.
Çünkü, “katil silahları bırakın” demedi, “sınır dışına çekilin” dedi. Bu söz aslında silahlı katillerine biraz yıprandınız, dinlenip güçlenin, gerektiğinde size yeni görevler vereceğim çağrısıydı.
Tüm bunları görmemek insanın aklını yitirmesiyle aynı şeydir. Allah'tan dileğim, inşallah Türkiye yeni felaketlere ve acılara sürüklenmez. Ama şunu da ifade etmek gerekir ki, Diyarbakır'daki görüntü Türkiye'yi birleştirmez, ayrıştırır...