Dijital dünya artık hayatımızın yadsınamaz bir gerçeği. İnternet; günlük işlerimizi hızlandıran ve kolaylaştıran yönüyle en büyük yardımcımız konumunda. Ancak madalyonun öteki yüzü o kadar parlak değil. İnternet, görünen yüzüyle yolumuzu aydınlatırken; karanlık tarafıyla bizleri etik ve ahlaki kaygılardan uzak, vahşi bir dehlize sürükleyebiliyor. Kapitalist düzenin dayattığı "ne pahasına olursa olsun kazanç" anlayışının baş tacı edildiği bu mecrada; mahremiyet ve kul hakkı gibi hayati kavramlar maalesef göz ardı ediliyor.
Ahlak ilmi; nefsi faziletlerle süslemek ve rezilliklerden korumak olarak tanımlanır. Ticaret ahlakından çalışma hakkına kadar her alanda karşımıza çıkan bu ilkeler, günümüzde dijital dünyaya da sirayet etmek zorundadır. Bugün gencinden yaşlısına herkesin cebine konuk olan sosyal medya, adeta "yatılı bir misafir" gibi en kıymetli sermayemiz olan zamanımızı çalmaktadır. İnsanlar, kendi hayatlarının hakikati yerine sanal dünyanın rüzgârına kapılarak günlerini heba etme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Rehberimiz Hz. Peygamber (sav) bu durumu ne güzel özetlemiştir: “İki nimet vardır ki, insanların çoğu bu nimetleri kullanmakta aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.”
(Buhârî, Rikak 1).
Sanal dünyanın kuytu köşelerinde, ekranla baş başa kaldığında başkalarının mahremiyetini araştıranlar; okuduğu her haberi doğruluğunu teyit etmeden paylaşanlar ve insanların yüzüne söyleyemediklerini klavye arkasından "ucuz kahramanlıklarla" yazıya dökenler, bu yaptıklarından hesaba çekilmeyeceklerini mi sanıyorlar?
Gerçek hayatta yanlış olan ne varsa, sanal dünyada da yanlıştır. Yalan, iftira, ahlaksızlık ve kumar gerçek hayatta nasıl haramsa, dijital dünyada da aynı şekilde haramdır. Unutmamak gerekir ki; yüz yüze iletişimde oluşan yanlış anlaşılmalar telafi edilebilirken, sanal âlemde bir yazının veya ifadenin gücü telafisi imkânsız kavgalara, hatta trajedilere yol açabilmektedir.
Sosyal medya; bireylerin takdir edilme ve beğenilme arzusuyla şuur altındaki imajlarını piyasaya sürdükleri devasa bir alan açmaktadır. Bu mecra, gündüzleri hizmetçi olan Külkedisi’nin gece prensese dönüşmesi gibi; insanların gerçek hayatta gerçekleştiremedikleri arzularını sahte kimliklerle yaşama hırsını tetiklemektedir. Dijital röntgenciliğin sınır tanımadığı, mahremiyetin rafa kaldırıldığı bu ortamda, temel değerlerimiz büyük bir ifsat ve ifşa faaliyetiyle ayaklar altına alınmaktadır. Üstelik giydiği kıyafeti, yediği yemeği veya mahrem anlarını düşüncesizce paylaşarak bu ahlaki çöküşe çanak tutanların sayısı da azımsanmayacak kadar çoktur.
Bize şah damarımızdan daha yakın olan Allah’ın (cc) her an bizi gördüğünden habersiz binlerce kişi, bu şer girdabında debelenmeye devam ediyor. Bütün bu olumsuzlukların tek çaresi; kulluk kitabımız Kur'an-ı Kerim'e ve en büyük rol modelimiz olan Hz. Muhammed Mustafa’ya (sav) kulak vermektir.
Yazımızı, bizlere ışık tutacak şu ayet ve hadis ile noktalayalım:
“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın.” (Hucurât Suresi, 12. Ayet)
“Her duyduğunu söylemesi, kişiye yalan olarak yeter!” (Ebû Dâvûd, Edeb, 80)
Selam ve dua ile…