Ders Çalışma Programı Hazırlarken Performansı Baz Almak 1. Bölüm
Tüm meslektaşlarımın ve öğrenci arkadaşlarımın ihtiyacı olduğunu düşündüğüm bu yazıyı dikkatli bir şekilde okumalarını istiyorum. Değişmeyen tek şey değişimdir. Eğitim sistemimizde de yenilikler var. Artık bunu bilmek buna göre hareket etmek zorundayız. Çünkü hem Milli Eğitim Bakanlığının hem de Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezinin öğrenciden tek beklentisi performanstır. Bunu üzülebiliriz şahsen ben üzülüyorum. Eğitim açısından baktığımız zaman kabul edilmesi zor ya da kolay hazmedilebilir bir cümle değil kurduğum farkındayım. Ama gerçek bu. Şu an ki sistem maalesef süreç odaklı değil, sonuç odaklı.
Bir yıl içinde nasıl çalıştığın, hangi zaman dilimlerinde ders çalıştığın önemli değil. Sınavda kaç net yapıp, kaç puan aldığın önemli. Çünkü buna göre yerleştirme yapılıyor.
Ders çalışma programını nasıl hazırlamalıyız?
Bu konu bütün okullarda ve dershanelerde öğrencilerimizin temel sorunu niteliğinde. Ama hep eksik uygulamalar nedeniyle öğrencilerimiz yanlış yönlendiriliyor. Çünkü çalışma saati, süresi diye bir şey söz konusu değildir. Söz konusu olan tek şey akşam yatarken öğrencinin içi rahat mı? O gün yapması gereken programı yapmış mı? Elde etmesi gereken performansı elde etmiş mi? Herkes buna bakıyor. Çoğu öğrenci de bunun yüzünden ya programı uygulamıyor ya da verim elde edemiyor. Öğrencilerin genellikle şu düşüncelerle ders çalışma programı hazırlamak istiyorlar:
Hocam, ben ders çalışmayı bilmiyorum.
Sizce hangi saatlerde çalışmalıyım.
Her gün farklı derslere mi çalışmalıyım.
Puanı yüksek olan derslere mi çok zaman harcamalıyım yoksa zayıf olduğum derslere mi?
Ders çalışmamı sağlayacak bir program lazım bana, hocam siz bir şeyler yapın da odama asayım.
Bu gibi farklı farklı sebeplerle öğrencilerimiz rehberlik servisine gelmektedir. Kimisi evde bulunsun diye kimisi kendini kontrol ettirecek bir mekanizma ihtiyacından dolayı bu programlara ihtiyaç duymaktadır. Bu konuda yanlış uygulamalar yapılmakta olduğunu gözlemliyorum. Yanlış programlar hazırlamaya yönlendirilen öğrenciler bu programları uygulamaya zorlanmaktadırlar. Netice hep bildiğimiz sonuç:
Hocam bir haftadır deniyorum, olmuyor.
Bir iki gün uyguladım sonrasında gevşedi gitti.
Demek ki da çözüm değilmiş, bir türlü süreklilik sağlayamıyorum.
Peki başarıya götüren ders çalışma programı nasıl hazırlanmalıdır?
Eğitim sistemimizin değiştiğinin farkındadır tüm öğretmen arkadaşlarım. Okullarda bile artık performans ödevleri adı altında uygulamalar var. Ürüne dönük bir yaşam beklentisini programlarımıza da yansıtmalıyız. Emin olun ki daha iyi okullar ve hedefler böyle gerçekleşiyor.Belli bir programa göre çalışmaya değil bizim daha çok performansa ihtiyacımız var.
Nasıl başarılı olunur?
Öncelikle öğrenci hedefini bilmelidir. İlk nokta da kendimize ulaşılabilir ve somut hedefler üretmemiz lazım. Çünkü buna uygun program hazırlamalıyız. Mesela arkadaşlar, Google, bildiğimiz üzere çok büyük bir kitleye hitap eden büyük bir şirket. Gelin bakalım bu başarıya nasıl ulaşmışlar. Google'den yine araştırıp bakabilirsiniz. Google' nin şirketinde yüzme havuzundan, oyun salonuna; kitap okuma salonundan, masaj ve uyku odalarına kadar her şey var.
Şirkette çalışma prensibi şöyle: Patron, her gün sabah iş dağıtımı yapıyor ve karşılığında tek beklentisi akşam iş çıkışında o işlerin tamamlanmış olduğunu görmek. Sabah mesai bitiminden akşama kadar herkes istediğini yapmakta özgür. İsteyen gidip istirahat ediyor, isteyen oyununu oynuyor. Ama herkes akşama kadar kendisine verilecek ödevi teslim etmek zorunda. Kimseyi belli saatlerde iş yapmaya zorlamıyor. Sıkmak diye bir şey yok. Diğer bir tabirle çalışan rahat bırakılıyor. İstediğin saatte ve sürede yapabilirsin. Herkes kendinin lideri oluyor bir bakıma. Şirkette bir yönetimden çok kendini gerçekleştirme esas. Yönetimin tek beklentisi mesai bitiminde herkesin kendisine verilen işi teslim etmesi. Elde edilmek istenen şey gayet basit: performans
Gerçekten hedeflerimize ulaşmak istiyorsak yapmamız gereken çalışma stili de buna uygun olmalıdır. Öncelikle bunu nasıl yapmalıyız.
Senin hedefin ne?
Beklentin ne?
Sınavdan ne umuyorsun?
Öncelikle şunu belirteyim sevgili öğrenci arkadaşlarım. Sizlere danışma esnasında söylemişimdir. Yazıyı görünce hemen hatırlayacaksınız. Ben size hep ne derim?
Sınavın sizi yönetmesine izin vermeyin! Siz sınavı yönetin!
Sınavla dalga geçin, onun sizinle dalga geçmesine izin vermeyin. Burada dalga geçin derken; hak ettiğinden fazla önemsememeyi kast ediyor ve çalışmamayı kast etmiyorum elbette. Sizden daha önemli değil o sınav. Sorumluluklarınızı yerine getirin o kadar!. Gerisi gelecektir zaten.
O halde öncelikle ona uygun bir hayat düzenini yaşamına yerleştirmelisin. Örnek veriyorum sınav senin için bir yemek değil, çerez olmalı. Bunun da tek mantığı vardır. Her gün sınavdan daha büyük besinler elde etmek. Eğer günlerimiz buna alışırsa sınav günü de bize normal bir günmüş gibi gelir ve sınavı da başarırız. Diğer türlü bir yıldır midemize girmeyen ağrı bulur o günde girer. Olmayan aksilikler o gün başımıza gelir. Yapılan araştırmalarda sınav kaygısının temelde 2 başlığa toplandığı görülüyor. Bunlardan birincisi, zihindeki olumsuz düşünceler, ikincisi ise yetersiz çalışma.
Şimdi isterseniz şunu yapalım, yakın zamanda 2015 YGS sonuçları açıklandı. İki ay gibi bir süre sonra LYS olacak. sınavda birinci olan öğrencilere mikrofon tutulur ya da dershaneler basın karşısına bu öğrencileri çıkartırlar. Peki arkadaşlar hiç dikkat ettiniz mi? O öğrenciler başarılarının sırrını nasıl açıklıyorlar? Dikkat etmeyenler için birkaç cümleyi yazayım:
Çok çalışmadım ancak disiplinli çalıştım
Sürekliliğim vardı
Çok rahattım.
Günlerce test çözen bir öğrenci değilim.
Ailem de bana böyle bir baskı uygulamıyordu.
Gerektiğinde arkadaşlarımla dışarı çıktım, sinemaya gittim.
YAZININ DEVAMI YARIN