Damla Damla akan gözyaşı: Yaşlılık ve Yalnızlık

Abone Ol

Yaşlılık, yaşam süresince hepimizin geçtiği ve geçeceği gelişim evrelerinin sonuncusudur. Doğal hayatın aksine, toplumların yaşlılığa girdiği dönemlerin genellikle olumsuz olduğu gözlemlenmektedir. Bunun nedenlerini irdelemek gerekirse, yaşlılıkta ölüm gerçeği ile karşılaşma, geçmişin muhasebesini tutma, yaşlılığın getirdiği fizyolojik, psikolojik ve sosyal sorunlar sayılabilir. Yani kısacası yaşlılık, geride kalan yaşantılarımızı, yıllarımızı aradığımız, özlemle andığımız bir dönem. Yaşlılık, anlat anlat bitmez. Kimi zaman bir evladı yetiştirip, büyüttüğümüz, kimi zamanda o evlatla aynı evde kalıp öldüğümüz. Belki de evladın hayırsızlığından huzurevlerinde ömrümüzü tükettiğimiz. Belki de yaşam boyu yalnızlığımızın yaşlılıkta tek barınağı huzuevi. Hüznün kadroya geçtiği, sevincinde gelip geçici olduğu, bazen hüzünlü anlara sevincin bazen de sevinçli anlara hüznün karıştığı, bir dönemin gençleri olup da şimdi bizlerin yaşantılarına tecrübeleri ile kazançlar ekleyen huzurevi sakinleri. Bu yerde yaşlı olmayı onlara sormak ve alınacak cevabı gülerek dinleyebilmek çok zor. Kimisinin gözleri huzurevi kapısına bakarken 'evladım neredesin' diye can atmakta, kimisinin gözleri ise bir yakınının, bir dostunun geleceği zamanın yolunu gözlemekte. Geçen günlerde huzurevine bir ziyarette bulundum. Huzurevi'nin bahçesinde otururken yaşlı bir amcam yanıma geldi. Bir süre yanımda oturduktan sonra sessizliğimizi bozarak muhabbete başladık. Hal hatır sorduktan sonra amcamın Tekirdağlı olduğunu öğrendim. O kadar konuşmaya hasret görünüyordu ki uzun süre muhabbet ettik. Çocukluk döneminin Tekirdağ'da geçtiğinden bahseden amcam, babasının maddi durumunun iyi olmadığından dolayı ortaokuldan sonra okuyamadığını ve çocukluğunun tarlada çalışarak geçtiğinden bahsetti. Zor günler yaşadığını dile getiren amcam, önüne meslek açısından güzel fırsatlar gelmesine rağmen babasının izni olmadığı için hayatının çoğu kısmını tarlada geçirdiğini ve maddi durumun olumsuzluğundan kurtulamadığı için evlenemediğinden de bahsetti. 1936 doğumlu olan amcam, birçok toplumsal ve siyasi olayı gördüğünü ve hayat şartlarının günümüzdeki gibi kolay olmadığını da söyledi. Babasının ve annesinin ölümünden sonra hayatta yalnız kaldığını ve akrabalarının da azlığından dolayı kimseyle görüşmediğini söyleyen amcam, elli yaşıma geldiğimde artık çok yorulmuştum. Hiç kimsem yoktu. Hastalıklar teker teker baş göstermeye başlamıştı. En sonunda bende hayata yenik düştüm ve huzurevine sığındım. Bir süre Tekirdağ da huzurevinde kaldıktan sonra Konya'ya sevk edildim.  Anlayacağın oğlum hayatım hep yorulmakla ve çilesini çekmekle geçti. Şimdi buradayım. Elimize karnımızı doyuracak kadar para veriyorlar. Ufaklığımdan beri parasızlık içinde yüzdüm. Şimdi yine öyle. Ne gelenim var ne gidenim. Ziyarete gelenler olmasa, elimize bir çiçek veren çocuklar, gençler olmasa bu hayatın yaşanılmaz bir hayat olduğunu düşüneceğim. Gençlik güzel, yaşlılık ve yalnızlık çok zor oğlum! Huzurevinden çıkarken oradaki yaşamın ne kadar zor olduğunu ve huzurevinde yaşayan bütün yaşlılarının her birinin bir derdinin olduğunu anladım. Bizler çok şükretmeliyiz. Hayatın sillesini yemiş, yalnızlığa gözlerini açmış, duvarları kendine arkadaş bellemiş nice yaşlı insanımız var. Zor, hem de çok zor. Birbirimize selam vermekten bile korkar duruma geldiğimiz şu günlerde, bir milletin hafızası konumundaki büyüklerimize gönlümüzü sonra evimizi açıp misafir etmeliyiz. Onlar sonuçta bizim atalarımız. Bizde yaşlanınca onlar gibi bir arkadaşa, bir yakına, bir gülümsemeye muhtaç olabiliriz. Yaşlılarımıza, 'nasılsın' demeyi çok görmeyelim. Onların ruhunu okşarken, bizde insan olmaktan dolayı yükümlü olduğumuz borcumuzu ödeyelim. Herkes el ele verip bir şeyler yapmazsa, insanlığın durumu içler acısı olmaya devam edecektir.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu'nun dediği gibi, “Yalnızlığın kadarsın/Yalnızlığın mis kokmalı/Yalnızlık dediğin büyük bir zindan/Dünyanın en büyük zindanı/Dinden imandan çıkarır/Ama öyle bir adam eder ki insanı”!