ARNAVUTLUK
Dağlar ne kadar yüksek olursa olsun, üzerinden aşılacak bir yol mutlaka bulunur. Kartallar ülkesi Arnavutluk’a doğru yolculuk başladı.
Arnavut Ciğeri, Arnavut İnadı, Elbasan Tava, Arnavut Kaldırımı gibi dilimizde birçok kelime ve ülkemizde yaşayan dört milyon Arnavut kökenli vatandaşlarımız vasıtasıyla Arnavutluk’tan haberdarız.
Şu günlerde Bektaşilerin Vatikan benzeri yapılanma ile Arnavutluk’ta etkili bir aktör konumuna gelme çabaları kamuoyunda yer almaktadır.
“Balkanların Anahtar Ülkesi” Arnavutluk, küçük bir ülkedir. Yüzölçümü yaklaşık 29.000 km² ve 3 milyona yakın nüfusa sahiptir.
Arnavutluk da Müslüman Hristiyan oranı %70-%30 olarak belirtilse de ateistlerin oranı %10 ‘u bulmaktadır. Bektaşilerde kendilerini Müslüman değil Bektaşi olarak bahsetmektedir.
Bizim rotamız Prizren’den İşkodra’ya olduğu için Tiran’a uğrayamadık. Dolayısı ile ne Gazi Ethem Bey Camisini ne de Bunker müzesini görebildik. Bir de geçenlerde Türkiye tarafından yaptırılıp açılışı yapılan camiyi de görme imkânımız olmadı. Yol boyunca tarlaların içinde bunkerleri görebiliyorsunuz.
Bunker, II.Dünya savaşı yıllarından kalan beton sığınak. İslam düşmanı Enver Hoca döneminde yapılmış.
Arnavutluk’ta vadilerin arasından geçen yolculuğumuz güneş ufuktan kaybolurken İşkodra’da otelde son buldu. Otel şehre 15 km uzaklıkta bir köyde doğal bir ortamda bulunmaktadır.
Bazı arkadaşlar otelin havuzunu test etmek için göz ile kaş arasında haşemaları giyip, yüzdüler.
Otel İşkodra Gölü’ne yakın olduğu için hava oldukça nemliydi.
İşkodra’daki Konya’dan öğrencim Sabian ile irtibatta idim. Öğrencim, arabası ile geldi. Şehir merkezini birlikte gezdik.
İşkodra’da araç trafiğine kapalı cadde de gurbetçilerin sesleri yankılanıyor. Arnavutluk’ta her aileden bir ya da birkaç kişi Avrupa’da çalışıyor.
Bir Kahraman Hasan Rıza Paşa
Balkan Harbi’nde yüzümüzü ağartan, göğsümüzü kabartan bir kahraman. Şehri Karadağlılara karşı destansı bir şekilde savundu. Bir suikast sonucu şehit edildi. Eğer şehit edilmeseydi, bir avuç askeri ve yerli Müslümanlarla Karadağ askerlerini püskürtmeye devam edecekti.
Devletimiz 2007 yılında Genel Kurmay Başkanlığımız ve MSB marifetiyle bu kahramanın anısına bir anıt inşa etmiş. TİKA anıtı yenilemiş.
Anıtı ziyaret ettik ve Fatiha okuduk. Arnavutluk’ta İmamların maaşı İslam Birliği tarafından ödeniyor. Ancak, söz konusu yapıda Fetö’nün etkin olduğunu öğrendik.
Buna karşılık hem Maarif Vakfı’nın hem de Hüdai vakfının da çalışmaları hız kesmeden devam ediyor.
KARADAĞ
Balkanların en küçük devletlerinden biri olan Karadağ isminden anlaşılacağı geçekten de ormanlarla kaplı bir dağlık bir ülke. Yüz ölçümü 13.878 km² ve yaklaşık 700 bin nüfusu var.
Balkanların en güzel yerlerinden biri olan Karadağ, Vizesiz Balkan Ülkeleri arasında yer aldığı için oldukça cazip. Türkiye’ye yakın konumda olması ise arabayla gelen turistlerin bile sayısının çok olmasını sağlıyor. Biz de buna şahit olduk.
Her ne kadar bir dönem Osmanlı egemenliğinde kalsa da bugün Osmanlıya ait kültür izlerine sıkça rastlamak pek mümkün değil.
Özellikle bölgenin İtalya’ya yakın olması nedeniyle mimari ve kültürde İtalya etkisi görülüyor.
Kotor’a giderken yolumuzun üzerinde Bar‘ın içinden geçtik. Osmanlının bir üssü konumunda olan Bar şehri plajları ile ünlü.
Özellikle Budva bölgenin Miami’si olarak adlandırılıyor. Hollywood yıldızlarının tercih ettikleri bir tatil beldesi.Cruise gemileri ile gelerek tatillerini yapıyorlar.
Bu bölgede özellikle Rus yatırımcıların inşa ettikleri oteller göze çarpıyor. Âmâ yollar sıkıntı. Çünkü tek gidiş ve geliş var. Zaman zaman kaplumbağa bizden hızla gider diyoruz.
Stevi Stefan Adası
Karadağ’ın en çok resimlerde ve fotoğraflarda yer alan turistik yeri. Adayı Singapurlu bir multi milyarder satın almış. Adaya girebilmenin iki şartı var. Ya otelde kalacaksınız, ya da restoranda yemek yiyeceksiniz.
Yok, bizim gibi hem zamanı olmayan hem de o kadar çok parası olmayan birisi iseniz, yolda adayı gören bir yerde verilen fotoğraf molasında, çektiğiniz resimlerle yetinirsiniz.
Erken Hristiyanlık dönemlerinde baskı gören din adamları buralarda sarp yerlerde yaptıkları manastırlarda yaşamışlar. Tıpkı, Türkiye’deki Sümela Manastırı (Trabzon).
Karadağ Hristiyan ve ağırlık olarak Ortodoks mezhebinde. Müslüman nüfus %20 oranında. Gerçi. Ne Budva’da ne de Kotor’da mescide rastlamadık. Podgariçe ‘de, Arnavut, Boşnak ve Türk nüfusun olduğu yerlerde olmalı.
KOTOR
UNESCO Dünya Mirası Alanı olması sebebiyle dikkat çeken Kotor, her köşesinde insanı büyüleyen manzaralara sahip. Dağları, inşa edilmiş surları ile Karadağ sahillerinin incisi olan Kotor kırmızı kiremitli çatıları ile kartpostalları andıran bir görüntü oluşturuyor. Kotor peri masalı diyarı olarak da biliniyor.
Merakla beklediğimiz Kotor’a indiğimizde bizi bir yağmur karşıladı. Limanda içinde binlerce yolcuya ev sahipliği yapan Cruise gemileri. Güç bela, otobüsü park ettik. Etrafımızdaki güzellikler karşısında dilimiz tutuldu. Eski şehire girmek istiyoruz. Dur! Diyorlar. Kişi başı bir Euro ödeyeceksiniz. Yağmur şiddetini artırdı. İç şehir, çok iyi korunmuş bir Ortaçağ kasabası. Malikâneler, kiliseler ve meydanlar arasında dolaştık.
Yağmurdan Ortodoks Kilisesine sığınmak istedik. Hoppala! Giriş 4 Euro. Bir arkadaşımız “kilisede bir namaz kılayım da şahidim olsun” düşüncesiyle girişimde bulundu ise de sonuç alamadı. Yağmur nedeniyle surların tepesine çıkıp fotoğraf çektirme imkânımız da olmadı.
Öğle namazını nerede kıldık? Pazar yerinde bir kenarda. Allah’ın arzı mescit anlayışıyla, yanımızdaki seccadeleri serdik.
Pazar yerinde olmanın bir faydası daha oldu. Pazar dan aldığımız meyve sebze ile boğazımıza baktık. Hangisini yiyebiliriz, acaba helal mi, sorularının zihnimizi işgal etmesine engel olduk.
Körfez bir sekizgen ise bir köşesinde Kotor yer alıyor.
HIRVATİSTAN
Balkanlar’daki ziyaret ettiğimiz ülkeler arasında en gelişmişi Hırvatistan diyebiliriz.2013 yılından beri de AB üyesi. Adriyatik sahili boyunca uzanan ülkenin yüzölçümü 56.594 km² ve nüfusu da 4 milyona yakındır.
Diğer Balkan ülkeleri gibi tamamıyla Osmanlı hâkimiyetine girmemiştir. Ülkenin bir kısmı zaman zaman Osmanlı egemenliğini tanımıştır.
Hırvatlar Balkan ülkeleri arasında Katolik mezhebinin baskın olduğu tek ülkedir. Hristiyanların oranı % 90 civarında bununda % 80 kısmı Katolik’tir. Müslümanların oranı sadece %2 dir.
DUBROVNİK YA DA TAHT OYUNLARI
Osmanlı zamanında bir şehir devleti olan ve İstanbul’a vergi ödeyerek himaye altına giren Ragusa (Dubrovnik) Cumhuriyeti, Osmanlıyı ve Venedik’i birlikte idare etmişler. Çift taraflı casusluk yapmışlar. Bu ikiyüzlü davranış gerçeğin farkında olan Osmanlıyı pek rahatsız etmemiş. Ticaret ve eğitimde çok ileri olan Ragusalılar da Osmanlı egemenliğinden şikâyetçi olmamışlar.
Bugün Dubrovnik ya da Osmanlı’daki adıyla Ragusa Hırvatistan’ın dünyaca meşhur turizm şehri.
Ortaçağ kokan şehre adım attığımızda adım atacak yer bulmada zorlanıyorsunuz. Ümmet-i Muhammed hemen ikindi namazlarını cemaatle denize nazır bir alanda kıldı. Öğrendik ki kalenin içinde çok güzel bir mescit varmış. Namazı orada kılanlara da imrendik.
Game of Thrones (Taht Oyunları) dizisinin burada çekilmesi de Dubrovnik’in popülerliğini arttırdığı gibi turist sayısını da artırmıştır.
Kale gerçekten muhteşem. İçinde Pile kapısını, çeşmeleri, Fransiskan manastırı, Rektör sarayını, dünyanın ilk eczanesini görerek sahile indik. Ortaçağ’dan kalan yelkenlilerle diyenler tura katılıyorlar.
Bir günün sonuna gelmiştik. Batarken denizi renk cümbüşüne çeviren güneşi geride bırakarak, alaca karanlıkta Bosna-Hersek’e doğru yol aldık.
BOSNA- HERSEK
Dubrovnik’ten Trebinje arası 35 km. Trafik yoğunluğundan yolculuk 1 saatten fazla sürdü.
Trebinje, Bosna –Hersek’in Hırvat Kantonu’ unda yer alıyor
Otelimize yerleştik.
Bosna deyince aklımıza ilk olarak elbette ki Evlad-ı Fatihan gelir. Bosna-Hersek 1992-1995 tarihleri arasındaki şanlı direnişi sırasında tarihinde dökmediği kadar gözyaşı dökmüş ve hiç akıtmadığı kadar kan akıtmıştır. Sözüm ona uygar dünya ise üç maymunları oynamıştır. Bosnalıların tek günahı vardı, o da Müslüman olmak. Sırplar, Hırvatlar düne kadar güya kardeşçe aslında kalleş birlikte yaşadıkları Boşnak komşularının boğazlarına sarıldılar.
Hâlbuki yakın zamana değin birbirlerinden kız alıp veriyorlardı, sohbetler yapılıyor, kahveler içiliyordu. Bosna eski Yugoslavya döneminde de o kadar dini hayatın yoğun yaşandığı bir yer değildi. Ama Sırpların kendileri için kutsal saydıkları topraklarda bir Müslümana bile hayat hakkı yoktu.
Hele BM’nin mavi bayraklı sözüm ona barış gücünün Srebnitsa’da binlerce masum Boşnak’ı katiline içki içerek teslim etmesi dramı, dünya durdukça lanetle hatırlanacaktır.
Aliya’nın önderliğinde dünyaya da adalet öğretilerek zaferle biten savaş, Dayton antlaşması ile kadük bırakıldı. Sonuç Boşnakları tatmin etmedi. Ne yapılsın, en kötü barış, savaştan iyidir denmiştir.
Bugün içinde barındırdığı Sırp, Hırvat kantonları ve üçlü başkanlık sistemi Bosna-Hersek’in gelecekle ilgili hayallerine gölge düşürmektedir.
Güzelliklerle dolu, tarihinin farkında ve onunla iç içe yaşayan neşe dolu bir millet olan Boşnakların yurdunu tanımak için olarak bir şelaleye gidiyoruz.
KRAVİÇE ŞELALERİ
Hersek kantonunda, berrak, turkuaz yeşili sularıyla çevrili, çeşitli bitki örtüsüyle süslü bir ortamda şelaleyi doya doya seyredebilirsiniz, Avrupa’daki en önemli yirmi ziyaret yerinden birisi olan Kraviçe’de yüzebilirsiniz. Şelale 26 ve 28 metre yüksekliğe sahip ve civarında 120 metre çapında amfi tiyatro bulunmaktadır.
Mostar’a 40 km uzaklıkta yer alır.
POÇİTELİ
Osmanlı döneminde günümüze kalmış olan karargâh köyü Poçiteli dağın eteklerinde tarihe meydan okumaktadır. Arnavut kaldırımlarından tırmanarak Camiyi ve hamamı gördük. Yol boyunca satıcı teyzelerle sohbet ettik. Dileyenler hediyelik eşyalar aldı.
Buradakilerle Türkçe anlaşma imkânı var.
MOSTAR
Hüzün ve hazanın yaşandığı yer. Mostar köprüsünün savaşta yıkılması, tekrar inşa edilmesi. Hırvat tarafında dağın tepesinde devasa haç.
Mostar’a inince ilk işimiz Cuma namazını Osmanlı hatırası bir camide eda etmek oldu. Rehberimize bu konuda teşekkür ettik. Ancak dışarıda yer bulabildik. Ümmet oradaydı. Afrikalısı, Asyalısı, Avrupalısı.
Namaz sonrası tanıştığımız birisine Türk-Konya dediğimizde aldığımız cevap bizi derin derin düşündürdü. “Osmanlı”!
Şehrin tarihi bölümünü gezdik. Neretva nehri şehri Müslüman-Hırvat bölgesi olarak ikiye ayırıyor. Tarihi şehir kısmı o kadar kalabalık ki, adım atmakta zorlanıyorsunuz.
Bosna’da bal ucuz ve çok çeşitli. Hem de doğal. Bazı arkadaşlarımız aldılar.
Mostar’ın dondurması meşhurmuş. Biz de test ettik.
DEVAM EDECEK