Ne çok gündem değiştiriyoruz. Biri bitmeden diğeri başlıyor.
Bir konuda araştırma yapmaya fırsat bulamadan diğer bir konu çıkıveriyor karşımıza. Bazen öyle şeyler oluyor ki, ön yargılı şekilde taraf tutmak zorunda kalıyoruz. Halbuki o konuda araştırma yapmadan kendimizi, aslını bilmediğimiz ama doğru olduğuna inanmak istediğimiz cenahta buluveriyoruz bir anda. Bilmekle inanmanın farklı kavramlar olduğunu kabullenemedik bir türlü. İnandıklarımızı, biliyormuş gibi caka satmamızda cabası.
Ya inandıklarımızın gerçekleri farklıysa??
Son dönemde siyasi arenada ciddi gerginlik içindeyiz. Gerildikçe geriliyoruz. 30 Mart seçimlerinden önce yaşanılanları hepimiz biliyoruz. Ülkemizin ne hale getirildiğine maalesef ki şahit olduk. Kim haklı olursa olsun, kaybeden Türkiye oldu. Döviz ve faiz çıldırdı. Bunun kimlere çıkar sağladığını tartışmaya bile gerek duymuyorum.
Birileri kullanılarak Türkiye üzerinde çok ciddi operasyonlar yürütülüyor. Kullanılan kişiler, örgütler, birimler farklılık gösterse de kaybeden hep Türkiye oluyor. Türkiye'deki kriz dönemlerini incelediğimiz zaman kullanılanları da kullananları da açıkca görebiliyoruz. Daha öncede belirtmiştim. Çıkar odakları için sağcı solcu dinci vs. hiç önemli değil, çıkarları için kullanabilsinler yeter. Çıkarları için kullanacağına inansınlar, şeriate de izin verirler komünizme de!
Yüzyıllardır kendi halimize bırakılmadık.
Çünkü Korkuyorlar.
Biliyorlar ki, biz millet olarak dünyada hiç bir zaman ikinci devlet olmadık. Devletimizi kurduk, büyüttük, dünyaya hükmettik ve çöktük. Tekrar kurduk tekrar büyüttük, tekrar dünyaya hükmettik ve çöktük. Geçen zamanda büyüttüğümüz devletlerin neler yaptığını gördüler. Hepsi birleştiği halde tarihler yazmamızı engelleyemediler. Her kurduğumuz devlet, yüreklerinde kalıcı derin yaralar açtılar. Örnek mi, Anadolu bizim oldu. Örnek mi, Konstantinopolis'i ellerinden alıp İstanbul yaptık. Bunlar sadece bir kaçı.
Biliyorlar ki, bizi kendi halimize bıraktıkları anda gene ellerinden bir şeyleri alıp onarılamaz yaralar açacağız yüreklerinde. Buna müsade etmemek için ellerinden geleni yapıyorlar, yapacaklar da. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, önümüze geçemeyecekler. Er ya da geç, biz gene hükmedeceğiz dünyaya...
Birçok alanda birçok eksiğimiz olabilir. Hiç önemli değil, tamamlarız. Yeter ki birbirimize düşmeyelim. Ama maalesef şu ana kadar bunu gerçekleştiremedik. Bir olup büyütemedik devletimizi. Suçlu aramıyorum. Kimse suçuna sahip çıkmaz zaten. Suçlamak köprüleri atmaktır.
Suçlamak yerine, bundan sonra ne yapabiliriz sorusunu sorup geleceğe bakmak gerekir diye düşünsem de, bunun gerçekleşeceğine pek inanmıyorum. Nasılsa yine suçlayacağız birbirimizi. Olur! böyle şeyler demeye dilim varmasa da, söylemek zorunda alıyorum.
Olur ve geçer!
Bir de şunu hiç bir zaman unutmamak lazım, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, önceki devletlerimize bakarsak daha çocuk bir devlet. Yaklaşık 80 yıllık bir devlet. Kökleri derinlerde olsa da daha yeni tomurcuklanmış bir devlet. Yeni yeni emekleme dönemine giren bir devlet. Yakın gelecekte yine çiçek açacağız, yine meyve vereceğiz dünyaya. Sürünmekten, emeklemekten kurtulup koşacağız dünya sokaklarında! Mazlumlara el uzatıp, zalimlere dur diyeceğiz.
Tıpkı eskiden olduğu gibi!
Canı gönülden inanıyorum buna.
Ne de olsa tarih tekerrürden ibaret.
29 Mayıs fetih günümüz kutlu olsun!