BİR DEVRİN BÜYÜK MUSIKI USTASI,
HAMMAMİZADE İSMAİL DEDE EFENDİ
Büyük şâirimiz Yahya Kemâl, Eski Mûsıkî isimli şiirinde:
Çok insan anlıyamaz eski mûsikîmizden,
Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden
mısrâlarıyla biz Türklerin rûhunu anlamak için müziğimizi anlamak gerektiğine dikkatimizi çeker. Ahmet Hamdi Tanpınar Huzur adlı romanında Bütün medeniyetimiz, kirimiz, pasımız, güzel taraflarımız, hepsi mûsikîdedir diyerek, Yahya Kemal'in yukarıdaki mısrâlarını âdeta açıklar.
Tarih boyunca insanı öte âleme kanatlandıran, kendi iç-deruni dünyasında esrarengiz bir yolculuğa çıkaran, ilahi nağmelerin, manevi ezgilerin renkli ve huzur dolu bir ahengi olmuştur musiki. İlahi ezgiler kulaktan girip gönle ulaşır. Gönül nağmelerden yarı sarhoş yarı mest halde öte dünyanın uçsuz bucaksız ikliminde huşu ile dolaşır. Vecd hali denen bu ilahi neşenin verdiği huzur ile dolup taşma, insanı vicdan ve irfan sahibi eder. Musikinin ilahi ezgileriyle gündelik hayatın telaşından, küçük hesaplarından, menfaat ilişkilerinin o dayanılmaz ağırlığından sıyrılan insan tarifsiz bir huşuyla adeta kanatlanıp öte âlemin kapılarını aralar.
Altı yüz küsur yıl üç kıtaya hükümran olmuş, devrin en büyük imparatorluklarına, devletlerine ferman dinletmiş bu büyük kültür ve medeniyetin bugün aynı şaheserleri vermekten uzak olduğunu söylemek mümkündür.
Yıllarca Osmanlı İmparatorluğu'nda adeta bir sanat akademisi gibi iş gören Mevlevi dergâhların tekke musikisinin ve Osmanlı musiki geleneğinin membaı, içinden fışkırdığı kaynaktır. Anlamsızlık çukurunda kendiyle cebelleşen günümüz insanını tasavvufi, deruni bir anlam okyanusunun içine çeken bu davete icabet bizi kendi kültür ve medeniyetimizin değerleriyle buluşturur. Hayvan-nefs madde ile insan mana ile beslenir. Hayvan-nefs ağızdan insan kulaktan beslenir diyor Mevlana Celaleddin Rumi! Musiki hayvana-nefse değil insana hitap eder. Musikiyle bağını koparmış bir medeniyet boğazına kadar maddiyatın sefaletine düşmeğe mahkûmdur. Nerden geldiğini, nereye gideceğini bilen insan, neyi aradığını da bilir. Son olarak sözü Mevlana Hazretleri'nin bir sözüyle bağlayıp sonra da devrinin en büyük musiki erbabı olan Hamamizade İsmail Dede Efendi'yi bir nebze olsun tanıtmaya çalışalım: Can konağını aramadaysan, cansın; bir lokma ekmek arıyorsan, ekmeksin. Şu nükteyi biliyorsan, işi biliyorsun demektir: Neyi arıyorsan O"sun sen.
İsmail Dede Efendi 18. asrın en mühim şahsiyetleri arasındandır. Hayatına dair etraflı malumata maalesef sahip değiliz. Bilindiği kadarıyla 9 Ocak 1778 yılında Şehzadebaşı'nda doğdu. Babası, uzun müddet Sayda valisi Cezzar Ahmet Paşa'nın mühürdarlığını yapmış olan Süleyman Ağa, annesi Rukiye Hanım'dır. Babası Süleyman Ağa, Cezzar Ahmet Paşa'nın halka gösterdiği gaddarlığa dayanamayarak vazifesinden istifa etmiş ve İstanbul'a gelerek Şehzadebaşı'ndaki Acemoğlu Hamamı'nı alarak işletmeye başlamıştır. Doğumu kurban bayramının birinci gününe denk geldiği için kendisine Hz. İsmail'e atfen İsmail adı verilir. Devrinin kaynaklarında Derviş İsmail; musiki camiasında Mevlevi tarikatına mensup olmasından ötürü Dede Efendi; babasının hamam işletmesinden dolayı da Hammamizade lakabıyla anılmıştır. İsmail sekiz yaşına geldiğinde Hekimoğlu Ali Paşa Camii bitişiğindeki Çamaşırcı Mektebi'ne başlamış ve ilk tahsilini orada bitirmiştir. Mektepte sesinin güzelliği ve musikideki kabiliyeti yüzünden mektebin ilahicibaşısı seçilir.
3. Selim, Dede'nin yetişmesinde en büyük pay sahibi olan kişiler arasındaydı. 3.Selim'den sonra Dede, 2. Mahmut'un (m.18081839) padişah olması üzerine İsmail Dede'nin sarayla münasebetleri gelişerek devam eder. 1812'de musahib-i şehriyariler arasına katılır. Kısa müddet sonra da sermüezzin olur. İsmail Dede ayrıca Enderun'da hocalık yapmaya da başlamıştır. Sultan Mahmut onu hizmetlerinden ötürü murassa imtiyaz nişanı ile mükâfatlandırır.
Dede Efendi, Mevlevî âyîni, ilâhi, kâr, beste, semaî, şarkı, türkü, köçekçe gibi müziğimizin her formunda 500'den fazla eser bestelemişse de günümüze 300'e yakın sanat gücü yüksek eseri ulaşmıştır. Dede Efendi'nin müziğinde bu san'atın bütün estetik değerleri mevcuttur. Eserlerindeki ortak yönler; teknik olarak mükemmelliğe ulaşması ve klasik üslûbun kendine özgü havasını her zaman korumuş olmasıdır. Dede'nin önemli eserleri: Ünlü Hüzzâm ve Ferahfezâ Mevlevî Âyînleri, Kâr-ı Natık'ı Rast getirip fend ile seyretdi Hümâyı , Rast Kâr-ı Nev'i Gözümde daim hayali cânâ, Hicaz Yürük Semâî'si Yine neşe_i muhabbet, Nevâ Yürük Semai'si Ey gonca dehen âh-ı seherden hazer eyle Gül'izâr Köçekçe'si Bi vefâ bir çeşm-i bî-dâd, Hüzzâm Yürük Semâî'si Reh-i aşkında edip kaddimi kütâh gönül
Dede Efendi'nin terkîb ederek Türk müziğine hediye ettiği 5 makam vardır. Bunlar: 1.Sultân-'î yegâh, 2.Nev-Eser, 3. Sabâ-Bûselik, 4.Hicâz- Bûselik, 5.Arabân Kürdî makamlarıdır.
Dede Efendi'nin müziğimize yaptığı hizmetlerin başında çok kıymetli öğrenciler yetiştirmesi gelmektedir. Öğrencileri arasında: Dellâlzâde İsmail Efendi, Mutafzâde Ahmed Efendi, Çilingirzâde Ahmed Ağa, Nikagos Ağa, Hâşim Bey, Eyyübî Mehmet Bey, Hacı Arif Bey, Rıf'at Bey ve Zekâî Dede bulunmaktadır.
Mehterhane yerine Mızıka-ı Hümayun kurulur. Piyano ve bando takımları getirilir. Batı müziğinin etkisinin gün geçtikçe arttığı bu günlerde İsmail Dede bu durumdan rahatsızlığını talebesi Dellalzade İsmail Efendi'ye, artık bu oyunun tadı kaçtı. şeklinde konuştuğu söylenir. Bunun üzerine 1842'de kendi arzusuyla sultandan müsaade isteyerek saraydan ayrılır. Kendisine Ahırkapı'da bir konak tahsis edilir. Dört yıl sonra 1846'da talebeleri Dellalzade ve Mutafzade Ahmed Efendilerle hacca gitmek için izin alır. Yolda Kutbünnayi Osman Dede'nin unutulmaya yüz tutan miraciyesini bu talebelerine meşk etmiştir. Dede'nin hacca gittiği sene Hicaz'da şiddetli bir kolera salgını zuhur eder. Biçare Dede fariza-i haccı ifaden sonra bu müthiş hastalığa yakalanmış yorgun ve ihtiyar bedeni bu illete dayanamadığından sabaha karşı Mina'da irtihal-i dar-ı beka eylemiştir. 30 Kasım 1846'da vefat ettikten sonra cenazesi Cennetü"l muallâda Hazret-i Ayşe" nin ayakucuna defnedilir.
Kurban Bayramı'nın birinci günü doğan İsmail Dede kaderin tuhaf bir cilvesidir ki yine Kurban Bayramı'nın birinci günü hayata veda etmiştir. . Büyük şairimiz Yahya Kemal Eski Mûsiki isimli şiirinde muhteşem bir güneşe benzettiği Dede Efendi'yi, mısrâlarında şöyle anlatır;
Ve âkibet Dede'nin anlı şanlı devri gelir.
Bu mûsikîyi, O, son kudretiyle parlattı;
Ölünce, ülkede muhteşem bir güneş battı.
Tanpınar, Dede Efendi için; O, Türk mûsıkîsinin son büyük üstâdıdır. Hatta daha ileriye giderek diyebiliriz ki, bir inkırâzı, muhteşem bir zafer yapan dehasıdır. Der.
Allah rahmet eylesin. Kusurlarını affetsin. Amin.