Güngör Bayrak (60), "Düzgün bir aile özlemini, hep duydum. İnanın, o günlerden bugüne nasıl geldim, ben de bilmiyorum. Öz aileme, zerre miktar sevgi beslemedim. Konyalı Şerife olmaktan hep gurur duydum. Yurt içi ve yurt dışında birçok konser verdim. Ama beni Konya'dan bir defa dahi olsa çağırmadılar" dedi. 

Bir zamanların meşhur ismi Güngör Bayrak ile İstanbul'daki evinde bir araya geldik. Çok sıcakkanlıydı. Samimiydi. Hâl ve hareketlerinden, konuşmasından, çok rahat biri olduğu izlenimini çıkardık. Konya'ya dair sitemli olduğunu gözlemledik. Enteresan bir hayat hikâyesine sahip olduğu için geçmişini, yaşadığı tecrübeleri, bugünleri geliş sürecini konuştuk.  

- Güngör Bayrak kimdir? 

Konya'nın Güneysınır ilçesine bağlı Elmasun diye bilinen bir köyde, 1954 yılında dünyaya geldim. 6 aylıkken bir ailenin yanına evlâtlık olarak verilmişim. 13 yaşındayken biyolojik annem ve babam ortaya çıktı ve beni tekrar himayelerine alıp, Çumra'ya götürdüler. Çumra'da 9 ay kalarak ortaokul son sınıfı tamamladım. Akabinde yatılı okul sınavlarına girerek, Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Okulu'nu kazandım. Hemşireliğin bana göre bir meslek olmadığını düşünerek, tiyatroculukla ilgilenmeye başladım. Bir süre tiyatroda yer aldıktan sonra mankenlik, fotomodellik, havaalanında yer hostesliği gibi kısa süreli işlerde çalıştım. Daha sonra sinema oyunculuğuna geçtim. Birçok filmde rol aldım. Bir Fransa gezisinde Cezayir asıllı bir Müslüman bey ile evlendim. Ondan bir oğlum oldu ve şu an 26 yaşında Amerika'da yaşıyor. Eşimin vefatından sonra Türk kökenli Fransız bir işadamı ile evlendim. Uzun süre Fransa'da kaldıktan sonra 1996 yılında Türkiye'ye giriş yaparak üniversite sınavlarına hazırlandım. Sonrasında Marmara Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği Bölümü'nü kazandım ve diplomamı aldım. Beni Konya'da, Konyalı Şerife olarak bilirler. 

 

- 13 yaşında evlâtlık olduğunuzu öğreniyorsunuz. Akabinde biyolojik anne ve babanızın yanına dönüyorsunuz. Bu durum sizi nasıl etkiledi? 

Kesinlikle çok kötü bir durumdu. O gün annem, beni karşısına aldı, dedi ki, 'biz senin annen – baban değiliz. Birazdan gerçek ailen gelecek ve seni alacak.' O an sanki benim için hayat durmuştu. Şok yaşadım ben. Sonrasını hatırlamıyorum. Aileler çocuklarını evlâtlık vereceklerse ya tamamen evlâdını unutacak ya da hiç vermeyecek. Ben, beni büyüten kişiye içtenlikle 'anne' dedim. 

"HİÇBİR SEVGİ BESLEMEDİM"

- Gerçek aileniz ortaya çıkınca, durumu hemen kabullendiniz mi? 

Kabullenmeme seçeneğin yok ki. Daha 13 yaşındasın. Kanunlar seni mecburen anne – babanın yanına veriyor. Öz babamın bir eşi vardı. Üvey annem. Öz annemin bir eşi vardı. Üvey babam. Çok enteresan 3 ailem oldu benim. Şunu içtenlikle söyleyebilirim ki, biyolojik aileme karşı hiçbir sevgi beslemedim, beslemiyorum da. Nasıl onların arasından kurtulurum, hep onun hesabını yaptım.  

- Biyolojik anne – babanıza sormadınız mı, 'beni niye zamanında evlâtlık verdiniz?' diye.

Hiç sormadım. Gerçekten niye sormadım, bilmiyorum. Hâlâ da bilmiyorum. O günkü kinimi  hiçbir zaman için kaybetmedim.

- Yıllarca bu kin duygusunu taşıdınız mı? 

Taşıdım, hâlâ da taşıyorum. 

- Hem sizi büyüten ebeveyn hem de biyolojik ailenizden kimler hayatta? 

Şu an öz annem hayatta. Onunla ilişkim de devam ediyor. Şu an Çumra'da yaşıyor. Çok istedim, 'yanıma gelsin' diye ama gelmek istemedi. Sonradan düşündüğümde kadın, 60 yıl öncesinde çaresizdi. Beni evlâtlık vermek istediklerinde karşı çıkamadı. Ona destek olacak kimse yoktu etrafında.  

"GÜZEL OLDUĞUMU BİLMİYORDUM"

- Biraz hayat şartları mı sizi bu noktalara getirdi? 

Tabii. Tesadüflerle dolu bir hayatım oldu. Meselâ ben güzel bir kadın olduğumu bilmiyordum. 

- Ne zaman fark ettiniz güzel olduğunuzu? 

Okuldan ceza alınca. 

- Çok mu haylazdınız? 

Hayır. Hiç yaramazlığım yoktu. Tabi minik muzırlıklar yapıyorduk. Oje sürmek, makyaj yapmak gibi. Bir kere okuduğum yatılı lisedeki eğitimcilerin, eğitim sistemleri yanlıştı. Yatılı okula gelen çocukların yüzde 99'u, bir ailevi sorundan dolayı yatılıyı tercih ediyor. Yani ben 15'imi bitirmemiştim. Az kalsın almıyorlardı beni okula. Allah'tan imtihanda filan çok başarılı oldum da, kabul edildim. 

"SORUNUN CEVABINI BULAMADIM"

- 13 yaşında bir travma yaşamış biri olarak, derslerinizde başarılı olmanız da zor olsa gerek. 

İnanın çok haklısınız. Bunu çok düşündüm. Ben nasıl ders çalıştım? Nasıl okudum, ne vardı da aklımda bu imtihanları verdim? Hiç sınıfta kalmadım. Samimi söylüyorum, daha bu sorunun cevabını bulamadım.

- Demek ki ailenize karşı o bahsettiğiniz kin, sizi ayakta tutmuş.

Ya ben neler yaptım? Üvey annemin gözüne girebilmek için toprak evin duvarlarını sıvadım. 

- Neden? 'Beni bırakmasın' diye mi? 

Hayır. Gözüne gireyim de, 'beni yatılı okula göndersin' diye. 

"BİR DAHA HATIRLAMAK İSTEMİYORUM"

- Sizi göndermek istemiyor muydu? 

İstemiyor tabi. Eve gelmiş hazır bir hizmetçi. Başlık parası da iyi gelecek bir kız. Daha ne olsun? Kapı önünü süpürdüm. Halıları süpürerek, tertemiz ettim. O günleri bir kere daha yâd etmek istemiyorum.  

- Şöyle bir geçmişinize baktığımızda birden fazla işle uğraşmışsınız. Tiyatroculuk, fotomodellik, yer hostesliği vesaire. Hemşireliği de yarıda bırakmışsınız. 

Evet, hemşirelik eğitimini tamamlamadım. Çünkü oranın eğitim sistemi yanlıştı. Oraya gelen kız çocuklarının hepsi mağdurdu. Ya anne – babadan bir sıkıntısı var ya maddi olarak zorluk çekiyorlar vesaire. Yahu eğitimci olarak çocuklara biraz yakınlık gösterin. 'Derdin nedir?' diye bir sor. 'Vay sen niye oje sürdün vay efendim niye saçını örmedin.' Direkt Disiplin Kurulu'na gönderiyorlardı. Böyle şey olmaz ya. Hâlbuki, daha anlayışlı yaklaşsalar, 'bak evlâdım bu şekilde olmaz. Şimdilik böyle yap. İlerisinde yine bildiğini yaparsın' diye çocuğa telkinde bulunsalar, travmalarla, kötü sonuçlarla karşılaşmazsınız. Onun için 2 yıllık bir eğitim gördüm. Akabinde dışarıdan liseyi tamamladım.  

- Yani hemşirelik diplomasını alamadınız, öyle mi?

Hayır, alamadım. Keşke alabilseydim. O mesleği de yapardım yani. Çok iyi bir öğrenciydim. Sınıfta da kalmadım. Notlarım da çok iyiydi. Sadece bu sorunlar yüzünden 2. sınıfı bitirdikten sonra tatilde, ayrıldım okuldan. 

- Sonrasında da tiyatro maceranız başlıyor. 

Bir arkadaş vesilesiyle tiyatroya girdim. Ben de meraklıydım. Dedi ki, 'bir rol var. Oynar mısın? diye sordu. Küçük bir roldü. O gün için para da kazanmam lâzım. Arkadaşımın evine yerleştim. Sonra baktım tiyatroda para kazanılmıyor. Ankara Esenboğa Havalimanı'nda yer hostesliği yaptım. Elim ayağım düzgün, güzel de konuştuğum için her işte başarılı olmuşumdur ben. 

- Tüm bu süreçlerde biyolojik anne ve babanız size müdahale etmiyorlar mıydı? 

Sürekli aranıyordum. (Gülüyor) 

"BENİM HAYATIM 'HİÇ' KALIR"

- Çumra'dan bir çıkmışsınız, çıkış o çıkış. 

Evet. Hatta bir keresinde yakalandım. 18'imi bitirmemişim. Kız arkadaşımın evinde kalıyorum. Bir ev kiralayacak durumum da yok. Gezgin bir çocuğum o zaman. Bir gün kapıya polis geldi, yakaladı beni. Ne maceralar geçirdim. Hani derler ya, 'anlatsam roman olur' diye. Aynen benim hayatımda öyle. Çok zor günler geçirdim. Fakat benim hayatımın dışında toplumda daha acıklı hikâyeler var ki, benimki onların yanında hiç kalır.  

- Daha düzgün, sade bir aileye sahip olmak ister miydiniz? 

Elbette ki. Düzgün bir aile özlemini hep duydum. Aile vasat bile olsa, anne – baba sevgisi ile büyümeyi isterdim. Hele bir de eğitimin önemini vurgulayan  bir aileye denk gelseydim, ben şu an 3 – 4 üniversite bitirirdim. 

- Okumaya çok meraklı mısınızdır?

Meraklı olmasam 40 yaşında Fransızca Bölümü mezunu olur muydum? Meselâ sevdiğim birkaç yazar var. Onların kitapları çıkar çıkmaz hemen alırım. Mümkün olduğunca zamanı kitap okuyarak geçiriyorum. 

"HER ÇIKIŞIN BİR İNİŞİ VAR"

- Popülerlik kaygısı taşıdınız mı? 

'Popüler olacağım' diye yola çıkmadım. Popülerken onu muhafaza etmem gerektiğini çok iyi biliyordum. Her çıkışın bir inişi var. Hiç kimse zirvede ömrünün sonuna kadar kalamaz. Ben çok ciddi bir insanımdır. Çok disiplinliyimdir. Laubaliliği sevmem. Bana ilk günden 'sen' diyen birisi, benim gözümde sıfırdır. 'Siz' diyecek. 

- Yani resmiyeti seviyorsunuz. 

Severim. Niye? Bilmiyorum. 

- Herhalde lise döneminizdeki eğitimcilerden geçti. 

Yok. Çocukluğumdan gelme bir şey olsa gerek. Evdeyken beni ne sokağa çıkartırlardı ne de oyun oynamak için izin verirlerdi. Hep anne dizinin dibinde büyüdüm.  

- Bulunduğunuz ortamlarda Konya anıldığı zaman neler hissediyorsunuz? Ne canlanıyor hafızanızda? 

Ortaokul yıllarımdaki okula gidiş gelişlerim aklıma geliyor. 

- Hep böyle mutlu, güzel günler mi? 

Evet. 

- Ama acı hatıralarınız da olmuş. 

Acı günler çok azdır. Aniden gelip, gider. Çok enteresan, insan hafızası kötü günleri tutmuyor galiba. 

"YAZGIM BÖYLEYMİŞ"

- 13 yaşında yaşadığınız o travmayı, 'hâlâ dün gibi hatırlarım' der misiniz? 

Hayır. Çok nadir olarak  aklıma geliyor. 60 yaşıma merdiven dayadım. Bazı şeylerin üzerinde çok fazla düşünmem. Her şeyde bir hayır vardır. Böyle olması gerekiyormuş ki, ben buralara geldim. Benim yazgım buymuş demek ki. 

"ÜŞÜYEN BİR KADINIM"

- Kimlikteki adınız Şerife Bayrak olarak mı geçiyor?

Evet. Güngör ismi sonradan eklendi. Ben hep medyada açık seçik pozlar veren, rahat bir kadın profili çizdim. O pozlar, benim sahne imajım oldu. Aslında normal hayatımda hiç öyle açık giyinmem. Üşüyen bir kadınım ben. Çocukluğumda Konya'da beni çok sıkı giydirirlerdi. Yani mont, kaban, kazak çok fazla üzerimde elbise vardı. O kadar çok giyinmeye alışmışım ki, normal hayatta açık giyinmek beni rahatsız eder. O zamanki dönemin meşhur fotoğrafçısına verdiğim pozlardan dolayı, medyada bu şekilde bir imajım oluştu. Ya bir afiş için ya bir plâk için ya da bir dergiye kapak için fotoğraflar verdim. Nasıl başladıysanız o şekilde devam etmek zorundasınız. Yoksa bulunduğunuz mevkide kalamazsınız.  

'GÜN GÖRSÜN'

Ben evlâtlık alan annem demiş ki, 'ah zavallı. Kaderi böyleymiş. Ailesinden koptu bize geldi. Buna biz, Güngör diyelim de 'gün görsün' diye düşünmüşler. Diyorlar ki, 'Asıl adı Şerife, takma ad olarak Güngör koydu.' Ya bir aktris, takma ad olarak Güngör koyar mı? Güngör aynı zamanda erkek ismidir yahu. Bir kere dişiliği vurgulayan bir isim değil.  

- Güngör ismini hep gururla mı taşıdınız? 

Hep gururla taşıdım. Çok hoşuma gidiyor. Konyalı Şerife de hoşuma gidiyor. Önceden pek sevmiyordum açıkçası. Biraz köylü adı gibi geliyordu. Ama sonradan 'Şerife' isminin asil bir aileden gelen mânâsı olduğunu öğrendim, hoşuma gitti. 

"BİR DEFA DAHİ OLSA ÇAĞIRMADILAR"

- Konya'da Konyalı Şerife olarak anılıyorsunuz. Peki bundan ötürü bir rahatsızlık duyuyor musunuz? 

Asla. Hiçbir rahatsızlık duymadım. 3 sene bilfiil sahne sanatçılığı yaptım. 20 tane filmde oynadım. Uluslararası festivallere katıldım. Yurt dışında konserler verdim. Üniversiteler bitirdim. Ama Konyalı hemşehrilerim tarafından bir defa dahi olsa davet almadım. Bu konuda biraz sitemliyim. Kendimi oranın hep sanatçısı olarak hissettim. 40 sene içerisinde bir defa dahi olsa çağırmadılar. Zamanında 'Konyalı Şerife' olarak tanındığım için medyada dalga geçer gibi haber yaptılar, çizdiler. Ben yine de Konyalılığımdan hiç gücenmedim. Ya bir gün de şeref konuğu olarak çağırın, bir plâket verin. Kanaatimce dekolteli kadın olduğum için bana pek sıcak bakmadılar. Ama bu yanlış.

- Bu bahsettiğiniz imajdan dolayı bir pişmanlık duyuyor musunuz?

Katiyen. Hiç pişmanlık duymuyorum. 

- Sürekli İstanbul'da mısınız? 

Yok, ben Paris'te yaşıyorum. Buraya arada sırada arkadaşlarımla görüşmek için geliyorum. Bir de Paris'te kalırken buralara özlem duyuyorum. Biraz da bu özlemin etkisinden olsa gerek Türkiye ile bağımı koparamıyorum.  

- Konya'dan ayrıldıktan sonra en son bir daha ne zaman geldiniz? 

 En son 15 – 20 sene öncesinde gitmiştim. O da mecburendi. Öz babamın cenazesi vardı.  

- Kadın fıtraten, naif yaratılmıştır. Siz nasıl ayakta kaldınız? Sizi bugünlere getiren ne oldu? 

Bunu adlandırmam çok zor. Çok güzel bir soru. Hiç düşünmedim böyle bir şeyi. Ne oldu da 'benim savaşmam lazım' dedim, gerçekten bilmiyorum. Hayatta kalabilmek için bir meslek edinmem gerektiğini düşündüm. 

- Acaba içinizde beslediğiniz o kin duygusu mu siz ayakta tuttu? 

Belki de. 

- Fırsat olur da Konya'ya gitmek ister misiniz? 

Denk gelirse Şeb – i Arus'a gideceğim. 

- Son olarak Konya'da, 'Konyalı Şerife' olarak sahne alan, şarkıcılık yapan  kişiler var. Böyle bir şeyden haberiniz var mı?  

Hayır. İlk defa sizden duyuyorum. 

PAZARTESİ SOHBETLERİ - MUSTAFA GÜZEY

Muhabir: Sibel Candan