İnsan, doğar, çocukluk dönemini, gençlik çağını, olgunluk çağını yaşar ve sonunda inişe geçer. Eski gücünü kaybetmeye, yavaş yavaş başkasına muhtaç olma dönemine ulaşır.
Cenab-ı Allah, bir ayet-i kerimesinde, Biz sizi çok aciz bir şekilde yarattık. Tekrar eski halinize döndürüleceksiniz buyuruyor. Bu demektir ki çocuk başlangıçta çok aciz olarak Dünya'ya gelir. Önce annesinin sevgisine, sütüne, ilgisine, merhametine ve şefkatine mazhar olur. En az iki yaşına kadar annesinin fiziki olarak bakımına muhtaçtır. Daha sonra 6-7 yaşına kadar yemesi içmesi, giyimi kuşamı ve terbiye dönemi başlar. Bu dönemde çocuğun maddi gıdaları yanında ruhunun da gıdalanması gerekir ve ona gerekli olan dini, ahlâki ve millî değerler kazandırılması şarttır.
7-15 yaş dönemi çocuklar için eğitim öğretimin en yoğun olarak verildiği zamandır. Bu dönemde çocuklar ileriki hayatlarında faydalı olacak ilimleri alırlar ve bir meslek seçimine doğru hazırlanırlar. 15-18 arası artık ferlerin hayata atılmaları için kendilerine yol seçtikleri; rollerini benimsedikleri bir dönemdir.18-22 yaş arası fertlerin hayata atıldıkları, kendilerine yol haritası çizdikleri dönemdir. Bu dönem fertlerin kendi ayaklarının üzerinde durma, evlenip çoluk çocuğa karışma vaktidir. Bu noktada bile ana- babalarının desteğine, yardımına muhtaçtır.
En az 22 yaşına kadar anne- babamızın desteğine, yardımına, onların her daim dualarına muhtaçken biz çocukları olarak onlara ne kadar değer veriyoruz?
Bu gün Türkiye'de huzur evlerine bırakılan anne-babalar fazla ise görevimizi layıkıyla yerine getirmiyoruz demektir. Bizim için her fedakârlığa katlanan, hamileliğinde bile rahat yüzü görmeyen, doğumda canından can kopartılan annelerimize olan şükran borcumuzu onları sokağa atarak ya da huzur evlerine bırakarak mı ödemeliyiz? Uykusunun en tatlı yerinde bizim bir ıh! deyişimizle yayından fırlatılmış ok gibi kalkan, hastalığımızda kaç şafak atana kadar gözünü kırpmadan baş ucumuzda bekleyen annelerimizi sıcak bir aile yuvasına hasret bırakmak ne kadar doğru sizce? Çocuklarının ve ailesinin rızkını temin etmek üzere günün 12-14 saatini dondurucu soğuklarda inşaatlarda, sokaklar da, pazarlarda ya da yerin 15-16 km derinliğinde zor şartlar altında ekmek parası kazanan balarımıza hor bakmak, onlara, İşe yaramıyorsunuz artık!demek anlamına gelecek şekilde davranışlarda bulunmak hangi insanlık ölçüsüne sığar?
Hepimiz bir zamanlar çocuktuk. Annelerimizin babalarımızın yardımlarıyla, çok büyük fedakârlıklarıyla hayata atıldık. Kendimiz de çor çocuk sahibi olduk. Annelerimiz ve babalarımız da bizim gibi çocukluk ve gençlik dönemlerini yaşayarak sonunda acizlik dönemine geldiler. Aynen ayetin ifade ettiği gibi; Biz sizi tekrar eski halinize döndüreceğiz. Onlar döndüğü gibi güçlü kuvveli olan bizler de sizler de çocukluk dönemindeki o acizlik halinize döndürüleceksiniz bundan kaçış yok.
Hz Peygamberimiz, bir Hadis-i Şerifinde, Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasa fitneler, belalar sel gibi üzerinize dökülecektir. buyuruyor. Bu gün bakıyorum, annesinin babasının rızasını alan, onları hoşnut eden, sıcacık köşesinde barındıran ve hatırını yıkmayan ailelerin yuvası daha bir huzurlu, kazançları daha bir bereketli. Gerçekten de Cenab-ı Allah, ihtiyarların, çocukların, hayvanların ve böceklerin hatırı için yeryüzünde nimetlerini arttırıyor. İmtihan için, kullarını denemek için bazı sıkıntılar verir, ama bu sürekli olmaz. Kısa süre sonra bir vesile ile ortadan kaldırır. İşte bu vesilelerden biri de anne- babaya gösterilen saygıdır. Allah'ın yarattığı tüm canlılara, bitkilere, hayvanlara ve böceklere merhamet etmektir. Yaralı bir hayvanı alıp bakımı yapmak, aç olan bir hayvanı doyurmak, yetim bir çocuğun başını okşamak, kimsesiz yaşlı amca ve ninelerin ellerindeki yükü alıp yolun karşı tarafına geçirmek ya da evine kadar eşyasını taşımak, onların hayır duasını almak! Böyle bir durum, insanı en muhtaç olduğu bir zamanda maddi ve manevi yardımlarla donatılmasına sebep olur. Cenab- Allah karşımıza bulunmaz fırsatlar çıkartacak, maddi ve manevi yardımları en çok muhtaç olduğumuz bir zamanda imdadımıza yetiştirecektir.
Bu yıl, Türkiye'nin genelinde yağmurların zamanında yağması, ekinleri kuruttu, sulanmayan kesimlerde arpa ve buğdayın boyu bir karıştan yukarı değil. Nisan ayısının sonlarına doğru yağan kırağı meyvelerin bütün çiçeklerini dondurdu. Bu yıl, elmaya, kayısıya, şeftaliye, armuda hasret kalacağız galiba. Pazarlarda beğenmediğimiz meyve ve sebzeler bile altın değerinde bir fiyatla alıcı bulacağa benziyor. Tabii ki bunlar, alacak ve evine götürebilecek ekonomik güce sahip olanlara hitap edecek.
Yapmamız gereken ne olacak?
Allah'ın hikmetinden sual edecek değiliz. Ama biz üzerimize düşeni yapmak zorundayız. İlk evvela kâinatın temeli sevgi üzerine kuruludur. Allah'ın yarattığı her şeyi seveceğiz. Bir bitkiyi, çiçeği, böceği bile sevip okşayacağız. İnsanlara zararı dokunacak canlılardan uzak durmalıyız. Ama keyf için de bir yılanı diri diri yakmamalıyız. Bu vicdansızlık olur. Meselâ astımı olan birisi eğilip, bunu Allah yarattı, Allah'ın hatırı için şu gülü koklayayım derse bu da ahmaklık olur. Her şey bir ölçü nispetinde olmalı. Bazı sevgiler de uzaktan uzağa gerçekleştirilmeli. Tutup de çiçek diye dikeni burnumuza sürtmemeliyiz.
İkincisi olarak Cenab-ı Allah, kâinatı, evreni bir düzen içinde yaratmıştır. Bu düzeni bozacak, ekolojik dengeyi ters-yüz edecek faaliyetlerden kaçınmalıyız. Ağaç katliamı, nükleer denemeler, yanlış ekim, gübreleme-ilaçlama, doğru bildiğimiz fakat zararımıza olan sulama teknikleri, kaynakların kullanılmasında israf edilmesi vs.
Kimsesiz bakıma muhtaç kişilerin bakımı, onların hoşnut edilmesi, özellikle çoluk çocuğu olmayan yaşlıların barınma, iaşe gibi işleri devletin de boynuna bir borçtur. Yaşlılarına sahip çıkmayan bir devlet de yöneticileri de onların ahından, intizarından kurtulamazlar. Her işleri ters gider. Bunun için huzur evlerindeki yaşlılarımıza ve kimsesiz çocuklarımıza, dul ve yetimlerimize sahip çıkılmalı, onların haklarını korunmalı, eğitimlerine ve diğer sosyal ihtiyaçların karşılanmasında gereken ihtimam gösterilmelidir.
Bizlere her şeyin imkânı nispetinde en güzeli vermeye çalışan anne-babamıza gereken saygıyı, hürmeti göstermeli, onların gönlünü hoşnut etmeliyiz. Onları alıştıkları sıcacık aile ortamından uzak tutmamalıyız. Konumuzda komşumuzda yardıma muhtaç olanlara yardım etmeliyiz. Yaşlı teyze ve amcalara her halde bir kap sıcak yemek götürsek, bakkaldan ekmeğini alıversek, kışın sobasını yakıversek her halde hem biz kazançlı çıkarız hem de toplum. Çünkü bir öksüzün duası, yolda kalmışın duası, anne- babanın duası Allah'ın izni ile pek çok belâları def' eder. Huzurlu bir toplum da devleti, milleti ayakta tutar, baki kılar.
Selam ve dua ile!