'Değişen Yüzüyle Bedesten'de Her Salı Büyük İndirim'şeklinde yapılmış olan reklamlar sayesinde bir dönem belediyeye kızan Bedesten esnafı, bir anda belediyeye teşekkür eder duruma geldi.
Bu reklam sayesinde Bedesten'de hareketlilik yaşanmaya başladı. Biz de merak ettik. Bedesten'de Salı günleri nasıl indirim yapılıyoru araştırdık. Gittik, Bedesten'deki esnaflarla görüştük. Çorbada bizim de tuzumuz bulunsun istedik. Ama, kendileri, reklamdan memnuniyet duyduklarını ancak Salı gününe özel bir indirim çalışmalarının olmadığını belirttiler. Biz de bunu haberleştirdik, Bedesten esnafından aldığımız bilgiler ışığında, Bedesten'de indirimin olmadığını söyledik.
Hemen ardından Bedesten'in kodamanları diyebileceğimiz bir esnaf grubu ortalığı velveleye verdi. 'Vay efendim nasıl indirim yapmadığımızı söylersiniz. Sizin görüştüğünüz esnafları zaten biz dışladık. Biz Salı günlerine özel indirimler yapıyoruz. Salı günü gelsinler ve yüzde 30 indirimi görsünler' diye feryat figan içinde gazetemizi yaktılar. Kınadıklarını söylediler, yalan söylediğimizi iddia ettiler.
Her şey kurguluydu. Olayın doğrudan tarafı olan Konya Yenigün Gazetesi'nin böyle bir açıklamadan haberi olmazken, orada Konya Büyükşehir Belediyesi'nin Basın Bürosu'ndan arkadaşlar ve Konya'da yayın yapan bir televizyon kanalı vardı.
Yined de 'Acaba mı?' dedik...
Bedesten'deki kunduracı esnafının dernek başkanı olan bu şahsın çağrısına uyduk. Pazartesi günü, dernek başkanı olan Abdullah Dölek'in iş yerinden 75 TL karşılığında bir çift ayakkabı satın aldık. Salı günü tekrar gittik. Yüzde 30 Salı indirimi yaptığını iddia etmişti ya bu vatandaş. 100 TL dedi ve aldık geldik.
Pazartesi günü 'indirimsiz' haliyle 75 TL'ye aldığımız ayakkabının birebir aynısını Salı günü 'yüzde 30 indirimli haliyle' 100 TL'ye almış olduk.
Anladık ki, yanılan biz değilmişiz. Bu vatandaş ve beraberindekiler, tüm Bedesten esnafını zan altında bırakacak şekilde, Salı günü yüzde 33 zamlı tarife uyguluyormuş.
Bakın şu işe... Güler misiniz, ağlar mısınız...
Keşke haklı çıkan taraf biz olmasaydık, keşke bu şahsın söylediği gibi olsaydı da biz mahcup düşseydik.
Lafa gelinde ahilik kültürü dersiniz, mangalda kül bırakmazsınız. Ama icraata gelince işin rengi değişiverir...
Bir kumar oynadınız...
Bu kumarı oynamak için biraraya gelerek şeytan üçgenini oluşturdunuz. Biliyordunuz ki, kumar oynayan kazanamaz, kaybeder...
Bu üçgeni oluşturanlar, adını Bedesten koydukları bu ihaleli kumar oyununun ihalesini bize, Konya Yenigün Gazetesi'ne yıkmaya çalıştılar.
Gazetemizi yaktılar...
Yakanlara da bu üçgenin bir parçası olan diğer kuvvet (galip) gelebilmek adına çanak tuttu.
Sonra öteki kuvvet, gazetenin yakılmasını televizyonunda yayınlayarak ekranlarına taşıdı...
Utanmadan, arlanmadan, sıkılmadan yaptılar bunu...
Bu şehir için çalışan, kamunun çıkarlarını gözeten, yöneten ve yönetilen ikileminde yönetilenin yanında yer alan, hiç kimsenin çanağı olmayan, kendi yağında kavrulan ve gücünü inandığı değerlerden alan bir gazete olduğumuz gerçeğini yok etmeye çalıştılar.
Belki de bunun için yaktılar gazeteyi.
Ama bilmiyorlardı ki, yaktıkları o gazete kağıtlarının küllerinden bir güç doğacak ve kendisini yakmak isteyenleri yakacak...
Tek gayeleri bu kumarda kaybeden olmamak, kaybı birilerinin üzerine yıkmaktı. Baktılar, Konya Yenigün Gazetesi'ni bu iş için biçilmiş bir kaftan gibi gördüler.
Minareyi çalarken, kılıfını hazırlayamadılar. Çünkü bu gazete, hakkı savunmaya, haklıyı savunmaya, doğruyu göstermeye, yanlışlardan uzak tutmaya söz vermişti.
Ve bu gazete, 'Hakkı savunanın hakk yanındadır' sözünü kendisine düstur edinerek, çizdiği hakk yolundan hiçbir zaman sapmadı, sapmayacak!
Biz onların kurduğu şeytan üçgeninin bir parçası olmadık. Sabırla ve sükunetle doğru zamanı bekledik.
Ve sonunda o kumar oyununu bir satranç oyununa çeviriverdik.
Somut deliler koydukbu defa ortaya. Bizimkisi bir kumar değildi. Gerçeklerle yüzleşmenin vakti gelmişti.
İrfandan Nasibinialmayanlar, bir televizyon kanalı üzerinden yürüyerek kendilerinin galipgeleceğini zannediyordu.
Ama yanıldılar, hem de çok büyük bir yanılgıya düştüler.
Bu defa kozlar bizim elimizdeydi. Şahımız kuvvetli, kalemiz dimdik ayaktaydı...
Sürdük piyonları öne ve başlattık bu satranç oyununu...
Çok da uzun sürmedi oyun. Hemen üçlü koalisyondan oluşan rakiplerimizin kalelerini fethediverdik.
Sonrasında şah dedik kaçtılar, şah dedik kaçtılar...
Ve en nihayetinde şah dedik, kilitlenip kaldılar, bir yere kımıldayamadılar...
Oyunu siz başlattınız, biz bitirdik...
Unutmayın ki, oyun bittikten sonra şah da piyon da aynı kutuya konur.
Paketlendiniz, hadi dağılın...
NOT:İrfandan nasibini alamayan arkadaş, seslenişim sanadır. Bizim baş tacımız ve onurumuz olan o gazeteyi nasıl yaktığınızı defalarca izledim. Yalancı olduğumuzu söyleyerek gazetemizi yakmıştın ya, şimdi senin yalancı olduğun sana çanak tutan güçlere rağmen ortaya çıktı. Mumun yatsıya kadar da yanmadı. Şimdi neyi yakacaksın, merak ediyorum...