KONYA HABER

Bedesten’in 12 metrekarelik i̇ğne deliği: Konya’da bir ömürlük sabrın son temsilcisi

Konya'nın tarihi Bedesten Çarşısı'nda yarım asırdan fazla süredir iğne iplikle mucizeler yaratan 68 yaşındaki terzi Hasan Hüseyin Şenyıl, yok olmaya yüz tutan el örgüsü tamir ustalığını yaşatmak için zamana karşı direniyor.

Abone Ol

Babasından Kalan Mirası Yarım Asırdır Yaşatıyor

Konya'nın kalbi tarihi Bedesten Çarşısı’nda, Kapu ve Aziziye camilerinin gölgesinde, maneviyatı yüksek bir esnaflık öyküsü yaşanıyor. Babasının 1955 yılında açtığı dükkanı devralarak 1971 yılında terziliğe adım atan 68 yaşındaki Hasan Hüseyin Şenyıl, tam 55 yıldır iğne iplikle hayatını kazanıyor. Meslek hayatının ilk yıllarında ceket, pantolon, pardösü ve şalvar diken bir "tüccar terzi" olan Şenyıl, 1980’lerin ortasında hayatını değiştiren o özel zanaatla, el örgüsü tamir ustalığıyla tanıştı. Bugün 12 metrekarelik küçücük bir dükkanda devasa bir sabırla çalışan Şenyıl, dükkanının durumunu esprili bir dille anlatarak, "Burası 12 metrekare, 4'ü kira 8'i benim kendi dükkanım. Benim çok işime yarıyor. Burayı benden başkası kullanamaz. Çünkü çıkacak yeri yok. Emekliyim, burada böyle vakit, ömür geçiriyoruz." diyor.

"Bu El Örgüsünü Makine Değil Fabrika Dahi Hiç Kimse Yapamaz"

Yırtılan, sigara yanığı olan veya güve yiyen kıymetli kıyafetleri ilmek ilmek, aslına uygun şekilde örerek hayata döndüren emektar usta, bu işin makineleşmeye karşı nasıl direndiğini gururla ifade ediyor. El örgüsü tamirinin muazzam bir adanmışlık gerektirdiğini belirten Hasan Hüseyin Şenyıl, "1971'den beri bilfiil çalışmaktayım. 86-87 yıllarında ben bu örgü işine başladım. İki sene sıkıntı çektim. Hakikaten bu örgü işi daha bir sıkıcı iş, sabır işi. Bunu iğne ile bir bir dokuyoruz. Bu sabır işi. Bu el örgüsünü makine değil fabrika dahi hiç kimse yapamaz. Ufak, parça, delik olduğu için. Fabrika büyük başlı dokur. Ama böyle sigara yanığı, güve yeniği gibi yerleri biz kendi ipliğimizle 10-15 santimetre ufak ipliklerle iğneyle elde dokuyoruz." diyerek zanaatının eşsizliğini vurguluyor. Ustalığı öyle bir noktaya ulaşmış ki, sadece ceket pantolon değil, insanların manevi değeri olan her eşyasını ona getirdiğini anlatırken, "Ceket, pantolon, gömlek, süveter, yelek, hatta ayakkabı, spor ayakkbının dahi örgüsünü yaptık. Adam kıymetli diye getirmiş. Ben de ‘değmez bunu yapmaya' dedim. ‘Arkadaş al bu kıymetli bir şey, al paranı yap' dedi. Biz de yaptık. Fileli ayakkabısını dahi dokuduk." ifadelerini kullanıyor.

"Kolay Para Kazanmak Yok, Emek İster"

Türkiye genelinde bu işi hakkıyla yapabilen insan sayısının bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azaldığını, Kütahya ve Mersin gibi şehirlerden bile kargo yoluyla kendisine iş gönderildiğini söyleyen Şenyıl, günümüz dünyasının sabırsızlığından dert yanıyor. Yeni neslin bu tür zor işlere talip olmadığını belirten usta esnaf, "Şu anda ben tek kaldım ama bunu da öğrenecek kimse yok. Biz de yaşlandık, rahmetlik olursak bundan sonra bu iş Konya'da biter. Türkiye'de 20-30 kişi, 40-50 kişi belki çıkar. Az iş de bu örgü işi, zor iş, sabır işi. Hemen şipşak olsun, hemen para kazanayım öyle bir şey yok. Kolay para kazanmak yok, emek ister." sözleriyle gençliğe adeta bir hayat dersi veriyor. Bu zanaatın sırrının sadece örgüde olmadığını, işin mutfağından yetişmek gerektiğini ise şu sözlerle özetliyor: "Gençlerin bu mesleğe sabretmesi durumunda örgücü olabilirler. Ama başta bir terzi olmalı. Terzi olmazsa olmaz. İlla terzi olacak. Terzi olduktan sonra bu örgüyü öğrenmesi lazım. Bu iş terzi olmazsa yapılmaz. Muhakkak temelde terzilik şart."

Zamanın hızla aktığı, eski kıyafetlerin hemen gözden çıkarıldığı günümüzde, Bedesten Çarşısı'nın bu minik dükkanında yükselen çekiç sesleri ve iğne tıkırtıları, kaybolan bir kültürün son çırpınışlarını ve bir ustanın ölümsüz emeğini haykırmaya devam ediyor.