Hz. İbrahim’ce bir yakarışın ve Hz. İsmail’ce bir teslimiyetin adı olan Kurban Bayramı’nı elhamdülillah geride bıraktık. Geçmiş bayramınız mübarek olsun.
Farkında mısınız bilmiyorum ama büyüklerimiz eskiye göre sanki bayramlarda daha az ziyaret edilir oldu. Diyeceksiniz ki: "Eskiden ne kaldı ki büyüklerin ellerini öpmek kalsın?" Yine de biz büyüklerimizi baş tacı, bereket ve dua kapısı olarak görelim ki, yarın biz de baş tacı edilelim, biz de birer dua kapısı olalım.
Şehirlere kıyasla köylerimizde yaşlılarımıza olan ilgi ve sevgi hâlâ çok daha fazla. Kıt kanaat geçinen insanlarımız; büyüklerine dostlukta, hürmette ve sahip çıkmada asgari değil, azami bir cömertlik sergiliyorlar. Bunun en güzel örneğini geçtiğimiz bayram günlerinde Konya Güneysınır’ın Bardas Mahallesi’ne yaptığımız ziyarette bizzat gördük. Köyün en yaşlısı olan Fatma Hala’ya komşularının ve köylülerin gösterdiği ilgi gözlerimizi yaşarttı. Biz de 96 yaşında olmasına rağmen hâlâ ayakta duran, kendi işini kendi görebilen ve pırıl pırıl bir zekaya sahip bu büyüğümüzün elini öptük, bayramlaştık ve duasını aldık. Bizim için o günün en büyük kazancı, ağzı dualı bu teyzemizi ziyaret etmek oldu.
Modern Hayatın Tahribatı
Özellikle modern hayatın ve kontrolsüz şehirleşmenin getirdiği sürecin sonunda, ne yazık ki yaşlılarımıza karşı tutum ve davranışlarımızda büyük tahribatlar oluştu. Oysa millet olarak sahip olduğumuz değerlere göre yaşlılarımız; elleri öpülen, saygı duyulan, başköşeye oturtulan ve her daim rızası alınan çınarlarımızdır.
Dinimiz de yaşlılara hürmet etmeyi kesin bir dille emreder. Kulluk kitabımız Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulmaktadır:
"Rabbin, O´ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: «Öf» bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle." (İsrâ Suresi, 23. Ayet)
Günümüz şehir yaşamında, özellikle kadınların da çalışma hayatında aktif yer almasıyla birlikte anneler ve kayınvalideler ne yazık ki sadece "iyi bir çocuk bakıcısı" gibi görülmeye başlandı. Babalar ve kayınpederler ise evde hizmet bekleyen, ilgilenilmesi gereken birer yük, hatta evlerde birer "fazlalık" olarak değerlendirilir oldu. Yaşlıların toplum nazarındaki algısı da olumsuz anlamda değişiyor. "Yaşlılar geri kafalıdır", "Yaşlının kafası basmaz", "Hiçbir şeyi beğenmez", "Elinden bir şey gelmez", "Hep tüketicidir" gibi acımasız sözler bu algının birer tezahürüdür.
Batı Kültürü ve Bizim Hakikatimiz
Toplumda ekonomik bir katkısı kalmadığı gerekçesiyle yaşlılarımız birer "yük" olarak nitelendiriliyor ve yaşlılık istenmeyen bir süreç olarak kabul ediliyor. Batı kültürü, "ölüm" gerçeğini hayatın dışına itmeye çalıştığı gibi yaşlılıktan da hoşlanmaz. Halbuki bizim inancımızda, Batı'daki gibi ölüm bir son değil; yeni ve ebedî bir hayata açılan kapıdır. Şair, o kapıda gülümsemeyi şöyle tavsiye etmiştir:
"Kapı kapı, yolun son kapısı ölümse; Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse! O demdeki, perdeler kalkar, perdeler iner, Azrail'e 'hoş geldin' diyebilmekte hüner..." (Necip Fazıl Kısakürek)
Batı’da yaşlılık adeta ölümle eş değer görülmektedir. Toplumda yaşlı bireylerin birtakım fiziksel fonksiyonları yerine getirememesi, akli melekelerindeki zayıflık, bağımlı, güçsüz ve korunmaya muhtaç olmaları hep bir "sorun" ve "maliyet" olarak kabul edilir.
Ailelerimizin direği olan büyüklerimiz, ne yazık ki hem görsel hem de basılı medyada genellikle olumsuz karakterler olarak karikatürize ediliyor. Kurtlar Vadisi gibi geçmişteki birkaç istisnai dizi dışında yaşlılar hak ettiği gibi yüceltilmiyor. Reklamlarda bile dini günler ve bayramlar hariç yaşlıların adı anılmıyor; daha çok gençler ve kadınlar ön planda tutulurken, yaşlılarımız görünmezliğe mahkûm ediliyor.
Ne Yapmalı?
Bu acı tablonun sonucu ise evlat hasretiyle yanan, bir telefon sesi bekleyen, kapısını çalacak bir el umuduyla günleri geçen mahzun yüreklerdir. Hele bayramlarda sessizce dökülen o gözyaşlarının vebalini ödeyemeyiz.
Bugün bizlere düşen görev, dünyadaki kötülükleri tamamen yok edemeyeceğimize göre, iyilikleri çoğaltmaktır. Kimsesi olmayan ya da çocukları gurbette yaşayan yaşlıların maddi ihtiyaçlarını karşılamak işin en kolay kısmıdır. O insanların asıl ihtiyacı para değil; sevgi, saygı ve ilgidir.
O halde, köylerde veya mahallelerde muhtarların öncülüğünde kurulacak heyetlerle yaşlılarımız düzenli olarak ziyaret edilebilir. Sivil toplum kuruluşları bu konuda daha aktif projeler üretebilir. Sadece huzurevlerindekiler değil, evlerinde ya da yakınlarının yanında yaşayan yaşlılarımız, okullardaki öğrencilerimizle bir araya getirilerek ziyaret edilebilir. Kuşaklar arası köprüler yeniden kurulmalıdır.
Elbette o gözyaşlarını silmek istiyorsak, yapısal olarak çok daha fazla adım atmalıyız. Yazımıza rehberimiz olan bir hadis-i şerif ile son verelim:
"Kim bir yaşlıya, yaşından dolayı hürmet ederse, Allah da ona yaşlılığında hürmet edecek birisini gönderir." (Tirmizî, Birr, 75)
Unutmayalım! Yaşlı deyip geçme, yaşlı deyip ezme. Onlar bir daha genç olamayacak. Ama sen, bir gün onlar gibi yaşlı olacaksın ve o gün onları daha iyi anlayacaksın.
Selam ve dua ile…
Not: Güneysınır-Bardas Mahallesi’ne yaptığımız ziyarette bizlere kollarını, gönüllerini, sofralarını açan Konya Anadolu İmam Hatip Lisesi’nden öğrencilerim Hüsnü ,Hasan Okur kardeşlere,Davut Küçükçetin Hocam’a ve ailelerine gösterdikleri ilgi ve de misafirperverlikten dolayı teşekkür ederim.