Küçük yaşlardan itibaren başarılı olmamız gerektiği öğretiliyor. İyi bir okul, iyi bir iş, yüksek maaş, kalabalık çevreler, sürekli koşuşturma. Sanki hayat bir yarış ve geri kalan herkes ise rakibimiz gibi. Oysa kimse bize bu yolun sonunda gerçekten mutlu olup olmayacağımızı sormuyor.
Başarı bazen alkış getiriyor ama huzur sessiz geliyor. Başarı, insanı kalabalıkların içine çıkartırken huzur insanın kendi içine yaklaşmasını sağlıyor. Gün sonunda başımızı yastığa koyduğumuzda içimiz rahat mı, asıl mesele belki de bu.
Elbette insan üretmek, gelişmek ve hedeflerine ulaşmak ister. Ancak huzurun olmadığı bir başarı, zamanla ağır bir yük haline dönüşebilir. Sürekli yetişmeye çalışmak, daha fazlasını istemek ve asla yeterli hissetmemek… İşte modern çağın görünmeyen yorgunluğu tam da burada başlıyor.
Belki de gerçek başarı; insanın kendini kaybetmeden yaşayabilmesidir. Kahvesini acele etmeden içebilmek, sevdiklerine vakit ayırabilmek, zihnini susturabilmek, kendi iç sesini dinleyebilmek gibi… Çünkü bazı insanlar çok başarılı görünür ama içlerinde büyük bir sessizlik taşır.
Hayat bazen bize şunu hatırlatıyor: Her şeyi kazanırken kendimizi kaybetmemeliyiz.
Belki de önemli olan, başarıyla huzur arasında bir denge kurabilmektir. Çünkü huzurun olmadığı yerde başarı eksik, başarının olmadığı yerde ise insan yarım hissedebilir.