7 Aralık 2025'de, Adana-Yumurtalık'taki Botaş'ın Petrol İşletmeleri Bölge Müdürlüğü kapılarında, çoğu kadın olan bir grup tarafından nöbet eylemi başlatıldı. Botaş'ın kapılarını kapatıp, giriş çıkışı engelleyen üç beş kadının videosu Sosyal medyada bol takipçili bir çok hesap tarafından yoğun ilgi gördü. Gazze'nin çığlığını yankılandıran bu kadın sesi, sitem doluydu: "Kapatın vanaları! Bırakın katil teröristleri beslemeyi! Dört kadına bıraktınız bu işi. Utanın!", "2 milyonluk Gazze'yi koruyamayan, 8 milyarlık insanlık ailesi utanın!" diyordu. Gazze adına yankılanan Bu ses, ana akım medyada, ağacın tepesinde mahsur kalmış, itfaiyeci amcalar gelene kadar can havliyle miyavlayan kedicik kadar yer bulamadı da, Yumurtalık sahiline değen kelebeğin kanadı zalimlerin kalbinde tsunami etkisi yapmış olacak ki, denizler okyanuslar ötesinde Avustralya sahillerinden yankısı duyuldu.
9 Aralıkta gazeteci- genel yayın yönetmeni Mehmet Akif Ersoy gözaltına alındı. Gazzey'i gündemlerinin en başına alan Filistin gönüllüsü grupların eylemlerine de katılan 'tiyatrocu babanın gazeteci oğlu'na sahip çıkan sesi dolaştı bu defa da sosyal medyada. Ana akım medyada, videonun o dört kadınla ilgili kısmına hiç değinilmeden. Oğlu'na olan inancını deklare ediyor ancak asıl gündem olan o dört kadının sesiyle işaret ettiği Filistin-Gazze davasının üstünü örtmemesi gerektiğini haykırıyor, bakışları o yöne çevirmek istiyordu. Gazeteci-yayın yönetmeni; kendi oğluyla beraber, Gazze tünellerinde çekim yapmıştı. Global haber ajanslarının haber diye servis ettiklerinin gerçek olmadığını yüksek sesle söylemiş, yalanlarını ifşa etmişti. Şimdi ne olduysa uyuşturucu ve kadın temalı bir kovuşturmanın konusu olarak, itibar suikastine mi, intiharına mı uğruyordu. 2025 Aralığı sıcak geçiyordu.
Takvimler 14 Aralık'ı gösterirken, global haber ajansları, bütün medya kanallarından, Avustralya'nın ünlü bir plajında, Kudüs'de ikinci tapınağın kurulması Yahudi idealini ve hafızasını canlı tutan adanma bayramı kutlaması sırasında, iki silahlı saldırganın ateş açması sonucu 10 kişinin öldüğü haberini geçiyordu. Gazzeli bebekler soğuktan öledursun, Güney yarım kürenin sıcak kumsalında keyif çatan yahudilerin hiç huzur bulmayacak kalplerinin bayramlık keyfi kaçıyordu habere bakılırsa. Kumsaldakiler gerçekte kimdi, gerçekten ölen var mıydı, İşid'li olduğu iddia edilen baba-oğul saldırganlar, neden İsraill’i diplomatları değil de, Hanuka kutlayan kumsaldaki sivilleri hedef almışlardı? Gazzelilerin kanlı kansız, binbir çeşit ölümünü görmüş gözlerimiz, neden ekranlarda bir yahudi cesedi görmüyordu. Kaçışmalar ve profesyonel duruşlu, uzun boylu saldırganlar(!)ın, ağaçlarla perdelenmiş, görünmeyen bir yerlere, ateş endişlerini izliyor, ambulans sesiyle ve Suriyeli kurtarıcının sedyedeki gururlu görüntüsüyle yetinmek zorunda kalıyorduk. O ağacın altında, Suriyeli kurtarıcının, üstüne atlamasıyla silahı bırakıp sırtüstü düşen kişi, başlangıçtaki profesyonel kişi miydi, yoksa onca kişiyi öldürüp yaralarken, silahı taşımaktan yorgun mu düşmüştü! Kişisel kamerayla yakından çekim yapıldığı belliydi. Çekim yapan kişi, kameraya doğru dönen silahlı saldırgandan neden ürkmüyor, kamera neden ufacık sarsılmıyordu. Sahi bu görüntüler Yahudi maslahatına ters olsa bütün dünyaya efsunlu bir içecek gibi içirilir miydi? Dünyanın kim bilir daha başka kaç ülkesinde, günahıyla sevabıyla derdest edilen M. Akif'ler masasının başında olsa bu mizansene bir şüphe tohumu atarlar mıydı?Ya da gazeteci Mehmet Akif Ersoy önceden tasarlanıp üretilmiş bir proje miydi ki, milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u anma haftasında, sistemin organlarını sarmış lânetli damarların, tuzağa çektiği Gazeteci Mehmet Akif Ersoy'u konuşturuluyorduk.
Zalimlerin korkusu arttıkça zulmü de artıyor. İnsanlık vicdanı, Batı düşüncesini emperyalistleştiren yahudi-siyonist aklının vahşetinin sınırsızlığını Gazze'de görmekle, aşırılığı yeniden tanımladı. Küresel siyonist lobinin sözcüsü katil Netanyahu dünyaya 7 Ekim Aksa Tufanı öncesindeki İslamofobi ayarını vermeye çalışıyor. Yahudi karşıtlığına karşı önlem alınmasını buyuruyor. Dünya devletleri, katil terörist devletlerin korkularını yatıştırmak için, yüreklerine su serpiyorlar. Avustralya'daki sözde saldırıyı ardarda kınarken, tabii ki T.C. Dış İşleri Bakanlığı da, yahudi bayramı "hanuka'yı en kalbi duygularla kutlayan, saldırıyı en şiddetli şekilde kınayan, terörün her türlüsüne karşı küresel işbirliği taahhütlerini yineleyen" bir mesaj yayınladı. Yakın mercekten Konya'da, İç Güvenlik Stratejileri Daire Başkanlığı'nın sorumluluğunda, okul müdürlerine yönelik, selefi radikalizm -İslam ve cihat kelimelerini kullanmamak için- seminer programları ile karşılaştık. Katil Tramp, Avustralya saldırısının figürlerinden Suriyeli kurtarıcıyı övdü, uysal Suriye Hükümetini övdüğü gibi. Kendi zihniyetlerinin ürünü türedi İşid ile sembolize ettikleri, 'aşırılıkçı- radikal müslüman' dediklerinin yaptıklarını, Hamas'ın cihadıyla denk göstererek, hakkı batıl ile bulandırmaya çabalıyorlar. Suriyeli kurtarıcı, o yüzden,
Hanuka kutlayarak mescidi Aksa'nın altını oyma, ikinci mabedi inşaa etme iradesini tazeleyen kumsal sakinlerine merhamet ve hoşgörüyle kendini feda ediyordu. Suriyeli kurtarıcının babası da oğluyla gurur duyuyordu, katil Tramp da. Netenyahu'nun oğlu, CHP lideri Özgür Özel'in, iktidara yakın holdinglere boykot uygulama çağrısına destek veriyor, Trampın oğlu ise Cumhurbaşkanı ile akraba ziyareti gibi resmi olmayan bir buluşma gerçekleştiriyordu.
Tüm merhametli müslümanlar, kendi içlerindeki aşırılıkçı- radikal(!) müslümanlara karşı Yahudileri sevme ve koruma görevini Suriyeli fedai örneğindeki gibi üstlenmeliydi. Dünya, mücrim yahudileri sevmek ve hoşgörmekle hatta korumakla barış ve huzura kavuşacaktı(!) Dünya'da kendilerine hesap soracak güç yok diye, insanlığın vicdanını, Ahiret hesap ve azabını da yok sayıyorlar. Sanki hiç bir şey olmamış, hiçbir suç işlememişler gibi, hesap vermek, her bir mecradan sürgün edilmek, yaptıkları tazmini imkansız cürümlerin aynısıyla tek tek kısas uygulanmak şöyle dursun, kanlı elleri, kapkaranlık düşünceleriyle, hiçbir insani kaygı taşımadan şeytanca, insanlığa, müslümanlığa ayar vermeye kalkışıyorlar. Zemheri ayı, sıcak bir Aralık.
Meydanda dört kadın, diğerleri; babalar ve oğulları...
Selam ile...