Kur’ân, yetimin malının korunmasını ve zamanı gelince kendisine eksiksiz verilmesini emreder. Hz. Mûsa (a.s), yol arkadaşının (Hızır) bir kasabada, yıkılmak üzere olan bir duvarı doğrultarak yıkılmasını önlemesine şaşırır, o da: "Duvar, şehirdeki iki yetim erkek çocuğa aitti. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimseydi. Rabbin onların erginlik çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi..." (Kehf 18/82) açıklamasını yapar. Burada Allah (c.c), yetimler erginlik çağına gelinceye kadar hazinenin muhafazasını irade buyurmuştur. Kur’ân-ı Kerim, yetim malını haksızca yiyenleri şiddetle tehdit eder: "Yetimlerin mallarını haksızca yiyenler, muhakkak karınlarında sırf bir ateş yerler ve yarın çılgın ateşe yaslanırlar." (Nisa 4/10) Yetim malının en iyi şekilde korunması emri, Kur’ân’da iki kez tekrarlanır (En'am 6/152; İsra 17/35) "Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, o en güzel olanından başka sûrette yaklaşmayın." Konuya dair diğer âyetlere de bakan müfessirler, "en güzel yaklaşma" tabirini şu üç esasta anlarlar: 1.koruma, 2.artırma, 3.zamanında teslim. Bu üç esası belirgin şekilde açıklayan âyetin meâli şöyledir: "Yetimleri, nikâh çağına ermelerine kadar gözetip deneyin. O vakit, kendilerinde bir rüşd hissettiniz mi, hemen mallarını kendilerine teslim edin. Büyüyecekler de ellerine alacaklar diye, o malları israfla yemeye kalkmayın. İhtiyacı olmayan (zengin olan) tenezzül etmesin, muhtaç (fakir) olan da meşrû sûrette birşey yesin, mallarını kendilerine teslim ettiğiniz zaman da karşılarında şâhid bulundurun. Unutmayın ki, hesap sorucu olarak Allah yeter." (Nisa 4/6) Rivayete göre; yetim malı yiyenlerin ateş yedikleri ve çılgın ateşe gireceklerine dair âyet (Nisa 4/10) gelince, Müslümanlar yetimleri ailelerine dâhil etmekten korktular, mallarına bakmaktan çekindiler. Hemen durumu Hz. Peygamber’e (s.) sordular; bunun üzerine şu âyet (Bakara 2/220) nâzil oldu:"Sana yetimleri sorarlar, de ki: Onların işlerini düzeltmek hayırlıdır. Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah düzeltenden bozanı ayırt etmesini bilir. Görüldüğü üzere âyet, yetimleri aileden ayırmayı onaylamıyor; aksine onların bedeni ve maddi olarak ıslah edilmesinin lüzumuna dikkat çekiyor ve onların aileye dâhil edilmesini tavsiye ediyor. Bu izahlara ilaveten, Hz. Peygamber’in (s.) yetimleri gözetmeye dair bazı hadislerine yer verelim: "Ben ve yetime bakan kimse cennette şöyle (iki parmağını gösterip) yan yanayız." "Müslümanlar arasında en hayırlı ev, içerisinde yetim olan ve yetime de iyi muamele yapılan evdir. En kötü ev de, içinde yetim bulunup da ona kötü muamele yapılan evdir." "Kim Müslümanlar arasından bir yetim alarak yiyecek ve içeceğine dâhil ederse, affedilmez bir günah (şirk) işlememişse, Allah onu mutlaka cennete koyacaktır." “Dul ve yetimlerin ihtiyacına koşan, Allah yolunda cihad eden lerle, gündüzün oruç tutup, geceyi ibadetle geçiren gibidir.” “Allahım! İki zayıfın; yetimle kadının hakkını yemekten herkesi şiddetle sakındırıyorum.” Yetimleri gözetmeyi böylesine teşvik eden Allah Rasûlü (s.) zaman zaman ashabına şöyle sorardı: “Bugün içinizden bir yetim başı okşayan, bir cenaze teşyi eden ve hasta ziyaret eden var mı?” Unutmayalım ki, ilk nesillerin öncelikleri bunlardı. Abdullah b. Ömer (r.a), sofrasında bir yetim bulunmaksızın ye mek yemezdi. Abdurrahman b. Ebzâ, Hz. Davud’un (a.s) şöyle dediğini anlatmıştır: “Yetim için, şefkatli baba gibi ol; ve bil ki, ektiğin gibi, öylece biçersin. Zenginlikten sonra fakirlik ne çirkin! Bundan daha fenası veya daha çirkini de hidayetten sonra sapıklıktır. Müslümanlarının gündem ve önceliklerinin neredeyse tamamen değiştiği günümüzde, öncelikli görevlerimizi bu hadis-i şerif ve elbette yukarıdaki ayetler ışığında yeniden düzenlemek zorundayız. Yetim Peygamberin ümmeti olarak, yetimlerimizin sayısının her geçen gün arttığı dünyamızda, yetimlere sahip çıkmak için acele etmeli ve daha fazla geç kalmamalıyız.