AYDAŞ ETMEK

Abone Ol

AYDAŞ ETMEK VE HIRTLAK KESTİRMEK

Örf ve adetlerimiz, geleneklerimiz, efsanelerimiz ve inançlarımız millî kültür unsurlarını bir birine tutturan harç gibidir. Bunlardan biri unutuldu mu sıvada oluşan çatlak gibi kültür duvarımızda da çatlaklık meydana gelir ve değerlerimiz yavaş yavaş bozulmaya başlar.

Türklerin tarih sahnesine çıktığından beri var olan örf ve adetlerimiz, İslamiyet'in kabulünden sonra da toplum içinde kendi varlığını devam ettirmişlerdir. Bunlar bir milletin devamlılığının simgeleridir. Günümüzde devam eden inançlarımızdan biri de “Aydaş aşı”dır.

Aydaş aşı nedir? Nasıl yapılır?

Aydaş, zayıf ve çelimsiz çocuk demektir. Daha önce de duyduğum için Ermenek'in Fariske köyü'nden olan Annem Nazife Altaş'a tekrar sordum. Annem şu bilgileri verdi:

Aydaş; süt emen bir çocuğun anne hamile kaldıktan sonra da emzirilmeye devam etmesi sebebiyle günden güne zayıflaması, halsiz düşmesi haline halk arsında verilen isimdir. Kadın hamileliğin farkına vardığı zaman çocuğu sütten keser ve iyi bir beslenmeyle çocuk eski sağlığına kavuşur.

Eskiden köyde yaşayan yaşlı kadınların tecrübesinden istifade edilirdi. Çocuklar aydaş olduğu zaman, köyün en yaşlı ve bilgili kadınına gidilir ( ailesinden el aldığına inanılan ve ocak tabir edilen), çocuk aydaş ettirirlerdi. Köyün değirmen mevkiinde bir delik kaya bulunur, o delik kayadan çocuk 3 defa geçirilir, sonra annenin muradı ne ise dilek tutar ve çayın kenarındaki ardıç ağacına çaput bağlarlardı.

Aslında bu konuyu yazmak hiç aklımda yoktu. Yeğenimi askere uğurlamak için Çumra'nın Dinlendik köyüne gittik. Köye Kuzucu köyü sakinlerinden kayınbabamın kız kardeşi Hatice Hala (Hatice Demirci) da gelmiş. Halam şu anda 75-76 yaşlarında, hasta olmasına rağmen çok güçlü bir hafızaya sahip. Gençlik yıllarından bahsederken aydaş aşından bahsetti. Ben de çocukluğumda Göktepe kasabasında aydaş olan çocukları üç defa delik kayadan geçirdiklerini annemden dinlemiştim. Konu birden ilgimi çekti. Hala, hele bir anlat bu aydaş aşı nedir? Dedim. Anlatmaya başladı:

Horzum Ebe diye biri vardı. Bu ebe aydaş olan çocukları tedavi ederdi. Nasıl? Dedim.

Yedi kız çocuğu bulur getirir, bu kızları bacaklarını aralayarak ard arda dizer ve aydaş çocuğu, kız çocuklarının bacakları arasından üç defa geçirirdi. Daha sonra avluda üçtaşı çatar, üzerine haranı (büyücek bir tencere) koyardı. Tencerenin altına çalı çırpı atar, ocakta pişiriyormuş gibi altını üflerdi. Haranının içine aydaş olan çocuğu oturturdu. Bu işi üç defa tekrar ederdi. Tütsü yakarak dumanı üç defa çocuğun başının üzerinden geçirirdi.

Aydaş yapan kadına sorarlar:

“Nerden geliyon?

Kafdağından geliyom

Neye geliyon?

Aydaş kesmeye

Kesebilin mi?

Öte yanna bile geçerim” diye kadın cevap verir.

Horzum Ebe, yine 7 Mehmetli ( Mehmet ismi taşıyan fertlerin yaşadığı yedi ayrı haneden) evden un getirtip, çörek yapardı. Çöreğin ortasını oyar ve çocuğu üç defa içinden geçirirdi. Sonra o çöreği orada bulunanlara paylaştırıp yediriyordu. Bu şekilde aydaş çocuğun iyileşeceğine inanılıyordu.

Peki hala bu çocuklar gerçekten iyileşiyorlar mıydı?

Halam, biz böyle gördük. İyileşiyordu. O zaman doktora gitmek adet olmadığından  Horzum ebe bu şekilde aydaş çocukları iyileştiriyordu. Bir vakit sonra aydaş çocuk canlanmaya, yüzüne gözüne kan gelmeye başladığını görüyorduk.

Hırtlak Kestirmek

Hırtlak, küçük çocukların sürekli hık hık demesi, hakırdaması.

Halam, “ Horzum Ebe hırtlak de keserdi.” Hala bu nasıl iş?

Dedi: Vallaa yeğenim, kadına çocuğu getiriyorlardı o da kesiyordu.

Bu bildiğimiz bizim hırtlak mı?

Yo yeğenim, deriyi küçük küçük dilimlere ayırır sonra ipliğe dizerek çocuğun başından üç defa dolandırır ve takkasına (başlık, takke) dikerdi. Sonra hırtlak kestirmeye gelenler Ebe'ye sorarlar:

“Nerden geliyon?

Kaf dağından

Neye geliyon?

Hırtlak kesmeye

Kesebilin mi?

Öte yanna bile geçerim.”

Kültürümüzün bir parçası olan halk inanışlarının derlenip toplanması, kayda geçirilmesi devletimizin ve milletimizin devamlılığı için büyük bir önem arz etmektedir. Halk edebiyatçılarımız bu konuya eğilip yöresel çalışmalar yapmalı, yaşayan ulu çınarlarımızdan faydalanma yoluna gitmelidirler. Sadece halk edebiyatçıları değil eli kalem tutan herkes çevresinde gördüğü yaşlı insanları konuşturup, onlardan eski örf adet ve geleneklerimiz, inançlarımızı, efsanelerimizi, destanlarımızı ve halk hikâyelerimizi yazıp öğrenmeleri lazımdır. Günümüzde, modernleşme adına, köklerinden koparılıp temelsiz bir şekilde yetişmekte olan gençlerimizin tekrar kazanılması için bu tip folklorik çalışmalar yapılması daha bir zarurî hal almıştır.