Taşkent’ten Yurda Dönüş
Programımıza göre Semerkant’ta ziyaret etmemiz gereken bir yer daha var ama maalesef yetiştiremediğimiz için Ubeydullah-ı Ahrar Hazretleri Türbesine gidemiyoruz.
Altın Silsile’nin 18’inci halkası olan Türkistan’ın büyük velilerinden Ubeydullah Ahrâr Hazretleri, Hicrî 806 senesinin Ramazan ayında Taşkent’in Bâğistan köyünde doğdu. 22 yaşına geldiğinde hem ilim tahsiliyle meşgul oldu hem de Mâverâünnehir’in muhtelif şehirlerini dolaşarak Nakşibendiyye’nin önde gelen sîmâlarından istifâde etti. İntisab ettiği Yâkub Çerhî Hazretlerinin manevi eğitiminden geçtikten sonra hilâfet alarak Herat’a döndü ve halkı irşâda başladı. Ubeydullah Ahrâr Hazretleri varlıkta ve yoklukta mütevâzı ve müstağnî yaşamayı tercih etmiş, dünya nîmetlerinden el çekerek kendini bütünüyle mârifetullâh’a teksîf etmişti. Bütün ömrünü, halkın irşâdı ve hayır hizmetleriyle geçirdi. Fıkarât, Risâle-i Havrâiyye, Risâle-i Vâlidiyye, Ruka‘ât (Mürâselât) gibi kıymetli eserler kaleme aldı. Ubeydullah Ahrâr Hazretleri, hicrî 895 senesinin Muharrem ayı başında hastalandı ve 89 gün süren rahatsızlığın ardından 89 yaşında vefât etti. Mübârek naaşı, Semerkand’ın Hâce Kefşîr mahallesinde defnedildi.
Semerkant gezi ve ziyaretlerimizi tamamladıktan sonra Taşkent’e gitmek üzere akşam vaktinde hızlı trene biniyoruz. 2,5 saatlik yolculuktan sonra geç saatte Taşkent’teki otelimize ulaşıyoruz. Burada Özbekistan Büyükelçiliği İletişim Müşaviri Hamdi Turşucu Bey’in bizi beklediğini görüyoruz. Daha önce Kütüphaneler Genel Müdürü olarak görev yapan Hamdi Turşucu Bey, kafilemize Özbekistan hakkında ve Türkiye – Özbekistan ilişkileri ile ilgili çok önemli bilgiler verdi. Otelde gece geç saatteki akşam yemeğinden sonra odalarımıza çekiliyoruz. 3 saatlik bir uykudan sonra sabah sahur vaktinde yaptığımız kahvaltının ardından yurda dönmek üzere Taşkent Havalimanına geliyoruz.
Burada yapılan işlemlerin ardından uçağa biniyoruz ve Özbekistan gezimizin 7. günü olan Cumartesi Ankara’ya iniyoruz. Ankara’dan da özel otobüsümüzle Konya’mıza, yuvamıza kavuşuyoruz Elhamdülillah…
Seri yazımın sonunda Özbekistan’da gördüğüm ve yaşadığım bazı izlenimlerimi aktarmak istiyorum.
Ülkenin bütün şehirleri çok temiz ve düzenli. Cadde, sokak ve kaldırımlarında bir tane bile çöp görmedik. Cadde ve sokaklarda sigara içen insan görmedik. Caddeleri oldukça geniş. Tarihi eserlere çok önem veriyorlar ve yaşatıyorlar. Yeni yapıları da eski eserlerin mimari tarzında yapıyorlar. Öyle ki yeni yapılan binaları bile, tarihi eser zannederek zevkle bakıyoruz.
İnsanlar birbirlerine çok saygılı. Bu konuyu bir örnekle açıklayayım. Şehir içinde bizi gezdiren otobüsümüz bir kavşağın tam ortasında durdu. İki yolu birden kapatmış oldu. 3 dakika kadar kavşaktan geçecek olan araç trafiği beklemek zorunda kaldı. Bu süre zarfında bir tane bile korna sesi duymadık, bizdeki gibi arabasının camını açarak bağıran hiçbir kişi olmadı. Herkes sabırla bekledi. Yol açıldıktan sonra herkes yoluna devam etti. Bizde bu tür olaylarla ilgili bırakın bağırıp çağırmayı, cinayetle sonuçlanacak kavgalar çıkıyor. Bu olayın Özbekistan’da iki defa tekrarlandığına şahit olduk ama hiçbir şekilde bağırıp çağıran ve korna basarak ortalığı velveleye vereni görmedik.
Rehberimizden Özbekistan genelinde hırsızlık, sahtekârlık, dolandırıcılık gibi illetlerin binde bir gibi çok çok düşük olduğunu öğrendik. Bu da son derece memnuniyet verici.
Çok güzel bir alışkanlıkları var. Kadını, erkeği, kapalısı, açığı, çocuğu, genci, yaşlısı nerede olursanız olun ‘Esselamü Aleyküm’ diyerek selam veriyorlar. Dükkânına girdiğiniz esnaf sizden önce hemen ‘Esselamü Aleyküm’ diyor. Uçağa bindiğiniz anda hostes sizi ‘Esselamü Aleyküm’ diyerek karşılıyor. Herkes birbirine ‘Allah’ın selamı üzerinize olsun, kurtuluş, barış ve esenlik üzere olun’ gibi anlamlara gelen selamı veriyorlar ve “Selamı yayınız” Hadis-i Şerifinin gereğini yapıyorlar.
Alış veriş için girdiğimiz birkaç yerde Cumhurbaşkanımızı sordular. Birkaç parça giysi aldığımız bir esnaf Türkiye’den geldiğimizi söyleyince “gardaş gardaş” diyerek gayet içten ve samimi davranmaya başladı. Konuşma sırasında “Erdoğan” dedi. Bizim, Cumhurbaşkanımız Tayip Erdoğan’ı destekleyip desteklemediğimizi soruyordu. “Evet Erdoğan” dedim. Memnuniyetini izhar etti. Bir başka dükkân sahibi biraz sohbetten sonra yine “Erdoğan” dedi. “Evet Erdoğan” dedim. Bunun üzerine 20 dolar dediği kıyafeti 15 dolara indirdi. Tam çıkarken bizim gruptan bir arkadaş da geldi. Ben dükkân sahibine “bu da bizim arkadaşımız, buna da indirim yap” dedim. “Bu da Erdoğan” dedi. Bu da Erdoğan’ı mı destekliyor diyordu. “Evet buda Erdoğan” dedim. Tamam dedi.
Gençlerin camiye ve namaza ilgisi bizi çok memnun etti. Girdiğimiz her camide daha çok gençlerin olduğunu görmekten memnuniyet duyduk. Darısı bizim gençlerin başına…
Bilhassa Buhara’da Nakşibendi silsilesinin altın halkası olan ve burada medfun bulunan 7 pîr çok seviliyor. Türkiye’den geldiğimizi söyleyince “pirlere gittiniz mi?” Diye soruyorlar. Altın silsile pirlerinin Buhara’nın ve tüm Özbekistan’ın manevi koruyucusu olduğuna inanıyorlar. Allah dostlarına duyulan bu sevgi ne güzel.
Bu kadar güzelliği aktardıktan sonra olumsuz bir durum yazmak istemezdim ama bunu da yazayım da İnşallah düzelir umudunu taşıyalım. Evleri bilmiyorum ama otellerde ve havalimanlarındaki tuvaletlerde klozetlerde taharet musluğu yok maalesef. Bazı otellerde banyo duş hortumuna benzer bir aparat koymuşlar. Bazı otellerde o da yok. Temizliği pet şişe kullanarak çözmek zorunda kalıyorsunuz. Dışarıdaki tuvaletler ala turka ve ibrikler mevcut.
Bir de sokak ve caddelerde çeşme kültürü yok. Veya ben göremedim. Çok yol yürüyoruz, terliyoruz. Elimizi, yüzümüzü yıkama ihtiyacı hissediyoruz. Bir çeşme görme ümidiyle bakınıp duruyoruz ama yok. Ancak namaz kılacağımız cami çevresinde abdest alırken bu ihtiyacı karşılayabiliyoruz.
Ayrıca Özbekistan’ın hiçbir yerinde Selçuklu eserine rastlamadık. Rehberimize sordum. “Bizim burada yok, Türkmenistan’da var” dedi. Belki vardı ama yaşatılamadı, onu da bilmiyorum.
Bazı kardeşlerim Özbek dili ile ilgili sorular yönelttiler. Bunun için de birkaç cümle yazayım. Özbekler, Özbekçe konuşuyorlar. Birçok kelime anlaşılıyor ama cümlenin tam karşılığını anlayamıyoruz. Fakat 1 ay kadar kalınsa Özbekçe hemen öğrenilir. Türkçe'ye yakın. Bazı harfler farklı. Ama bilhassa yeni nesil Türkçe'yi biliyor. Özbekçeden bazı örnekler vereyim.
Xayrli tåñ - Hayırlı sabahlar, Xayrli kün - Hayırlı günler, Kandäysän – Nasılsın, Rahmat (Rahmet) -Teşekkür ederim, Yaxshi – İyi, Yaxshimisiz - İyi misiniz, Esonmisiz -Esende misiniz, İsmiñiz nima - İsminiz nedir, Mämnün boldim - Memnun oldum, Yänä keliñ - Yine gelin, Ak yol - İyi yolculuklar, Älvidå - Elveda, Xush – hoş, kelibsiz – geldiniz, Marhamat - Lütfen, kirmoq – girmek, keldim – geldim, keling - gelin, O’zbek tili - Özbek dili, ishlaringiz yaxshimi - işleriniz iyi mi, mening – benim, yaxshi qoling - hoşça kalın.
X harfini Arapçadaki boğazdan çıkan (خ) harfi olarak kullanıyorlar.
Böylece 8 bölümlük Özbekistan yazı serimizin sonuna geldik. Şunu da özellikle belirtmeliyim ki 1 hafta süren gezimiz boyunca kafilemizde en küçük bir huzursuzluk yaşanmadan gidip geldik çok şükür. Bu özel ve güzel geziyi düzenleyen TYB Konya Şube Başkanı Ahmet Köseoğlu başta olmak üzere kafilemizde bulunan Ahmet Sorgun, Abdüssettar Yarar, Ziya Özboyacı, Mehmet Emin Parlaktürk, B. Bestami İnan, Mehmet Atilla Şirin, M. Şamil Şenalp, Dr. Hamdi Koçak, M. Veli Tekelioğlu, Namık Kemal Fındık, Ali İhsan Altay, Seyit Mehmet Sümer dostlarımıza ve ailelerine en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Bu ekiple başka geziler de nasip olur İnşallah. Ayrıca bize bir hafta boyunca bilgileri ile yardımcı olan rehberimiz Ümide Hanıma ve Sufi Turizm yetkililerine de teşekkürlerimi sunuyorum. Sağlıklı ve huzurlu yarınlar diliyorum.