Eskiden bahar yağmurlarında huzur bulurdum sesini dinlerken, izlerken yağışını. Hatta hızımı alamayıp çıktığımı, yağmurun altında gözlerimi kapatıp damlaların düşüşünü hissettiğimi anımsıyorum. Severdim yağmuru.
Lise çağlarımdaydı, yanlış hatırlamıyorsam okulla evin arası yürüyerek kırk dakika falan sürüyordu. Çoğunlukla belediye otobüsüne binerek dönerdik eve. Mesafe uzun olduğu için bazen yürümek isterdim, özellikle canım bir şeylere sıkkınsa. Açık hava ve yürüyüş her zaman huzur verir, rahatlatır insanı, kafanda ki kötü düşüncelerden kurutulursun. Hele bir de yağmur varsa hani şu 'avanak ıslatan' dediğimiz türden, olağanüstü olur o yürüyüş, arındırır seni, damlalar temizler sanki yeni doğmuş bir çocuk gibi olursun. Bir bahar günü okul çıkışında usul usul yağan yağmurun cazibesine kapılmıştım. Öyle güzel öyle ahenkli yağıyordu ki dayanamadım, bıraktım kendimi yağmur damlalarının saflığına ve sırılsıklam olana kadar yürüdüm. Boşuna dememişler avanak ıslatan diye. Eve varmama az bir şey kalmıştı, ama damlalar öyle bir akıyordu ki saçlarımdan yüzüme önümü göremiyordum arada bir kâğıt mendille gözlerimi kuruluyor, kaldığım yerden devam ediyordum yürümeye. Eskiden bahar aylarında hava daha soğuk olurdu, bir de ıslanınca tir tir titremeye başladım. Eve kadar dayanmam mümkün değildi. Oturup ısınabileceğim bir mekân arayarak devam ettim yoluma. Çok geçmeden önüme bir pastane çıktı, ganimet bulmuş gibi hemen daldım içeriye. Daha kapıyı açar açmaz yüzüme vuran sıcak havayı hâlâ aynı o andaki ki gibi hissederim, o ne mutluluktu Allah'ım. Hiç çok üşüdüğünüz bir anda sıcacık bol tarçınlı sahlep içtiniz mi? Olağanüstü bir zevk veriyor insana, denemediyseniz mutlaka deneyin. Yağmurdan dolayı dükkân hınca hınç doluydu adım atacak yer yoktu neredeyse. O kalabalıkta pastane sahibinin oturmam için getirdiği tabureye yer bulmak epey zor olmuştu. Şükür kasaya yakın bir yerde yer bulup oturdum usulca, çok geçmeden sahlebim de geldi dumanı tüte tüte, mis gibi tarçın kokusuyla. Eskiden sahlep orijinal dağ orkidesinden yapılırdı, şimdikiler gibi nişastadan değil. Mükemmel bir tadı ve kokusu vardı, içtikçe içesi gelirdi insanın.
Orada ne kadar kaldım bilmiyorum yarım saat belki de daha fazla...? İçimden çıkmak gelmiyordu ama yeni gelen insanları da düşünerek mecbur çıktım mekândan, ısınmak o sıcaklığı hissetmek onların da hakkı. Ve tekrar düştüm yollara, yağmur şiddetini artırmıştı. Kalan 5 dakikalık yolda yürüdüğüm otuz beş dakikalık yoldan daha fazla ıslanmıştım. Annemim kapıda beni gördüğünde ki yüzünü hatırladıkça hala gülerim. Epey bir fırça yemiştim o gün; "Koca kız oldun hala çocuk gibisin böyle havada o kadar yol yürünür mü be kızım hasta olacaksın sıkıntın beni bulacak, yordunuz beni, hayat değil siz yordunuz, çabuk üstünü değiştir...
Eskiden, severdim yağmurlu havaları, annem yanımdaydı. Bilirdim hep koruyup kollayacağını seveceğini, benim için endişeleneceğini, üzüleceğini, hasta olursam bakacağını. Ne zaman üşütsek, hasta olsak, tavuk suyuna bol limonlu pirinç çorbası yapardı anacığım, zorla içirirdi, bir an önce ayağa kalkmamız için. O bizim sırtımızı dayadığımız koca bir dağdı. O zamanlar farkında değildik, annesiz bir hayatın nasıl olacağının gençliğin verdiği heyecanla arada bir isyan ederek, hatta bazen kırarak geçti gitti günler. Büyüdük, koptuk, yuva kurduk, bizler de çocuk sahibi olduk unuttuk kendi yaşamımızın bitmek bilmez koşuşturmasında annemizi. Onun bize verdiği karşılıksız sevgiyi bizler de kendi çocuklarımıza verdik, ta ki ölüm bizden ayırana kadar, fark edemedik varlığının önemini...
Yağmurlu bir havada toprağa verdik annemizi, damlalar inerken üstünü örten toprağa, aklıma yağmurda yürüdüğüm gün geldi, tir tir titrediğim o gün.
Üşüdün mü annem incecik kefenle?
Artık sevmiyorum yağmurlu havaları, hüzün var, damlalarda geçmişe özlem var, kaybettiklerimize ağıtlar, pişmanlıklar. Hasret var, kocaman bir boşluk, birde bitmek bilmeyen yürek sızım. Yaşarken belki gönlünü alamadım, sevgimi gösteremedim sana her zaman, beni affet. Hep böyle olmaz mı, zaten yanındayken kıymetini bilemezsin sevdiklerinin sonra ölüm gelir alır onu senden, işte o zaman anlarsın değerini ama çok geçtir her şey için...
Çok özlüyorum seni annem. Sadece rüyalarımda gördüğüm yüzünü, o içimi ısıtan sesini, pamuk ellerini, her şeyini...
Anneler günün kutlu olsun annem hiç unutmadım seni...