Anlaşılmıyorum diyen kadınlar, biraz huzur diyen erkekler

Abone Ol

Çocuklarımızın okul ve hayat başarısının en büyük temel faktörü ailede atılır. Huzurlu, anlayışlı ve iletişim yönü güçlü ailelerinin çocukları hem akademik olarak hem de hayat okulunda daha başarılı olmaktadırlar. Bu nedenle eşlere büyük görevler düşer. Bugün evlilikte kadın-erkek ilişkilerine değinmeye çalışacağım.

Evlenme, eşler arasında birlikte yaşamaya ve karşılıklı yardımlaşmaya da imkân veren ve taraflara karşılıklı hak ve ödevler yükleyen bir sözleşmedir.  Nesli çoğaltır ve korur. Bir toplulukta aile ne kadar sağlam ve sağlıklı temellere oturur ise, o aileden meydana gelen toplum da o nispette sağlam ve sağlıklı olur.

Pekala aile içi iletişim nasıldır? Eşlerin birbirlerine yaklaşımının ilk günkü gibi devam ettiği söylenebilir mi? Neden son yıllarda boşanma oranlarında artış var?

Yeni bir hayatın başlamasında evlilik, yani nikah akti işin en kolay adımıdır. Yeni bir hayat, yeni bir yuva, her şey tozpembe! Ortalık sütliman. Yapılan hatalar, eleştiriler kolaylıkla absorbe edilir hatta çoğu zaman farkına bile varılmaz. 

Günler ayları, aylar yılları devirir. Artık yuvanın, ailenin temelini oluşturan karı ve kocanın, kadın ve erkeğin birbirlerine olan algıları, beklentileri değişir de değişir.

Erkek artık o yakışıklı ve sevecen adam değildir artık. Karısını dinlemeyen, işten eve yorgun gelip hizmet bekleyen, çiçeğe harcanan parayı israf sayan, çocuklarını ihmal eden, doğum günlerini unutan, ailesine kazandığını harcamayıp etrafa saçan, içki ya da kumar illetine bulaşabilen, karısına şiddet uygulayan, döven, bazen evine gelmeyen ya da geç saatlerde sabaha doğru gelen, bir adam haline dönüşür.

Kadına gelince!. Yumuşak huylu kadının kaybolduğu, her şeye dırdır eden, sürekli ilgi bekleyen, ev işlerinden şikayet eden, çocuğun bakımından şikayet eden, internette, televizyonda ya da mağazalarda gördüğü her indirim yazısına mıknatıs gibi yapışan, kredi kartlarının limitini zorlayan, her zaman erkeğin onu sevmediğinden yakınan ancak erkeğine en ufak bir sevgi gösterisinde bulunmayan, erkeğinin kafasının çalışmadığını düşünen, en iyiyi hep kendinin bildiğini ileri süren, egosu tavan yapan, dünyanın kendi etrafında döndüğünü düşünen ve böyle davranan, sordu memuru gibi erkeğin tüm hareketlerini sorgulayan, bozuk muslukları sık sık hatırlatan, aklına koyduğu şeyi yaptırıncaya kadar sürekli tekrarlayan, kendi dışında tüm kadınları düşman edinen bir kadın haline dönüşür.

Tüm bunlara ek olarak kaynanalar, kayınpederler, görümceler, baldızlar da işin içindedir. Çoğu zaman yaşanan tartışmaların baş rolünü alırlar. Kendilerinin haberi olmasa bile sık sık kulakları çınlatılır, karşılıklı ailelere ve sülalelere göndermeler yapılır. 

Aslını isterseniz kadının da erkeğin de aklında aynı soru vardır. Acaba benim için doğru insan değil miydi? Evlendiğim kadın/erkeğe ne oldu?

Cevaplara gelince, kadın ya da erkek olarak yukarıdaki yazdıklarımı yaptığınız sürece evlendiğiniz insan eşiniz değil de başkası olsaydı da aynı sorunları yaşayacaktınız. Dolayısıyla sorun karşınızdakinde değil. Sorunlarını karşınızdakine yüklemektense yukarıda yazdığım şeyleri yapıyorsanız bunlardan vazgeçmeye başlarsanız yol alırsınız. Ama ben bunu söyleyince bana, “ben yıllardır fedakarlık yapıyorum biraz da O yapsın!” demeyin. Ne olur sanki ha! Sen yapsan, sen de yapsan!

Yaratılış gereği kadının ve erkeğin doğası, mantık yapısı, duygusal yapısı, dünyayı algısı vs farklıdır.

Kadınlar, erkeğinin zihninden geçeni bilmesini isterler. Söylemeden, erkeğin durumunu anlamasını ve kafasında kurduğu nizamda adım adım davranılmasını isterler. Aile danışmanlığı yaptığım ailelerde gözlemlediğim sorunlar ve repliklerden bir kadın-erkek diyaloğunu sizlerle paylaşacağım. 

Kadın bir şeye bozulmuştur ve erkek sorar:

-Canım neyin var?

-Bir şeyim yok!

-Ama suratın asık, emin misin bir şeyin olmadığından?

-Yok dedim ya!

-Canın sıkkın gibi, ters bir şey mi oldu?

-Offfff. Bir şeyim yok dedim ya Volkan!

-Ne oldu çocuklar mı üzdü seni?

-Iıııı!Onlar değil!

-Ben mi bir şey yaptım? Bana mı kızdın?

-Bilmiyorum.

-Yahu kadın nasıl bilmezsin! Bir şeye ya kızmışsındır ya da kızmamışsındır. Kanser edersin adamı! Bilmemek nasıl oluyor Asuman? 

-Olur işte, Volkan olur. Sen beni hiç anlamazsın ki!

- Neyi anlamadım şimdi Asuman? Bir şey anlatmadın ki !.. Kaprisin tuttu yine!

-Elbette, ben ne kaprisi yapacağım ki. Ben neyi hak ediyorum ki senin gözünde. Bütün gün evi temizle, çocuklarla ilgilen, yemek yap, annenin telefondaki laflarına katlan. 

-Haydaaaa !

-Tüm bunların karşılığında kocan eve gelirken bir çiçeği sana çok görsün. Tek derdin eve gelip, yemek yemek, ayaklarını uzatıp televizyon izlemek. Bana bir derdin nedir? Nasılsın? Günün geçti demiyorsun? Bile!.

-Benim dışımdaki her şeye daha çok değer veriyorsun. Geçen günkü mutfaktaki saati tamir ettin. Ona bile benden daha çok değer veriyorsun. Hatta şu elindeki kumanda, izlediğin televizyon kadar bile değerim yok. Futbol takımının maçları olduğunda televizyona benden daha çok ilgi gösteriyorsun. Onunla evlenseydin keşke.

-İyi olurdu hakikaten Asuman. En azından sesini kısabilirdim.

Bu böylece sürer de sürer. Erkek bir süre sonra sessizleşir ve kadını duymamaya başlar. Kadınsa konuşmaya devam eder de eder. Aslında temlerine indiğimizde olayın bu kadar uzamasının ne kadar anlamsız olduğu ile yüzleşirsiniz. 

Kadının tek beklentisi, erkeğinin bir akşam eve gelirken bir hediye getirmesi ve O'nu sevdiğini söylemesidir. 

Erkeğin tek beklentisi ise, eğer bunları yapması gerekiyorsa kadınının O'nu önceden uyarması, haberdar etmesidir. Halbuki kadınlar bunu asla söylemezler. Erkek düşünmeli ve onların zihinlerinden geçeni anlamalarıdır.

Kadınların tek bir done ile milyonlarca senaryo yazabilme becerisi, erkeklerin sonuca odaklı düşünme yapılarıyla çatıştığı zaman, KADIN ANLAŞILMADIĞINDAN, ERKEKSE HUZUR BULAMADIĞINDAN şikayet eder durur. 

Kadınlar, erkekleri kendileri gibi karmaşık düşünce yapısına sahip olduklarını zannederler. Erkekler ise, kadınların bir sıkıntıları varsa bunu açık açık söylemelerini beklerler.

Sonuç olarak; kadınların detaycı ve süreç merkezli, erkeklerin ise genelci ve sonuç merkezli yapılarının çatışması günümüz dünyasında sık sık karşılaştığımız bir durumdur. Eşlerin birbirlerini yiyerek tüketmelerindense  birlikte yaşayarak ve birbirlerine hayat vererek birlikte olmaları gerekir. Nasıl mı? Çözüm evlilik akti gibi basit aslında! “Her an O'nu kaybedebilirim” duygusunu evlilikte taze tutmak, O'nsuz, yuvanın anlamsız, çocukların annesiz ya da babasız büyümelerinin acısını düşünerek, toplumun değer yargılarını tadarak, içselleştirerek ve en önemlisi O olmadan benim ve yuvamın bir anlamı olmazdı diyerek her anı yaşayarak olur.

Unutmayın sevgili anne babalar ya da yeni evli çiftler, HERŞEY SİZİNLE BAŞLAYIP SİZİNLE BİTİYOR !.. 

Ya ilişkinizin başlarında aşkınıza yaptığınız yatırımı evlilik sonrasında da korursunuz ya da umutlarla yeşerttiğiniz yuvanızı kendi ellerinizle kurutursunuz. 

Daima Eşinizin Değerini Bilin!

Sevgi ve Muhabbetle Kalın!