Rahmetli Abdürrahim Karakoç bir dörtlüğünde “bizim kapı” diye söylemiş;
Bizim kapı dost kapısı
Girene canımız kurban.
Selâm muhabbet tapusu
Verene canımız kurban.
Ya şimdi nerede böylesi kapılar?
Adam dört gün Ankara’da durmakla “Ankara Çocuğu” oluveriyor. Hâlbuki biz bu amcayı veya amcaları Ankara’ya iş yapsın diye belli zaman için yani süreli gönderdik. Bu amcalar belli zaman için gönderildiği unutup “Ankara Çocuğu” olmuşlar ara ki bulasın bulamıyoruz. Ha moda bize dönmüyorlar. Unutmayın zamanınız dolmak üzere gün ışımak üzere, biz sizi günü geldiğinde topaç gibi döndürürüz!
Daha ne kadar bizi yani Anadolu’nun esas sahipleri yiğit Türk insanını yalanlarınızla avutacaksınız?
“Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güleryüzlü adam ben değilim,
Yalandır kaygısız olduğum yalan. (Cahit Sıtkı Tarancı)
**
Enver Etik Hocamda Ziya Paşa’nın bir beytini paylaşmış;
Zâlimin rişte-i İkbalini bir âh keser,
Mâni-i rızk olanın Allâh keser!..Ziya Paşa,
“Zalim kişinin arzularını bağını Allah keser,
Rızka engel olanın rızkını Allah keser!..”
**
Buraya kadar anlatılanı anladık mı, yoksa Arıklı Bekçi Hasan Amcanın dediği gibi bir daha mı anlatalım mı?...
Gönül dostu Arif amcam bana; “Kök önemlidir. Kök toprağa sıkı sıkıya bağlı olmazsa o bitkiden yahut ağaçtan hayır gelmez..
Onun içindir her halükarda kök sağlam olmalıdır.
Köke ve kökene çok büyük önem vermeliyiz.
Köken olmazsa bostan da olmaz.
Köken anadır.
Köken ilk çıkış noktasıdır.
“ Asıl azmaz, bal kokmaz,
Kokarsa yağ kokar,
Onun aslı ayrandır.” Hep böyle demezler miydi bizim büyüklerimiz?
Rahmetli çilekeş Gülizar Ebem yine de:
--- Ay oğul, insan dediğin bir ot kökü, hepimiz birbirimizle kardeşiz. Derdi.
Sonra konuşmaya devam ederdi;
Benim anam babam Antalya’nın Alanya ilçesinin Bademağacı Köyünden Koçaş’a sonra bende Çiçek Köyüne oradan Dorla Köyüne geldim. Bak sizde Çumra’ya geldiniz kuzum. Derdi.
Eeee buradan nereye
**
Kim tay geldi?
Geçen gün yeni yetmelerden bir genç arkadaş bana sordu;
--- Ahmet Ağabey Tay Geldi ne demek?
--- Nerden icap etti de böyle bir soru sorma gereğini duydun?
--- Hüseyin Amca Ulu Caminin önünde bana; Sizin içinizde bir sürü tay geldi var. Onlardan size sıra gelmez. Boşuna yorulman. Oturun oturduğunuz yerde! Demişti de.
--- Sanki Hüseyin Ağabey doğru mu söylemiş?
--- Tamam, doğru söylemiş eğri söylemiş ben onu anlayabilmem için önce “TAY GELDİ” ne demek onu bilmen lazım.
--- Karaciğer Taygeldi;
ÇOCUKLU DUL BİR KADIN BİR ADAMLA EVLENDİĞİNDE, YENİ KOCASINA ÇOCUĞU İLE BİRLİKTE GİDER. Beraberinde getirdiği çocuğun adına TAYGELDİ derler. Bundan sonra olan çocuklarla ancak ana bir kardeş olurlar. Öz kardeş olmazlar.
Son zamanlarda sporda, siyasette, ticarette daha birçok alanda taygeldi olabilmektedir.
İnanın maya tuttuğu zaman hepsi tatlanır. Ki insan bu tada katlanır. Herkes geldiği yerin türküsünü söylerse çekilmez hal alır.
Başka deyişle ayarı bozuk çingene zurnası kimin ne çaldığı belli olmaz.
Hamd olsun ne tay geldik ne tay gittik. Dolayısı ile bu noktada da alınganlığımız olamaz.
--- Şimdi söyle bakalım bu soruyu neden bana sordun?
--- Ahmet Ağabey sadece öğrenmek için sordum. Ardında bir şey çıkarmak haddim değildir. Hele sana asla öylesi bir düşüncem olamaz, tamam mı?
--- Tamam, Can anladım. Makul sorulara makul cevaplar verilir. İstanbul da kendini üstat gören biri büro açmış. Kapısına;
“ HER TÜRLÜ SUALA CEVAP VERİLİR. SUAL SORULMAZ.”
--- Bu noktada bizim size soru sormamız yanlış oldu. Öyle değil mi?
Bir felsefe öğrencisi tatilde evine gelir. Sofrada yemek yerken baba sorar:
---Oğlum ne okuyorsun?
---Felsefe okuyorum.
---Felsefe nedir?
Genç bir şeyler anlatmaya başlar. Baba bir şey anlamaz. Baba sorar:
---Ne işe yarar bu felsefe?
---Meselâ şu sofradaki bir tavuğun iki tane olduğunu ispatlayabilirim, der. Başlar allengirli cümleler kurmaya. Baba hiçbir şey anlamaz. Sofradaki tek tavuğu önüne çeker, yemeye başlar:
---Bu tavuk benim olsun,
Ötekini de sen ye, der…..
Ha bu arada lep demeden leblebiyi anlayanlara selam olsun!