Bir hemşerimizin düğününde yemek sonrası çay içerken bir hemşerim gazetedeki köşemde “Ana yüreği” başlıklı yazımı okuduğunu hala unutamadığını söyledi.
Şuradan buradan derken bir süre sohbet ettik, amcalar kendilerine bilmem ne kadar zam var da emeklilere niye yok? Sen de emeklisin değil mi Ahmet ağabey? Dedi. Bende;
Memlekette 16 Milyon emekli var muhakkak onları da düşüneceklerdir dedim. Düşünmezler düşünmezler diye kafa salladı. Devam etti böylesi muhalefet olursa emeklileri düşünmezler.
Bugün öyle veya böyle kendilerine ulaşılamayanlar yarın kendilerinin aşılmayacaklarını sanmasınlar. Zamanı geldiğinde biz de onları düşünmeyiz. Sen kendine iyi bak Allah’a emanet ol Ahmet Ağabeyim! Diyerek ayrıldı.
Bizden söylemesi, çarşı pazarda, düğünde toyda böylesi sohbetler oluyor. Mecliste eğreti konuşmak için konuşmaları, dilek temennileri bulunmayı bırakın ve ittifak isek müttefikinize yüklenin gönülden isterseniz emeklilerin sorununu çözülebilir.
Diye bu yazıyı yazarken TV’de alt yazı geçti; “2026 Yılı Bütçesi Kanunu TBMM’de yapılan görüşmelerin ardından oy çokluğuyla kabul edildi.”
Bu demektir ki bizim isteklerimiz sonra ki yıla kaldı. Hani derler ya; Çiftçinin karnını yarmışlar kırk tane gelecek yıl çıkmış..
*
Gelelim bizi Ana Yüreği hikâyesine. Bilinen hikâyedir. Ananın evladına olan sevgisini anlatır.
Delikanlı küçük bir kasabada annesiyle mutlu bir hayat yaşamaktadır. Üstelik birbirlerinin tek varlıklarıdır. Günlerden bir gün kasabaya çok güzel bir genç kız gelir. Fakat genç kızın yüreği kendisi kadar güzel değildir. Gayet kibirli kendini beğenmiş ve gözü yükseklerde olan bir kızdır bu. Bizim delikanlı da genç kızın güzelliğine kapılmış ve kıza sırılsıklam aşık olmuştur.
Günlerce peşinden koşmuş ama kız delikanlıya hiç yüz vermemiştir. Bu arada delikanlının annesi olayın farkına varmış varmasına da hangi güç engel olabilirmiş ki delikanlı aşık olmuştur bir kere. Ana yüreği dayanamaz ve en sonunda delikanlıyı kıza karşı uyarır. Ne çare delikanlının gözü kızdan başkasını görmez.
Genç ve güzel kız ise delikanlıyı iyice kendisine bağlamış avucunun içine almıştır. Ana yüreği artık delikanlının böylesine sömürülmesine dayanamaz son defa oğlunu karşısına alıp konuşmaya çalışır ama boşa kürek çektiğini anlar. Delikanlı eski delikanlı değildir artık...
Ertesi gün delikanlı yine genç kızın peşinden koşarken onu ölesiye sevdiğini ve evlenmek istediğini söyler. Kalbi kendisi kadar güzel olmayan kız bu işe bir şart koşar:
--– Annenin yüreğini bana getirirsen seninle evlenirim.
Delikanlının gözü aşktan başka hiçbir şey görmediği için bu isteği düşünmeden kabul eder. Koşarak annesinin yanına gelir ve:
" Senin yüreğin genç kızla birlikte olabilmem için tek yol!" der.
Annesi hiç tereddütsüz yüreğini söker ve delikanlıya verir. Delikanlı büyük bir sevinçle genç kıza geri döner fakat yolda ayağı taşa takılıp düşer. İşte o anda ana yüreğinden bir ses gelir:
---“CANIN ACIDI MI YAVRUM?!..."
Evet, biz bu memleket bu devlet bu millet için her zaman yüreğimizi vermeye hazırız.
Ancak yüreğimizi söküp verdiklerimiz. Yüreğimizi taşıyabiliyorlar mı?
Yahut yüreğimizi feda etmeye değerler mi?