Yazılarımda güncel tabir edilen konulardan uzak durmaya, özellikle siyasetçilerinki olmak üzere kişi adlarını anmamaya çalıştığımın farkındasınızdır herhalde. Ama bugün, bu genel çizgimin dışına çıkıp gazetelerden birinde karşılaştığım zaman göz ardı edemeyeceğimi düşündüğüm bir manşeti sizlerle paylaşacağım.
Manşet şöyle Davutoğlu: Aktif vatandaş topluluğu istiyoruz. Bu isteğe katılmamak mümkün mü? Batı dillerinden Türkçeye geçen aktif kelimesi, aktivitede bulunanı, etkin olanı, faaliyette bulunanı anlatıyor. Bunun tersi ise inaktiflik, etkin olmama ve faaliyette bulunmama.
Gezen tilki yatan aslandan yeğdir sözünü de hatırlarsak aktivitenin özünde bir olumlama olduğunu hemen fark ederiz. Aktivite olmadığı zaman durgunluk, durağanlık ve peşinden, bazen kantitede de olmak üzere, hemen daima kalitede azalma geldiğini düşünebiliriz.
Bu olumlu çağrışımlara rağmen, kelimenin içini nasıl dolduracağımız, yani aktivite deyince hangi faaliyetleri yapacağımız önemlidir. Evet, yaşatmaya çalışmak bir aktivitedir, ama öldürmeye çalışmak da bir o kadar aktivite gerektirir.
Dolayısıyla Sayın Başbakan'ın aktif vatandaş topluluğu derken hangi türden aktiviteleri yapanları kastettiğini bilmek lazım. Haberin ayrıntılarında kimin aktif vatandaş olduğu ya da nasıl aktif vatandaş olunacağına dair bilgi neredeyse yok gibi. ABD'de yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına yapılan hitaptan Başbakanımızın aktiflikle seçimlere ve ekonomik faaliyetlere katılma, milli davalarda devletten yana çalışmalar yapma gibi hususları dile getirmek istediği anlaşılıyor.
Kuşkusuz her devlet vatandaşından bu konularda aktif olmasını bekler, ancak aktif vatandaşlık söz konusu edildiğinde bunu devletin belirlediği vatandaşlık görevlerini yerine getirme olarak anlamak mümkün değildir. Aktif vatandaşlık son on yıllarda Avrupa'da vatandaşın devletle ilişkileri bağlamında gelişen siyasal bir kavramdır.
Aktif vatandaşlık, vatandaşın bile isteye dışında tutulduğu bir sürecin son aşamasında oy vererek söz hakkını temsilcilere (örneğin milletvekillerine) bırakması değil, tam aksine seçim sürecinin ve seçilenlerin yaptığı yasama, yürütme ve denetleme faaliyetlerinin her aşamasında belirleyici olabilmesidir. Vatandaşın belirlenen aralıklarla sandığa gitmesi ve ondan sonraki karar alma süreçlerinin dışında tutulması aktif vatandaşlık olarak adlandırılamaz.
Doğrusu ben Sayın Başbakan'ın da yukarıda belirttiğim görüşleri paylaştığını düşünmek istiyorum. Aksi halde aktif vatandaşlık kavramından bahsettiğini söyleyemeyiz; sadece bir konuşma sırasında denk düşmüş, aktif kelimesi ile vatandaş kelimesini art arda kullanmıştır diyebiliriz. Bu ise Anne Sexton'un tarafımdan dilimize aktarılan şu şiirinde vurguladığı gibi onarılamaz yanlış yorumlamalara kapı aralayabilir.
KELİMELER
Kelimelere dikkat edin
Harikulâde olanlarına bile.
Çünkü harikulâde için
En iyisini yaparız yapabileceğimizin
Bazen arı gibi sokup
Bir buse bıraksalar da,
İğne yerine.
Parmaklar gibi olabilir kelimeler
Ve kayalar gibi emin
Üstüne oturmanız için.
Ama hem papatyalar gibi ak olabilirler
Hem de bereler gibi siyah.
Yine de severim kelimeleri.
Tavandan düşen güvercinlerdir kelimeler.
Dizlerimde oturan altı kutsal portakaldır onlar.
Onlar ağaçlar, yazın bacakları onlar
Ve güneş ve onun ateşli yüzü onlar.
Ne ki kelimeler sıklıkla yanıltır beni.
Söylemek istediğim çok şey var
Bir dolu hikâye, atasözleri, vecizeler ve saire
Ama kifayetsiz kelimeler.
Yanlış olanlar gelip öpüyorlar beni
Bazen uçarım kartal gibi
Ama bir çalıkuşunun kanatlarıyla.
Yine de kelimelere dikkat etmeye
Ve nazik olmaya çalışıyorum.
Kelimelere ve yumurtalara itinayla dokunmalı.
Bir kez kırıldılar mı
Onarılamazlar zira.
***
Bu dünya yapıp ettiklerimizin yankılanıp bize döneceği bir dağdır. (Mevlana)