Selamet Akıncıları Derneği Başkanı Ahmet Tanrıverdi, Türkiye’de farklı inanç ve kimliklerin barış içinde bir arada yaşaması hakkında basın açıklamasında bulundu.
Başkan Ahmet Tanrıverdi, Türkiye’de farklı inanç ve kimliklerin barış içinde bir arada yaşaması esas olduğunui inançlar üzerinden ayrıştırıcı ve tahrik edici söylemler toplumsal huzura zarar verdiğini belirtti.
Türkiye Cumhuriyeti'nde, farklı inançların, kültürlerin ve kimliklerin yüzyıllardır bir arada yaşadığı kadim bir medeniyetin mirası üzerine kurulduğunu ancak son dönemlerde bazı siyasi çevrelerin ve ideolojik grupların, toplumun inanç değerlerini hedef alan, ayrıştırıcı ve tahrik edici söylemler kullandığının görüldüğünü belirterek şu ifadelere yer verdi:
“İslam şeriatı istemiyoruz” gibi sloganların; milyonlarca Müslüman vatandaşın inanç dünyasını yok sayan, toplumsal huzuru zedeleyen ve gereksiz kutuplaşmayı körükleyen bir dil içerdiği açıktır. Hiç kimse, bir başkasının inancını aşağılayamaz, onun kutsallarını alay konusu yapamaz ve bu toprakların manevi değerleri üzerinden siyaset üretemez. Türkiye’de “İslam şeriatı istiyorum” diyenler; adaletin, ahlakın, kul hakkının ve ilahi hükümlerin toplumda hâkim olmasını arzu ettikleri için bunu ister. İnançlarına göre şeriat, zulmün değil hakkın ölçüsüdür.''

İslam şeriatı istemiyorum diyenlere ise, bireysel özgürlüklerin kısıtlanacağını, farklı inanç ve yaşam tarzlarının baskı göreceğini ifade eden Başkan Tanrıverdi konuşmasıın devamında şu ifadelere yer verdi:
''Asıl mesele, birbirini düşman görmek değil; neyin adalet, neyin zulüm olduğuna dair ortak bir vicdan zemini bulabilmektir. Unutulmamalıdır ki; İslam dinini yaşamak, bu ülkenin milyonlarca vatandaşının en temel hakkıdır. Nasıl ki farklı inançlara sahip bireylerin özgürlükleri anayasal güvence altındaysa, Müslümanların da inançlarını özgürce yaşaması aynı şekilde korunmaktadır. Türkiye’de 23 yıldır görev yapan siyasi irade döneminde; camiler kadar kiliseler, havralar ve sinagoglar da restore edilmiş, farklı inanç gruplarının ibadet özgürlüğü genişletilmiş ve ayrımcılığa karşı önemli adımlar atılmıştır. Bu gerçek ortadayken, toplumu yeniden inanç üzerinden karşı karşıya getirmeye çalışmak; ülkemizin birlik ve beraberliğine hizmet etmez. Bugün Türkiye’nin ihtiyacı; kavga dili değil, saygı dilidir. Ayrıştırma değil, kucaklaşmadır. İnançlar üzerinden gerilim üretmek yerine; yoksullukla, adaletsizlikle, eğitim ve üretim sorunlarıyla mücadele edilmelidir. Siyasetin görevi toplumu bölmek değil, birleştirmektir. Buradan açıkça ifade ediyoruz: Hiç kimse bizim inancımıza müdahale edemez. Hiç kimse kutsallarımızı hedef alarak siyaset yapamaz. Hiç kimse bu milleti Türk-Kürt, Alevi-Sünni, inanan-inanmayan diye bölmeye çalışamaz. Bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu vatandaşları olarak; devletimizin kanunlarına bağlı, inancını özgürce yaşayan ve toplumsal barışı savunan bir duruşa sahibiz. Talebimiz çok nettir: Saygı, adalet ve dürüst siyaset. Toplumu germekten vazgeçin. Ayrımcılığı bırakın. Milletin değerleriyle kavga etmeyin. Türkiye’nin birliğine, huzuruna ve kardeşliğine zarar verecek her türlü söylemin karşısında; sağduyunun, hukukun ve toplumsal barışın yanında durmaya devam edeceğiz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.''




