Kimler geldi, kimler geçti...
Büyük buluşmalar, söylenenler, vaatler, söz sanatları, kinayeler, dokundurmalar, büyük coşkular, gaz vermeler, ara gazı ile nefeslenmeler, inatlaşmalar, atışmalar, tutuşmalar, kaynaşmalar...
Coşkulu kalabalıklar, atılan sloganlar, dev mitingler ve organizasyonlar, efsane söylemler, kucaklaşmalar...
Asılanlar,kesilenler ve dahası...
Yılların birikimini içinde barındıran, büyük bir gürültüyü hapseden, ancak en küçük bir ses veremeyen, canlıların heyecanlandığı yerler, meydanlar...
Kimi ağırlamadı ki bu meydanlar, kimleri kabul etmedi ki?
Meydanların bir hikmeti, bir albenisi, meydanlara has nitelikleri ve özellikleri mi vardı ki, meydanları dolduranlar meydanlara hitap edenlerin dillerinin bağını çözüveriyor?
Dünde aynı şeyler yaşanıyordu, bugün de aynı şeyler...
Her seçimin öncesinde bu meydanlar dolar dolar taşar. Her gelen lider, 'hele bi gelin bakıyım, size ne diyecem' diyerek çağırır adeta müritlerini. Toplanırlar biraraya. Lider başlar konuşmaya... Zaten bu tür etkinlikler de olmasa, vatandaş siyasi liderleri dünya gözüyle hiç görmez. Birçoğu da bu yüzden gider. Merak eder nasıl bir şeymiş bu diye... Gidip dünya gözüyle görmek ister.
Sonrasında bilindik şeyler işte. Bu aralar örneklerini sıklıkla görüyoruz. Daha biri boşaltmadan diğeri dolduruveriyor meydanları. Sonrasında gelsin süslü püslü cümleler ardı ardına...
Şimdiye kadar devran hep bu şekilde döndü. Ancak bu seçimde siyasilerin ideolojik söylemleri yerini daha çok halk adına, halk için ve halktan yana söylemlere bıraktı. Bunun en bariz örneği, büyük bir bölümü asgari ücretle çalışan halk için asgari ücret üzerinden üretilen söylemlerdi.
Aslında makul ve olabilitesi yüksek şeyler söylüyor liderler. Asgari ücretin bin 400- bin 500 lira olacağını söylüyorlar. Her ne kadar bu iş seçim vaadi ve propaganda mahiyetine büyünmüş olsa da bunlar olası şeyler.
Çok zor değil asgari ücreti bin 400 lira yapmak. Mevcut durumda asgari ücret 949 lira. Asgari ücretle çalışanların beklentileri de asgari ücretin bin 300 küsur lira olan açlık sınırının üstünde olması.
Diğer taraftan asgari ücretle çalışıp da bu söylemlerin boş olduğunu düşünenlere de kızıyorum. Hem diyorlar ki asgari ücret en azından açlık sınırının üzerinde olsun; hem de bunu vereceğini söyleyenlere burun kıvırıyorlar.
Sözlerim yanlış anlaşılmasın!
Ben şu ana kadar hiçbir yazımda siyasi görüş beyan etmedim. Şu partiyi veya bu partiyi destekleyin demedim, demem. O sizin bileceğiniz iş. Ancak bu dönemler ağlayanın gözden olmayacağı, ağıtlarının karşılığını alabileceği dönemler.
Partizanlığı bir kenara bırakıp, gerçekleri görmek, neyi istediğimizi de iyi bilmek gerekir. Yoksa o meydanlarda konuşulanlar, siz meydanlardan çekildikten sonra, meydanların beton yığınları içerisinde kaybolup gidecek.
Tıpkı öncekilerin yok olup gittiği gibi...
Mesnevi'den:
Baş gözü, daima bedeni görür; can gözüyse, hünerli canı...