80 BİNDE DEVR-İ ALEM
Konya'nın gündeminin Şeb-i Arus törenlerine kilitlendiği, Şehir Meydanı'nda Kitap Günleri'nin sonuna yaklaşıldığı, Rasim Özdenören ve Nuri Pakdil gibi fikir üstadı iki değerli yazarın şehrimizi onurlandırdığı bir cumartesi gününde eşim ve Ankara Haymana'dan gelen misafirlerimle farklı bir mutluluk yaşadım.
Haymana'nın Yamak köyünde görev yapan bir yakınım, arabalarına atlayıp, zahmet edip Konya'ya kadar geldiler, günübirlik de olsa misafirim oldular. Aralık ayının kısa gününde onları Konya'mızın güzel bir yerine, Kitap Fuarı'na ve Mevlâna Müzesi'ne, Alaaddin Tepesi ve civarına götürmek istediğimi söyleyince çok sevindiler.
Önce 80 Binde Devr-i Alem doğru yola çıktık. Açılışından bugüne kadar işin doğrusu ben de hiç gitmemiş, sağından solundan, önünden arkasından birkaç kez geçmiş, kocaman dinazorları dışarıdan görmüş, ama içini gezip dolaşmamıştım. Gezimiz iyi ki geldik, iyi ki gördük dediğimiz bir gezi oldu.
Daha ilk bakışta ismi, ünlü Fransız yazar ve gezgin Jules Verne'nin 80 Günde Devr-i Alem isimli eserini hatırlatsa da, bu güzel parkın adı 80 Binde Devr-i Alem idi. Sanırım seksen bin metrekarelik bir alana kurulduğu için bu isim verilmişti. Ama böyle geniş bir parkı da seksen dakikada tam olarak gezemezdik. Çünkü zamanımız kısaydı, ayrıca gideceğimiz başka yerler de vardı.
Üç bölümden meydana gelen 80 Binde Devr-i Alem Parkı üç bölümden meydana gelmiş, bütün incelikler düşünülmüş. İtibarda tasarruf olmaz denilerek masraftan kaçınılmamış. Konya'ya bir değer, bir itibar kazandırma hedeflenmiş. Hedefe de ulaşılmış.
Masal kahramanlarının bulunduğu Pamuk Şekeri ve dinazor maketlerinin yer aldığı T-Reks adlı bölüm herkesin özellikle çocukların yoğun beğenisini topluyor ve gelenler dinazorların önünde, sağında, solunda resim çekme, çektirme yarışına giriyorlardı. Dinazorlar da canlı gibi ses çıkarıyorlardı.
Cihan-ı Türk adlı bölümde ise, atalarımızın Adriyatik'ten, Çin Seddi'ne kadar kurmuş olduğu medeniyet sürecinde, taştan yapılmış abide eserlerin minyatürleri, 120 maket eser bulunuyor. İstanbul'daki Miniatürk'ü de hatırlatan bu bölümde eserlerin boyutları biraz daha küçük olsa da çok güzeldi.
Bu bölümde eserler hakkında ziyaretçilere 6 dilde bilgi veren cihazlar çok iyi düşünülmüştü. Ama şimdiden bu cihazların kimisi çalışıyor, kimisi çalışmıyordu. Kimisi ise Türkçe isteyene Almanca, Almanca isteyene Arapça konuşmaya başlıyordu. Anlaşılan güvenlik memurları bu cihazlar koruyamıyorlardı.
Anıtkabir ve Ak Saray'ın, Luna Park'ın, piknik alanlarının, etli ekmek ve kebap salonlarının olmaması belki bazı ziyaretçiler tarafından eleştiri konusu yapılabilirse de işin doğrusunu yetkililer bilir.
En çok bilinen 25 Masal Kahramanı, ortam canlandırmaları, ünlü komedyenlerimiz, masal ağacı ve 51 metre uzunluğundaki Osmanlı Kadırgası da ziyaretçilerin ve bizlerin dikkatini çekti. Nerede durduk, neyi gördük hepsinin resmini çektik. Zihnimize güzellikler not ettik.
Mescidinden, tuvaletlerine, kafeteryasından, dinlenme ve oyun alanlarına, temizlik ve düzenine kadar her şeyine hayran kaldık.Gez Konya'yı, Gör Burayı diyerek Kitap Fuarı'na doğru, Mevlâna'ya doğru yola çıktık.
Bu güzel parkın şehrin oldukça dışarıda olması, Krom Magnezit Fabrikası'nın tam karşısında bulunması bir handikap gibi görünse de, Meram Yeni Yol, Lalebahçe otobüs ve dolmuşlarının buraya kadar gelmesiyle ve başka tedbirlerin alınmasıyla bu sorun çözülebilir.
Parka girişin ücretli olması da belki burayı koruma ve yaşatma için gerekli gözükebilir ise de, ücretin yarıya indirilmesi daha çok ziyaretçinin tekrar tekrar gelmesine neden olabilir. Benden söylemesi. Bir de tanıtım ve reklâm yoluyla bütün ziyaretçilere ulaşılabilir.
Özellikle Şeb-i Arus törenlerinin arefesi olan bu günlerde pek çok ziyaretçi buraya da yönlendirilebilir.
Bu güzel parkı Konya'mıza kazandıranlara, eski Meram Belediye Başkanı Dr. Serdar Kalaycı'ya ve sebep olan, katkıda bulunan herkese teşekkür ediyor, yeni Belediye Başkanı Fatma Toru'dan da böyle kalıcı eserler bekliyoruz.
KİTAP GÜNLERİ, NURİ PAKDİL VE RASİM ÖZDENÖREN
Kitap Fuarı cumartesi günü ikindiden sonra yazar ve mütefekkir Nuri Pakdil ve Rasim Özdenören'in Konya'ya onur konuğu olarak gelmeleri nedeniyle tıklım tıklımdı. İğne atsanız yere düşmezdi. Uzun imza kuyrukları oluşmuştu.
Her iki yazara da ulaşmak çok zordu. Onlarca kız ve erkek öğrenci, başları açık, başları kapalı pek çok kız öğrenci, esnaf, memur, işçi ellerine aldıkları eserleri yazarlarına imzalatmak için yarışıyorlardı. Aşırı izdiham nedeniyle her iki yazarımızın yanına yaklaşamadım. Kimsenin de önüne geçip, haksızlık yapmak istemedim. Uzaktan Nuri Pakdil'i izledim. Kitap imzalamaktan yorgun düşmüş, ak saçlı, solgun benizli, nur yumağı bir bilge gibiydi.
Bir ara Rasim Özdenören'in hastaneye kaldırıldığını söyledi arkadaşım Duran Çetin. Kızım için Duran Çetin'den Portakal Kızım kitabını alarak imzalattım.
Nuri Pakdil'in kitap imzalamaya ara verip, okuyucularıyla, gençlerle kısa bir sohbet yapacağını işitince hemen eşimle birlikte çadırın kafeterya bölümüne geçtik. Bir yer bulup oturduk.
Nuri Pakdil ilerlemiş yaşına rağmen geldi. Alnı ak, duruşu vakurlu idi. . Herkesi anti kominist, anti kapitalist, anti siyonist, anti kemalist, anti firavunist duygularla selâmladığını söyledi. Kısa bir konuşma yaptı. Hz. Muhammed'den başka ulu bir önder tanımıyorum dedi. Bütün Müslümanlar gibi arap Müslümanlar da benim kardeşimdir, kalbimin yarısı Mekke ise diğer yarısı Medine'dir. Kudüs ise ikisinin üzerini örten bir tüldür diye devam etti.
Gençler okuyun, çok okuyun, donanımlı yetişin, bir yabancı dili mutlaka çok iyi öğrenin diye gençlere öğütlerde bulundu. Her cümlesi ayakta alkışlandı.
kitaplarla ve kitapçılarla dost olunuz. Hepinizin evinde bir kitaplık mutlaka bulunsun. Kitap alma alışkanlığı edininiz, bizim anayasamız Kur'an, Oku! diye başlar diyerek sözlerini tamamladı ve soruları cevaplandırdı.
Sonuçta 80 Binde Devr-i Alem'den, daha güzel bir aleme gelmenin hazzını bir daha yaşmış olduk, akşam ezanlarıyla birlikte, başka bir programa yetişmek üzere evimize yöneldik.
GÜNÜN SÖZÜ
KAMİL ODUR Kİ KOYA, DÜNYAYA BİR ESER
ESERİ OLMAYANIN YERİDE YELLER ESER.
HADİMÎ HZ.