23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI

Abone Ol

23 Nisan… Sadece bir tarih değildir. Bir milletin küllerinden doğduğu, kendi iradesini dünyaya ilan ettiği gündür. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla birlikte Türk milleti, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek kaderini kendi ellerine aldı. Bu büyük adımın ardından 1921 yılında 23 Nisan, “Hâkimiyet-i Milliye Bayramı” olarak kabul edildi ve yeni kurulan devletin ilk bayramı oldu.

Ancak bu bayram zamanla sadece bir egemenlik günü olarak kalmadı. Milletin en hassas yarasına, en derin acısına dokundu: çocuklara…

Savaş yılları, en çok çocukları yaralamıştı. Daha “meme çocuğu” iken babasız kalanlar, “mama çocuğu” iken yoklukla büyüyenler, “oyun çocuğu” olması gerekirken hayatın yükünü omuzlayanlar vardı. İşte bu yüzden Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin çalışmalarıyla 23 Nisan, çocukların da günü haline gelmeye başladı. Amaç sadece çocukları sevindirmek değildi; asıl amaç, toplumun yetimlere, kimsesizlere, muhtaç çocuklara sahip çıkmasını sağlamaktı.

1923’ten itibaren yardım kampanyalarıyla desteklenen bu süreç, 1924’te Latife Hanım’ın da himaye faaliyetlerinde yer almasıyla daha görünür hale geldi. Mustafa Kemal Atatürk’ün açık desteğiyle birlikte 1925’lerden sonra 23 Nisan, “Çocuk Günü” ve “Çocuk Bayramı” olarak da anılmaya başlandı. 1927’ye gelindiğinde ise artık herkes bu günü çocukların bayramı olarak kabul etmişti.

Bu bir tesadüf değildi. Çünkü Atatürk, savaş meydanlarında kazanılan zaferlerin, çocukların kalbinde ve zihninde korunmadıkça kalıcı olmayacağını biliyordu. Bu yüzden 23 Nisan’ı çocuklara armağan etti. Bu armağan, aslında bir hediyeden çok bir emanetti.

Bir öğretmenin sınıfta dediği gibi:
“Emanet, sahibinin senden güçlü olduğu hâlde sana güvenerek bıraktığı şeydir.”

İşte bu vatan, bu bayrak ve bu gelecek; çocuklara böyle bir güvenle bırakıldı.

Çanakkale’de Birleşik krallığın deniz komutanı Churchill’in söylediği o söz hâlâ kulaklarda yankılanır:
“Sizin çiçeklerinizi kopardık.”

Evet, bu milletin en güzel evlatları, daha hayatlarının baharında toprağa düştü. Ama o koparılan çiçeklerin yerine yeni filizler yetişti. İşte 23 Nisan, o filizlerin bayramıdır.

1929 yılında kutlamaların “Çocuk Haftası”na dönüştürülmesiyle birlikte bu bilinç daha da yaygınlaştı. Artık sadece bir gün değil, bir hafta boyunca çocukların önemi konuşuluyor, onların ihtiyaçları gündeme getiriliyordu. Çünkü mesele sadece eğlence değildi; mesele, bir milletin geleceğini sağlam temeller üzerine kurmaktı.

Bugün 23 Nisan denildiğinde akla bayraklar, şiirler, törenler gelir. Ama bu görüntünün arkasında çok daha derin bir anlam vardır. Bu bayram; çalışmanın, ahlakın, merhametin ve sorumluluğun bayramıdır.

Çünkü bir milletin gücü sadece ordusuyla değil, yetiştirdiği çocukların karakteriyle ölçülür.

Eğer bir çocuk doğruyu savunuyorsa, eğer bir çocuk haksızlığa boyun eğmiyorsa, eğer bir çocuk yetimi fark edebiliyorsa…

İşte o zaman 23 Nisan gerçek anlamına ulaşmış demektir.

Unutmamamız gerekir ki;
bu bayram sadece gülen çocukların değil, sessizce bir köşede duran, içinden “Keşke babam da burada olsaydı” diyen yetim çocukların da bayramıdır.

Ve 23 Nisan, dünyada eşi benzeri olmayan bir bayramdır. Çünkü başka hiçbir millet, egemenliğini çocuklarına emanet edecek kadar büyük bir güven göstermemiştir.

Atatürk’ün bu sessiz vasiyeti hâlâ geçerlidir: “Bu ülkeyi yükseltecek olan sizlersiniz.”

Bu yüzden 23 Nisan’da sadece sevinmek yetmez. Çalışmak gerekir. İyi insan olmak gerekir.
Emanete sahip çıkmak gerekir.

Bugüne bir not düşelim:

Geliniz, bugünü yalnızca şenlik değil; merhamet günü yapalım. Fakir çocukların yüzüne umut, kalbine güven bırakalım. Çünkü gerçek cumhuriyet, çocukların gözlerindeki ışıktır.

Çünkü 23 Nisan, bir bayramdan çok daha fazlasıdır. Bir milletin çocuklarına duyduğu inancın, güvenin ve umudun adıdır.